Sınır Koymazsan Sana İstediği Gibi Davranır: Sessizlik Yetmez
Birçok kişi burada hata yapıyor: kendinizi ortaya koymuyorsunuz. Seninle birlikte olmak isteyen biri, seninle bir ilişki geliştirmenin bedelini bilmeli. Peki biliyor mu? Yoksa sen onu kaybetmemek için bunları saklıyor musun?
Elbette hepimizin ihtiyaçları var. İlgi görmek istiyorsun, güvenmek istiyorsun, rahat olmak istiyorsun. Zor bir gün geçirdiğinde seni dinlemesini, yanında olmasını istiyorsun. Sarılmak, dokunmak, sevgiyi hissetmek istiyorsun. "Bir sorun yaşadığımızda günlerce kaybolmanı istemiyorum, ben niye sürekli seni takip etmek, peşinde koşmak zorunda olayım?" diyorsun. Bunlar senin bir ilişkide iyi hissedebilmen için önemli şeyler arkadaşım. Bunlar yaşanmadığında da hayatınız taktik aramakla ve bir kişiyi ilişkide tutmaya çalışmakla geçiyor.
Ama bazen ne yapıyorsunuz? Daha en başından hiçbirine ihtiyacın yokmuş gibi davranıyorsun. "Ben öyle ilgi beklemem. Benim için çok fark etmez. Sen nasıl istersen öyle yapalım, benim tarzım bu." Belki bunu taktiksel yapıyorsun, belki taktik olmadan. Gerçekten öyleysen bir sorun yok. Ama içinde başka bir şey hissedip dışarıya sürekli "sorun değil, ben zaten böyleyim" diyorsan, zamanla ilişkinin düzeni de buna göre kurulmuş oluyor. "Benim ciddi bir ilişki beklentim yok, evlilik beklentim yok" diyorsun, uyum sağlıyorsun. Karşı taraf her şeyin yolunda olduğunu düşünüyor. Senin içinde biriken kızgınlık ise büyüyor. Anlamadığını düşünüyorsun. E anlamıyor, çünkü ifade etmiyorsunuz. Sonra bir gün "ben bu ilişkide neden hiç düşünülmüyorum?" diye sormaya başlıyorsun.
İşte burada kendi ihtiyaçlarını tanıman, onları söylemen ve sınırlarının nerede başladığını öncelikle senin bilmen gerekiyor. Çünkü karşındaki ister erkek olsun ister kadın, bunu kendiliğinden anlayamaz. Mesela "Bir anlaşmazlığı konuşmaya hazırım ama hakaret başladığında ya da sesini yükselttiğinde bu konuşmada durmayacağım" diyebilmelisin. Bunu ilişkilerinizde söyleyebiliyor musunuz?
Birçok insan neye razı olmadığını aslında gayet iyi biliyor ama bunu ilişkinin içine taşımıyor. "Niyetim yanlış anlaşılır mı? Beni zor biri gibi mi görür? Benden kaçar mı? Zaten kaçınmacıysa uzaklaşır mı?" Bu soruların arasında söylenmesi gerekeni sürekli erteliyorsunuz. O yüzden üç noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum:
Kendi sınırlarını gerçekten biliyor musun? Nelerde uzlaşabileceğini, nelerin seni yıprattığını biliyor musun?
Bu sınırları, karşındakinin hoşuna gitmeyeceğini bildiğinde bile açıkça ifade edebiliyor musun?
Sınırını nasıl koruyorsun? "Sınır koyuyorum" derken karşındakini manipüle etmeye, domine etmeye, çirkinleşmeye mi başlıyorsun?
Çünkü seninle ilişki kuracak kişinin o ilişkinin içinde sana da alan açması gerekiyor.
Neye razı olduğunu gerçekten biliyor musun?
"Tabii ki biliyorum Erdem" diyebilirsiniz. Ama bir düşünün. Bazen bir davranış seni rahatsız ediyor, sonra kendi kendine "acaba ben mi abartıyorum?" diyorsun. İçine sinmiyor, "ilişkilerde bu normaldir belki" diye araştırıyorsun. "Zaten bu adamı zor bulduk, bir de sorun çıkmasın" diye rasyonelleştiriyorsun. Bir süre sonra gerçekten kabul ettiğin şeylerle kaybetmemek için katlandığın şeyler birbirine karışmaya başlıyor.
İnsan bu noktaya nasıl geliyor? Burada değerlerinle korkularının ilişkisine bakmamız gerekiyor, çünkü korkuların neye öncelik verdiğini etkileyebiliyor. Mesela senin için karşılıklı emek önemli. İlgiyi, iletişimi, birlikte zaman geçirmeyi önemsiyorsun. Ama karşındaki uzaklaşmaya başladığında onu kaybetme korkun bütün bunların önüne geçebiliyor. "İlişkiyi tek başıma götürmek istemiyorum" diyen sen, bir bakmışsın ki arayan, soran, buluşmayı ayarlayan, planı yapan, ilişkiyi taşıyan kişi olmuşsun. Neden? Çünkü o anda önceliğin ilişkinin sana iyi gelmesinden çok, ilişkinin devam etmesi olmuş. Bu ayrım önemli. Belki de ilişki yaşamaman gereken biriyle, her şeyi sen taşıya taşıya bir ilişki başlattın.
Bir şeye razı olman, onun senin için uygun olduğu anlamına gelmeyebilir. Bazen itiraz edersen olacaklardan korktuğun için razı olursun. "Bunu söylersem gider. Rahatsız olduğumu belli edersem beni zor biri olarak görür. Bir daha böyle birini bulamam." Bu korkular biraz azaldığında aynı ilişkiye bakıp "Ben neden bu kadar şeyi kabul etmişim? Yazık değil mi bana? Ben bu ilişkiye tükenmeye mi geldim, yoksa kendi ruhumu, duygularımı büyütmeye mi?" demeye başlarsın.
O yüzden kendine şu soruyu sor: Ben bunu gerçekten kabul ediyor muyum, yoksa kabul etmezsem onu kaybetmekten mi korkuyorum?
Sınır koymak ile karşı tarafa ne yapacağını söylemek arasındaki fark ne?
Böyle bir ilişkinin içinde olduğunu düşün. Sürekli bir şeyler canını sıkıyor. Arkadaşlarınla konuşuyorsun, videolar izliyorsun, taktikler öğreniyorsun. Herkes aynı şeyi söylüyor: "Sınır koymalısın, mesafe koymalısın." Tamam da nasıl? Doğru mesafe ne? Gidip "Bundan sonra bana böyle davranamazsın" mı diyeceksin? "Bir daha yaparsan görürsün" mü diyeceksin?
İşte burada işler karışıyor. Çünkü insanlar kendi ne yapacağını bilmediğinde karşı tarafın ne yapması gerektiğini söylemeye başlıyor. En çok yaptığımız hatalardan biri bu. Bugüne kadar uyum sağlayarak taşıdığımız ilişkiyi artık taşımak istemiyoruz ama bunu söylerken karşı tarafa yanlış bir şekilde iletiyoruz. Sonra da bunu sınır koymak, kendimizi ortaya koymak sanıyoruz. Oysa en başından beri kendini ortaya koymadın ve doğru sınırı çizmedin.
Sınır ne biliyor musun arkadaşım? Hangi davranışları kabul edeceğini ve hangilerini kabul etmeyeceğini belirlemekle başlıyor. Ama bunun hayatta bir karşılığı olması için o sınır aşıldığında kendi adına nasıl bir aksiyon alacağını da bilmelisin. Çoğu kişi neyi kabul etmeyeceğini bilir ama aksiyonu almaz, sonra da içine atar.
Mesela şöyle diyebilmelisin: "Bir sorun yaşadığımızda seninle konuşmak istiyorum. Ama konuşurken bana bağırıp sesini yükseltmeye başladığında konuşmaya ara vereceğim. Sakinleştiğimizde haberleşiriz." Burada neyi netleştiriyorsun? Böyle bir durum yaşandığında senin ne yapacağını. İşte bu verimli bir sınırdır. O anda kendini haklı çıkarmak için daha çok tartışmana, daha çok açıklama yapmana gerek yok. Karşındakinin sana hak vermesini ya da izin vermesini beklemiyorsun. Konuşmaya ara verebilmen için onun da seninle aynı fikirde olması gerekmiyor.
Bir de şöyle dediğini düşün: "Bana artık sesini yükseltme. Beni böyle eleştirme. Benimle böyle konuşmanı istemiyorum." Bunlar da bir sınır olabilir ama senin lehine çalışan, seni güçlendiren sınırlar değil. Rahatsızlığını ifade etmek, karşındakinin davranışını değiştirmesini istemek elbette ilişkinin doğal bir parçası. Ama hâlâ bir soru duruyor: Peki devam ederse sen ne yapacaksın?
Aslında ilişkimizde, iletişimimizde bir çeşit sistem mühendisliği yapıyoruz. Sınırı koruyup koruyamadığın tam bu noktada ortaya çıkıyor. Mesela: "Mesajlarıma cevap alamadığımda, seninle iletişim kuramadığımda bu ilişkide belirsiz hissediyorum. Böyle devam ederse ilişkiye ara vereceğim. Her ihtiyacın olduğunda ben burada olmayacağım." Çünkü sadece "bunu yapma" deyip beklediğinde durumun değişmesi onun kararına bağlı kalıyor. Sen aksiyon almamış oluyorsun, reaktif bir konumdasın. O değişene kadar anlatmaya, ikna etmeye, aynı tartışmayı tekrar tekrar yaşamaya devam ediyorsun. Bir süre sonra da "Kaç kere söyledim, beni önemsese yapmazdı. Demek ki daha sert olmam lazım" diye düşünüyorsun. Sesini yükseltiyorsun, tehdit ediyorsun, küsüyorsun, trip atıyorsun. Karşı taraf savunmaya geçiyor, sen duyulmadığını hissettikçe daha çok bastırıyorsun ve ikiniz aynı tartışmanın içinde dönüp duruyorsunuz.
İncinmiş olman çok anlaşılır. Saygı beklemen de çok anlaşılır. Ama bundan sonra ne yapacağını da belirlemen gerekiyor. Burada niyetine de bak. Konuşmadan uzaklaşırken kendini korumak ve sakinleşmek mi istiyorsun, yoksa "peşimden gelsin, korksun, istediğimi yapsın" mı diye düşünüyorsun? Aynı davranış bu iki niyetle bambaşka yerlere gidebilir.
Sınır koyduğunda karşındakinin davranışını değiştireceğine dair bir garanti almıyorsun. Kendi katılımınla ilgili bir karar veriyorsun ve bu senin etki alanında olan bir şey. Onu zaten değiştiremeyeceksin, ama değişmesi için bir seçenek üretiyorsun: "Ben böyle bir konuşmanın içinde kalmayacağım. Bu kadar kesik iletişim kurduğumuzda bu iletişimin içinde durmayacağım. Detaylı konuşabileceğimiz, hazır olduğun zaman devam edelim." Sınır yalnızca söylediğin bir cümle olarak kalmamalı. Gerektiğinde aksiyona geçip davranışınla sınırının arkasında durabildiğini göstermelisin. Verimli bir sınır karşı tarafa seçimi bırakmıyor, seninle ilgili proaktif aldığın bir eylem oluyor.
Bir örnek daha verelim. Her şey çok iyi gidiyor ama evlerinize çekildiğinizde karşı taraf uzaklaşıyor, soğuk iki yabancı gibi oluyorsunuz. Şöyle diyebilirsin: "Böyle anlarda ben de senin peşinden koşmayacağım, kendi hayatıma odaklanacağım. Tekrar aynı frekansa gelirsek konuşuruz." Burada senin kararın belli, hangi davranış karşısında ne yapacağın net. Sonunda "Beni tam olarak anladın mı?" diye sorman da önemli.
Tolere etmek, idare etmek farklı şeyler. Taviz vermek ise kendinin asla kabul etmeyeceği bir şeyi kabul edebilecekmiş gibi davranmaktır. O yüzden kendinize şunu sormayı ertelemeyin: Bir ilişkinin içinde kalabilmek için sürekli nelerden vazgeçiyorum? Kendinden, kendi ihtiyaçlarından vazgeçiyorsan dengeni ciddi anlamda bozacak bir ilişkinin içine giriyor olabilirsin.
Bir ilişkide neye ihtiyacın var?
Seninle ilişki yaşamanın ne anlama geldiğini karşı tarafa iyice öğretmen gerekiyor. Bunun için önce kendine açık olman lazım. Düşünceni söylediğinde desteklenmeye, aşağılanmamaya, küçümsenmemeye, toksik şakalara maruz kalmamaya, sözlerin ve planların tutulmasına, birlikte geçirilen zamana ve yakınlığa, zorlandığın anlarda yalnız kalmamaya, hayatı paylaşmaya ihtiyacın olabilir. Diken üstünde olmadan sevildiğini ve önemsendiğini hissedebilmen için neler gerekiyor? Bunları biliyor musun? Biliyorsan karşındakine ifade edebiliyor musun? Yoksa hiçbir şeye ihtiyacın yokmuş gibi davranıp bir gün kendiliğinden anlamasını mı bekliyorsun?
Belki mesajlarına cevap vermesine, seninle zaman geçirmesine, sadık olmasına ihtiyacın var. Onun hayatında bir yerde olduğunu hissetmek istiyorsun. Sahiplenilmek ve ait olmak istiyorsun. Bence en çok istediğiniz şey bu. İlişkilerde en çok duyduğum şeylerden biri "Hayatının neresinde olduğumu bilemiyorum." Bunu hissetmek doğal, ama kendini ifade etmeyip buna katlanmak doğal değil.
Sınır ile kontrol arasındaki fark ne?
Güven, sevgi, saygı zaten önemli şeyler. Ama bazen bu ihtiyaçları karşılamaya çalışırken öyle bir noktaya geliyorsunuz ki: "İçimin rahat etmesi için her an ulaşılabilir olmalısın. Kimlerle konuştuğunu bilmeliyim. Ben rahatsız oluyorsam o insanla görüşmemelisin. Planlarını benim kaygıma göre yapmalısın." Bunlar sınır değil. Yanlış sınır koymaktan kastettiğim bu. Bazı arkadaşlar sınır koymuyor, bazıları da sınır koyduğunu sanıp karşı tarafı daraltmaya başlıyor. Burada karşındakinin hayatını kontrol ederek kendi içindeki huzursuzluğu, kendi dengeni sağlamaya çalışıyorsun.
Bunu neden yaptığını anlamak için kendine dönmen gerekiyor. Belki geçmişte güvenin kırıldı, ama o güveni onu eğip bükerek sağlayamazsın. Belki kaybetmekten korkuyorsun ve her kaygılandığında onu biraz daha kontrol ederek ilişkinin iyileşeceğini düşünüyorsun. Ama o baskı hissettikçe savunmaya geçiyor ya da uzaklaşıyor. Uzaklaştığını gördükçe sen daha çok kaygılanıyorsun, daha fazla hesap soruyorsun, daha fazla trip atıyorsun, kurallar koyuyorsun. İkiniz de birbirinizin tepkisini büyüten bir kaosun içine giriyorsunuz.
Karşı tarafın istediğini yapmaya çalışması da sağlıklı bir ilişki olduğunu göstermiyor. Bazıları itiraz eder, bazıları uzaklaşır, bazıları da ilişkiyi kaybetmemek için uyum sağlar ama bir gün patlar. Belki arkadaşlarıyla görüşmekten vazgeçer, bir şeyi söylemeden önce defalarca düşünür, "şimdi sorun çıkmasın" deyip susar. Bunu çok yapan erkekler tanırım. Görmezden gelirler ama bilinçaltı bunu görmezden gelmez. Dışarıdan ilişki devam ediyordur, tartışmalar bile azalmıştır. Ama içeride bir insan kendi hayatında gitgide daha az söz sahibi olduğunu hissediyordur.
O yüzden sessizliği memnuniyet sanmayın. Sürekli "tamam" diyen biri içinden "ben ne olacağım, bu ilişki nereye gidiyor?" diyor olabilir. Her isteği geri plana atıldığında, her rahatsızlığı yutulduğunda insanın kırılganlığı büyür. Bu senin için de geçerli, partnerin için de. Sonra bir gün "Sen değiştin" dersin ya da o sana der. Ama bir anda gördüğün şey aslında uzun zamandır biriken o sessizliktir.
Kontrol kısa vadede seni rahatlatır ama uzun vadede güveni aşındırır. Cezbedici tarafı da başta işe yarıyormuş gibi görünmesi. Pasif agresiflik ya da bastırmak gibi savunmalar da böyledir. Nerede olduğunu, kiminle konuştuğunu biliyorsun, istediğin saatte cevap veriyor, için biraz rahatlıyor. Sonra geç cevap vermeye başlıyor, plan değişiyor ve aynı huzursuzluk yeniden başlıyor. Story'sine bakmak istiyorsun, davranışlarını takip etmek istiyorsun. Bu zamanla hem seni hem karşındakini yoruyor.
Bir ilişkide ne kadar doğal davranabildiğin, kendini ne kadar rahat açabildiğin çok önemli. Yakınlık, neşe ve çekimin gelişebilmesi için biraz rahatlığa ve akışa ihtiyaç vardır. İlişkiler akışa bırakıldıkça huzura, kontrol edildikçe gerginliğe ve kaygıya gitmeye eğilimlidir. O yüzden sınır koyarken kendi huzurumuzu karşı tarafın hayatını kontrol ederek sağlamaya çalışıp çalışmadığımızı da incelememiz gerekiyor. Peteklerin su akıtıp akıtmadığına tornavidayla tek tek vurarak bakarsın ya, öyle düşünün. "Ben böyle bir şey yapıyor olabilir miyim? Kendi huzurumu karşı taraftan mı sağlıyorum?"
Sürekli inciniyorsan seni bu ilişkide tutan ne?
"Tamam Erdem ama onun davranışları beni gerçekten üzüyor, kaygılanıyorum, kırılıyorum" diyebilirsiniz. Bunu hafife alın demiyorum. Karşındakinin davranışları seni elbette etkileyecek. Hepimizin morali bozulur, suratı asılır. Burada niyeti anlamak önemli: Gerçekten morali mi bozuk, yoksa sana inat mı yapıyor? Bir ilişkinin içinde birbirimize karşı sorumluluklarımız da var. "Benim dengemi bozan ilişkiye gelemem" diyen bencil biri olmaktan bahsetmiyorum.
Kendine sorman gereken soru şu: Bu ilişkide sürekli inciniyorsam beni burada tutan ne? İnciniyor muyum, yoksa incitiliyor muyum? İncindiğimi söylememe rağmen beni bilerek kırıyor mu? Aşağılama bunlardan biri. Küsmek, duvar örmek de ilişki uzmanlarının çok ciddi bir kırılma nedeni olarak gördüğü şeylerden.
Bu sorunun cevabı hemen gelmeyebilir. Sevgi olabilir, umut olabilir, birlikte kurduğun hayaller olabilir, yalnız kalma korkusu olabilir. Bunların her biri üzerine düşünmelisin. Çünkü neden kaldığını anlamadan bütün çözümü "onun değişmesi gerekiyor" cümlesine bağlayabiliyorsun.
İnsanlar değişir mi?
Birini değiştiremezsin, evet. Ama bir şeyin sürmesi için değişim gerekebilir. Sen sadece seçenek sunabilirsin. Neye kırıldığını anlatabilirsin, nasıl bir ilişki istediğini duygusal olarak açıklayabilirsin, somut bir değişiklik isteyebilirsin. Karşındaki kırıldığını bile bile, "bunu yapma, inciniyorum" demene rağmen değişmiyorsa, senin duygularınla ilgilenmiyor demektir. Seni sevip sevmediğinin göstergesini de buradan rahatlıkla görebilirsin.
Mesela birlikte vakit geçirmek için sözleşiyorsunuz ama akşam boyunca oyun oynuyor. "Kendimi çok yalnız hissediyorum. Birlikte geçirdiğimiz zamanın gerçekten bize ait olmasını istiyorum. Bunu nasıl birlikte düzenleyebiliriz?" diye sorabilirsin. Bu da bir sınırdır. Karşındaki bunu duyup düzeltmek isteyebilir. Bu da seni ve ilişkiyi hayatında hesaba katıp katmadığını gösterir. Çünkü insan sevdiği kişiyi hesaba katıyorsa biraz değişir. "Seni bu kadar etkilediğini fark etmemiştim, haklısın, birbirimize daha çok zaman ayırabiliriz" der ve buna uygun davranmaya başlar. Alışkanlıklarını gözden geçirir, sözünü tutmaya çalışır, zorlandığı yerlerde sorumluluk alır.
İnsanlar değişir. Ben de hayatımda çok değiştim. İnsanlar değişime karşı değildir, değiştirilmeye karşıdır. Bu hep karıştırılıyor. "Sesini yükseltmeni istemiyorum, bana zaman ayırmıyorsun, değişmen gerekiyor" dediğinde bir değiştirme çaban var. Onun yerine "Bu ilişkinin sürmesi ve beni de hesaba katabilmen için bu ihtiyaçlarım var. Bunlar olmadığında bu ilişkinin içinde yalnız kalıyorum ve ben de kendi hayatıma bakacağım" dediğinde, aksiyonu onun inisiyatifine bırakmıyorsun. Kendi hayatınla ilgili inisiyatifi sen alıyorsun ve karşı taraf değişim konusunda bir sınav vermek durumunda kalıyor.
İlişki aynı zamanda bedel ödemektir. Bir adım sen gidersin, bir adım o gelir ve bir buluşma noktası yaşarsınız. İki taraf da bunu yapmıyorsa ilişki olmaz. Birbirimizden etkileniyor, birbirimizden öğreniyoruz. Bir partnerle yaşadığın ilişkide kendinin farklı hallerini görür, dönüşürsün, ama çoğu zaman dönüştüğünü fark etmezsin. Değişikliği kendi davranışına katacak olan partnerin, ama buna vesile olacak olan sensin. Onun yerine o çabayı gösteremezsin, ama bir şeyin böyle süremeyeceğini gösterebilirsin.
Karşındaki "Yine mi aynı konu? Rahat bırak beni, her şeyi büyütüyorsun, bıktım" diyebilir. Bunu bir kere duymakla ilişki olmaz diyemeyiz. İnsanlar yorgunken, aç olduklarında, savunmaya geçtiklerinde böyle tepkiler verebilir. Doğru zamanı bulmak önemli. Ama sakinleştiğinde de seni dinlemiyorsa, ne zaman bir ihtiyacın olsa seni suçluyorsa, konuştuğunuz sorunla ilgili hiçbir sorumluluk almıyorsa, artık tekrar eden bir durum görüyorsun. Bir iki kerelik şeyler önemli değil. Bakacağın şey tekrar eden bir durum olup olmadığı ve onarma çabasının hiç olup olmadığı. Bir ilişkiyi değerlendirirken sorun yaşadığınızda birlikte ne yapabildiğinize bakın. Sen anlatıyorsun, o dinliyor mu, anlamaya çalışıyor mu? Bir çözüm arıyor musunuz, eksiklerini onarmaya çalışıyor mu? Yoksa her konuşmanın sonunda yine sen mi susmak zorunda kalıyorsun?
Sınır nasıl konur?
Tekrar söylemek istiyorum: Bir sınır belirlediğinde, kabul etmeyeceğin bir durum karşısında kendi adına ne yapacağını netleştiriyorsun, ortaya bir eylem koyuyorsun. "Sesini yükselttiğinde konuşmayı sonlandıracağım." Sadece "böyle hissettiğimde kendimi kötü hissediyorum" demiyorsun, bunun bir karşılığı oluyor ve bu senin uygulayabileceğin bir karar. "Ben rahatsız olduğum için sen bir daha asla öfkelenmeyeceksin" demek karşındakinin duygusunu yönetmeye çalışmaktır. O öfkelenebilir. Sen de öfkesini sana hakaret ederek yönettiği bir konuşmanın içinde kalmamayı seçebilirsin. Bu bir yetişkin dilidir.
Sınırını söylemenin amacı karşındakinin seni daha açık tanıması. Neyin senin için önemli olduğunu, hangi davranışları kabul etmediğini, bir sorun yaşandığında nasıl hareket edeceğini bilsin.
Sınırlar yalnızca kötü bir şey olduğunda uzaklaşmakla ilgili de değil. Hayatında korumak istediğin güzel şeyler için de sınır koyabilirsin. Kendine, arkadaşlarına ya da sevdiğin bir uğraşa zaman ayırmak istiyorsun: "Çarşamba akşamları kendi programıma odaklanacağım. Birlikte yapacağımız aktiviteler çok önemli, onu başka bir gün yapalım." Bunu genelde erkekler söyler, kadınlar daha çok birlikte aktivite yapmak ister, ama tam tersi de olabilir. Burada hayatındaki önemli bir şeye yer açıyorsun. Karşındakinin zamanını nasıl geçireceğini belirlemiyorsun, kendi zamanını nasıl kullanacağını açıklıyorsun. Bir ilişkide var olman, hayatındaki her şeyi geri plana atmanı ya da her şeyi partnerine göre ayarlamanı gerektirmiyor. Sınır, kimi merkeze koyduğunla da ilgili. Sınırların hayatında alan açar ve açtığın alanda daha fazla sen olursun.
Karşındaki senin zihnini okuyamaz
Partnerinin zihninde bir "sen" imajı var, senin zihninde de onun. Birbirinizi düşündüğünüzde o imaja göre düşünüyorsunuz. Peki sen onun zihninde nasıl bir imaj oluşturdun?
Karşındaki senin zihnini okuyamaz. Davranışların, sözlerin, tepkilerin üzerinden seninle ilgili bir algı oluşturur. Nelerden hoşlandığını, neye kırıldığını, nelerde hassas olduğunu, neleri kabul etmediğini zamanla öğrenir. Ama kendini olabildiğince dürüst ifade etmezsen bu imaj yanlış oluşur. Sürekli "fark etmez" dersen neyi tercih ettiğini nasıl öğrenecek? Bazen tolerans gerekir, ama kaybetme korkusuyla sürekli karşı tarafa tabi olursan nasıl öğrenecek?
Mesela buluşma planınızı hep son anda değiştiriyor. Bir anda işi çıkıyor ya da "yoruldum, gitmeyelim" diyor. Sen de her seferinde "tamam, sorun değil" diyorsun ama içinde "Ben de zamanımı buna göre ayarladım, benim planımın hiç önemi yok mu?" diye düşünüyorsun. Bu rahatsızlığını ifade et. "Gitmeyeceksen baştan söyle, ben seni tahmin etmek zorunda kalıyorum" diyebilirsin. Bu senin için sorun değilse, zaten hazırlıklıysan problem yok. Ama konuşmadığında, bu durumun senin için ne kadar önemli olduğunu hiçbir zaman anlamayabilir. Sen de "beni tanıması gerekiyordu" diyerek çok kırılırsın. Oysa kendini yeterince anlatmamış olabilir misin? Karşındakinin seni merak etmesi elbette önemli, ama senin de kendi gerçeğini ilişkinin içine getirmen gerekiyor.
Kendini ifade etmeyi neden zor buluyorsun?
"İhtiyaçlarımı fazla bulursa, kolay anlaşılan biri olmadığımı düşünürse, kendimi ifade ettikçe benden uzaklaşırsa?" Burada kendine şunu sor: Kendi istediğimi söylediğimde aramızdaki bağın tehlikeye gireceğini nereden öğrendim? Kendini ikinci plana atmayı hangi zamanından öğrendin? Karşındaki kendini ikinci plana atan birini gördüğünde ona öyle davranır, birinci plana koyan biri gibi davranmaz.
Bazılarımız için bu çocukluğa kadar uzanabiliyor. Çocukken bir şeyi istemediğini söylediğinde ne olurdu? Fikrin dinlenir miydi, yoksa "Uzatma, beni üzme, sen ne anlarsın" gibi karşılıklar mı alırdın? Bir çocuğa başkalarını düşünmeyi öğretmekle kendi hislerinin önemsiz olduğunu öğretmek arasında çok önemli bir fark var. Başkalarını düşünmek güzel bir şeydir, ama kendi hislerin de önemli. Bir evde çocuğun ne düşündüğü, ne hissettiği sürekli geri plana atılıyorsa zamanla şu sonuca varır: "Bir şey istemezsem sorun çıkmaz. İtiraz etmezsem bana kızmazlar. Onların istediği gibi olursam aramız iyi olur." Bu şartlarda uyum sağlamak çocuğun kendini korumak için bulduğu bir yol olabilir. Bu yüzden kendi içimizi biraz anlamamız ve doğru sınırlar koymamız gerekiyor.
Sürekli uyum sağlamanın görünmeyen bedeli
Kendi isteklerini geri çektiğinde karşındakinin seni tanıması zorlaşıyor, çünkü çoğunlukla uyum sağlayan tarafını gösteriyorsun. "O böyle birini seviyor" diyorsun, daha az soru soruyorsun, daha az şey istiyorsun, daha az itiraz ediyorsun. Bir süre sonra bu hali sürdürmek zorunda hissediyorsun ve bu sana çok zor geliyor. Sonra "İlişkinin başında çok ilgi sevmem demiştin, evlenmem demiştin" diyor. Şimdi yakınlık istiyorsun ama "sen böyle değildin" diyecek diye korkup söylemiyorsun. İnsanın ihtiyaçlarını sonradan daha iyi anlaması mümkün. Başta söylememiş olman, bundan sonra da susman gerektiği anlamına gelmez.
Ama susmaya devam ettiğinde yorulmaya başlayacaksın. Evde ne eksik, çocukların neye ihtiyacı var, partnerinin morali nasıl, kim ne bekliyor, hepsini düşünüyorsun ama kendine bir türlü sıra gelmiyor. Yalnız kalmak istediğin zamanlar artıyor, bütün akşam telefona bakıyorsun. Bir şey istediğinde çok şey istemiş gibi algılanıyorsun, öfkeleniyorsun ve içinden "Peki beni kim düşünecek, artık yeter" diyorsun. Birlikte yaşadığın insana kırgınlığın büyüdükçe ona içini açmak, yakınlık göstermek zorlaşıyor. Aranızdaki sohbet, merak, paylaşım azalıyor ve yavaş yavaş küsmeye başlıyorsun.
"Bu ilişki için bu kadar şeyden vazgeçtim, neden hâlâ iyi hissetmiyorum?" dediğiniz zamanlar olmuştur. Çünkü ilişkinin sürmesi için gösterdiğin çabanın içinde senin ihtiyaçlarına yeterince yer kalmamış olabilir. O yüzden kendini en başta ifade et. Başta yapmadıysan bile şimdi başla ki o noktaya gelme. Kendine öncelik ver, partnerine de öncelik ver. İkisini de en iyi şekilde yapmanın yolu doğru sınır koymaktan geçiyor.
Bu konuyu daha detaylı dinlemek istersen videosunu buradan izleyebilirsin.
