top of page

Kendi Değerini Başkasının Gözünde Aramayı Bırak: Değersizlik Duygusuyla Nasıl Başa Çıkarım?

2 gün önce
6 dakikada okunur

Şu hatayı çok yapıyorsunuz arkadaşlar. Genel olarak söylüyorum ama anlatacaklarım özellikle kadın arkadaşlarımın kulağına küpe olacak. Hayatınıza gelen bir adamın davranışını bir veri olarak almak yerine kendi değeriniz hakkında verilmiş bir karar gibi okuyorsunuz. Adam yazmıyor, kadın bunu "Beni umursamıyor" diye çeviriyor. Adam başkasına yazıyor, kadın bunu "Demek ki o kadın daha değerli" diye çeviriyor. Adam ilişkiyi taşıyamıyor, kadın bunu "Demek ki ben sevilmeye layık değilim" diye çeviriyor.

Oysa gerçek hayatta çoğu zaman olan şey farklı. Bir erkeğin yaptıkları çoğu zaman senin değerini değil, onun kapasitesini, karakterini, korkusunu, yatırım yapabilme gücünü ve ilişkiyi taşıma becerisini gösterir. Sen bunu kendine çevirirsen sadece bir ilişki yarası yaşamazsın, kendi zihnini kendine karşı sabote etmeye başlarsın.

Bir erkeğin seni seçmemesi neden bu kadar can yakıyor?

Bir erkeğin seni seçmemesi neden bu kadar can yakıyor? Bazı erkeklerin de bir kadının onu seçmemesi canını yakıyor. Neden aynı hikaye farklı adamlarla, erkek arkadaşlar için söylüyorum, farklı kadınlarla tekrar ediyor? Daha önemlisi, adamın davranışlarını kendi değerinin ölçüsü haline getirdiğinde neden hayatındaki tüm denge dağılmaya başlıyor? Çok önemli sorular bunlar.

Birinin sana yazmaması can yakabilir. Bir başkasına ilgi göstermesi daha da çok can yakabilir. Hatta bazen gerçekten başka birini sevdiğini, sana vermediği ilgiyi ona verdiğini de görebilirsin. Ama kadınların çok büyük bir kısmı burada yine aynı hatayı yapıyor ve hemen şu soruya düşüyor: "Ne yaptım da bunu hak ettim? Bende eksik olan, yetersiz olan ne?" Bu sorgu biçimi seni gerçeğe götürmüyor arkadaşım. Çünkü bir kıyaslama tuzağına düşüyorsunuz. Bu zihnimizin yaptığı bir hata. Farkındalığını geliştirmemiş bazı erkekler bunu iş hayatında, başarıda yapabiliyor. Kadınlar da ilişkide çok yapıyor.

Kendine hangi soruları sormalısın?

Bugün şuna niyet edelim arkadaşlar: Kendinizi aşağı çektiğiniz, kendi kendinizi yargıladığınız bir mahkemeye götürmek yerine kendinizin avukatı olabilmelisiniz. Çünkü o noktada artık bir partneri, bir adamı analiz etmiyorsun. Onun davranışını alıp kendine ceza kesiyorsun. Kendinize doğru soruları sormuyorsunuz.

"Erdem, doğru sorular ne?" diyeceksin. "Bu adam ya da bu kadın beni neden sevmiyor?" değil. "Bu adamın net olmadığını neden zamanında göremedim? İkili oynadığını neden erken fark edemedim? Birinin tutarsızlığını, karakteriyle ilgili seçimlerini neden kendi değersizliğim gibi okudum?" Kendini doğru sorgulamak "Ben kötü müyüm, eksik miyim, yetersiz miyim?" gibi güçsüz, kalitesiz sorular sormak değildir. "Neyi erken okumadım? Neyi romantize ettim, neyi duygusallaştırdım? Bir adamın gerçek olmayan aşkını, sadece kadınsı özelliklerime olan ilgisini neden romantize ettim? Hangi tutarsızlığı görmezden geldim?" Bunlara bakmak çok önemli. Çünkü seni daha iyi hale getirecek olan bu sorgulardır.

Hızlı yakınlaşmak neden gerçeği görmeni engeller?

Daha önceki videolarda da söyledim, hızlı yakınlaşmak insanların gerçek karakterini görmeni zorlaştırır. Erkekler için cinsellik bir ilişkide ödül gibidir. Kadınlar için ise aynı şekilde değildir, kadınlar için adamın ilgisi ödül gibidir. Bu yüzden adamın ilgisini almak, seni sevmesini ya da sana daha yakın olmasını sağlamak için seni bu yönde manipüle etmesine asla izin vermemelisin. Hızlı yakınlaşma konusunda aceleci davranmamak karşındakini çok daha iyi tanımanı ve sana ne için geldiğini anlamanı sağlar. Kaliteli, uzun vadeli bir ilişki istiyorsan bu önemli. Çünkü sana sadece kadın kimliğin için gelen biri sadece onun için gelecektir. Sevgili kimliğin için gelmeyecektir arkadaşım. Bu yüzden kimseyle hızlı yakınlaşmayın ve kendinize doğru soruları sorun.

Hataların varsa, gerçekten senden kaynaklıysa yüzleşmek iyidir. Ama ilk bakman gereken yer şu: "Ben neyi yanlış anlamlandırdım?" Çünkü o noktada gerçeği görmüyorsun, artık adamı okumuyorsun. Değersizlik inancı çalışmaya başlıyor.

Bir adamın davranışı neden senin değerini ölçemez?

Adamın davranışını kendi öz değerini tartan bir terazi gibi kullanıyorsun. Sorun şu: Bir erkeğin terazisi çoğu zaman bozuk olabilir. Sadece erkeğin değil, kadının da. Karşı cinsten partnerine göre kendine değer biçersen o teraziye nasıl güvenebilirsin ki? Karşındaki kişinin dünya standartlarında, endüstriyel standartlarda bir değer ölçüsü mü var? Alakası yok. Onun yaptığı şey daha çok kendi değeriyle ilgili bir gösterge olabilir. Çünkü bir insan önce kendine saygı duymalı arkadaşım. Partnerine saygısızlık yapıyorsa, onu kandırıyorsa, ikili oynuyorsa bu onun kendi değersizlik duygusuyla ilgilidir.

Toparlayacak olursak bu tarz durumları kendi değerinin ölçüsü olarak algılamayın. Bir erkek seni istemeyebilir. Senden hoşlanıp yine de ilişkiyi taşıyamayabilir. Senden etkilenip yine de tutarsız olabilir. Başka bir kadına daha çok yatırım yapıyor olabilir. Ama bunların hiçbiri tek başına senin daha az olduğunu kanıtlamaz.

"Artık ilişki yaşanmıyor, erkekler eskisi gibi değil, kadınlar da eskisi gibi değil" gibi kişisel yorumlar duyabilirsiniz. Ama hala çok kaliteli insanlar var. Sınırlarınızı bildiğinizde, değerlerinizi, inançlarınızı doğru oturttuğunuzda, doğru davranışlar geliştirdiğinizde doğru kişiyi seçmeye başlıyorsunuz. Yanlış olana daha az enerji harcayan, kendini daha az tüketen, sevgisini ona iyi hissettirenlere saklayan ve daha kaliteli ilişki yaşayan çok kişi tanıyorum. İlişkilerle ilgili durum o kadar da umutsuz değil. Olay tamamen sizin seçim mekanizmanızla, verdiğiniz anlamla ilgili.

Verdiğin anlam beklentini nasıl belirler?

Doğru anlamı vermek çok önemli. Çünkü birine bir anlam verdiğinde bu sende bir beklenti yaratıyor. Beklediğin gibi olmadığında hayal kırıklığı oluyor. Ama doğru anlamı verirsen doğru şeyi beklersin arkadaşım. Mesela siz benim videomdan bir stand up komedisi beklemiyorsunuz, değil mi? Yoksa hayal kırıklığı yaşarsınız. "Erdem bize farkındalıkla anlatacak, düşünmüştür, deneyimi var, araştırıyor, yaşadığı, gördüğü, deneyimlediği damıtılmış bilgileri veriyor" diye bekliyorsun. Bunu aldığın için de hayal kırıklığı yaşamıyorsun diye düşünüyorum.

Neden karşına hep aynı tip insanlar çıkıyor?

İlişkide kendini tükettikten sonra o kadim sorulara geliyoruz arkadaşlar. "Neden karşıma hep aynı tip adamlar ya da kadınlar çıkıyor? Neden hep beni seçmeyen, net olmayan, kararsız, tutarsız erkekleri buluyorum? Neden başta çok iyi davranıp sonra uzaklaşıyorlar?" Burada çoğu kişi kaderi, şanssızlığı ya da bir kötü erkekler listesini saymaya başlıyor.

Ama asıl mesele karşına neyin çıktığı değil. Mesele bu adamlara ne anlam verdiğin ve daha sonra bu anlamı neye çevirdiğin. Farklı adamlar olabilir ama onların davranışlarını iç dünyanda hep aynı şekilde algılıyorsan devamlı aynı sonucu hissedeceksin. Aynı beklentiyle ona bir kalıp biçiyorsun, iyi bir şablon koyuyorsun. Bu yüzden herkese ilk başta çok yaklaşıyorsun ve aynı şeyleri tekrar yaşıyorsun. Dışarıda isimler değişir, yüzler değişir ama içindeki denklem değişmiyor arkadaşım.

Adam uzaklaştı, "Ben yetmedim" dersen problem. Başkasına yöneldi, "Demek ki bende bir değersizlik var, ben eksik kaldım." Net olmadı, "Ben seçilmeye layık değilim." Buna dikkat et, bunların hepsi değersizlik duygusunun ürünü. Farklı adamlarla bile aynı anlamı ürettiğin, aynı tepkileri verdiğin ve hep aynı tiplere çekildiğin için aynı döngüleri yaşıyorsun. Mesele sadece dışarıdaki erkek profili değil.

Hep birbirine benzer partnerler yaşıyorsan kendine sorman gereken soru şu: "Karşı cinste beni çeken hangi değerler?" Belki değerlerinde bir değişim yapman gerekiyor. Belki daha insan, daha samimi, daha karakterli kişileri ilk sıraya koyman gerekiyor. Yoksa artık ilişkilere umudun kalmıyor ve yeni bir ilişkiye tükenmiş bir şekilde, "Nasıl olsa aynısı olacak" diye başlıyorsun. Bunları bir resetlememiz lazım.

Doğru sorular hangileri?

Özetle arkadaşlar, doğru anlamı verin. Bunun için de kendinize doğru sorular sorun. "Ben neden aynı adamları buluyorum?" değil. "Ben neden farklı adamlarda bile kendimle ilgili aynı sonuca varıyorum?" Bu çok daha önemli. "İlişkideki tutarsızlıklar benim eksiğim mi?" değil. "Adamın tutarsızlıklarını, ikili oynamalarını neden başta romantize ediyorum?" Doğru soru bu. "Hangi kırıntıyı ilgi sanıyorum? Gerçek ilgiyi, gerçek sevgiyi neden ayırt edemiyorum? Hangi belirsizliği umut diye taşıyorum? Hangi uzaklığı gizem sanıyorum?" Ve en önemlisi: "Neden bir adamın davranışını yine kendi değerimin ölçüsü sanıyorum?"

Bu sorular değerlilik inancını yükseltmek için ilk sorulardır arkadaşım. Fark ettiğinde döngü kırılmaya başlar. Aynı adamları ya da aynı kadınları çekmendeki esas problem aynı anlamı üretmeye devam etmen.

"Anlamı nasıl üretiriz Erdem, anlamla neyi kastediyorsun?" Biz anlamı değerlerimiz, inançlarımız ve algı filtrelerimizle veririz. Bu çok uzun bir konu, şimdi anlatırsam çok uzun sürer. Ama değerlerini ve inançlarını bir gözden geçir. Neye değer veriyorsun? Hayatındaki erkekleri değil, o adamları okuma ve tanıma biçimini geliştirmeye çalış.

Kendine dönmek gerçekte ne demek?

Birçok kişi bu noktada şunu söylüyor: "O zaman odağımı kendime alayım. Boş verip kendime döneyim, artık onu düşünmeyeyim." Kulağa doğru geliyor ve bir bakıma doğru. Ben de kendinize odaklanmalısınız diyorum. Ama çoğu zaman yetmiyor. Çünkü mesele sadece odağını adamdan çekmek değil, onu neden bu kadar merkeze koyduğunu anlamak. Zihnin dönüp dolaşıp o adamı yine merkeze koyuyor. Sorun sadece adamı düşünmen değil, adamın davranışını kendi değerine bağlamış olman.

Odağını zorla kendine çekmeye çalışırsın ama içeride hala şu denklem çalışıyorsa: "Seçilmek benim için değerdir. Aranmak özel olmaktır. Vazgeçilmemek yeterli olmaktır. Başkasına yapılmayanın bana yapılması üstün olmaktır." O zaman kıyaslamaya başlarsın. O adam gitse bile bu sistem kalır ve diğer ilişkileri de aynı anlamla yaşarsın. Bu yüzden bazı kadınlar bir adamı hayatından çıkarır ama anlamı taşıdığı için aynı duyguyu başka bir adamla yine yaşar. Çünkü aynı denklem, aynı eşitlikler çalışıyordur. Adam değişmiştir ama anlam sistemi değişmemiştir.

İlişkileri anlam sisteminizle seçersiniz arkadaşlar. Bunlar taktiklerle anlatılacak şeyler değil, o yüzden taktik videosu bekleyen arkadaşlar sıkılabiliyor. Vazgeçilmez olmayı ararsan, vazgeçildiğinde kendini kıyaslarsın. Çünkü hayat vazgeçilmez olmak üzerine kurulu değil. Birileri senden vazgeçecek, birileri vazgeçmeyecek. Kendi değer inancını yükselttiğinde senden gerçekten vazgeçmeyecek insanları, gerçek ilişkileri bulmuş olacaksın.

Mesele bir adamı bırakmak, ona yol vermek de değil. Önemli olan, o adamın davranışına rağmen onu kendi iç dünyanda nereye koyduğunu bilmen ve düzeltmen. Kendine dönmek sadece kendinle vakit geçirmek demek değil. Kendi içinde çalışan o denklemleri fark etmek demek. Asıl savaş çıktığın adamlarla ya da kadınlarla değil. İçeride otomatik çalışan o anlam üretme sistemini anlamakla ilgili. Dışarıdaki partnerin, çıktığın kişi senin etki alanında değil. Etki alanında olmayan bir şeyi kontrol edemezsin. Ama onu iç dünyanda nereye koyduğunu anlarsan, işte o zaman kendi iç dünyanı kontrol edebilirsin.

Bu konuyu daha detaylı dinlemek istersen videosunu buradan izleyebilirsin.

İlgili Yazılar

Hepsini Gör

ERDEM TAŞKINSU
 

Kendini Güncelle markasının kurucusu olan Erdem Taşkınsu, İstanbul Üniversitesi'nde Sosyoloji, Anadolu Üniversitesi'nde ise Sosyal Hizmetler Danışmanı bölümlerinden mezun olmuştur.
Atılım Üniversitesi’ndeki Aile Danışmanlığı programını başarıyla tamamlayan Erdem, önemli isimlere iş ve ilişki danışmanlığı yapmanın yanı sıra, geniş kitlelere yönelik öğretici konuşmalar düzenlemektedir. Atılım Üniversitesinde "Temel Koçluk ve  Mentorlük " dersleri vermiştir. 

YouTube/@erdemtaskinsu kanalındaki videoları 43 milyondan fazla izlenmiş olup, Milliyet gazetesinde ilişkiler ve kişisel gelişim üzerine yazıları yayımlanmaktadır.

ERDEM HAKKINDA DAHA FAZLA BİLGİ 
 

Ofis :

0 505 260 95 96

Takip

  • Instagram
  • Youtube
  • Facebook
  • X
  • TikTok
  • LinkedIn

Email 

bottom of page