Sadakatli Bir İnsanın Özellikleri
"Hep sadakati olmayan, flörtöz tipleri buluyorum." Bu cümleyi çok duyuyorum. Önce şunu bil: O kişi sadece sana yaklaşmıyor, birçok kişiye yaklaşıyor. Sadakatle ilgili araştırmalar da yapılmış. Kadını erkekten daha sadık görme eğilimi varmış. Bana da sorsalar ben de öyle görüyorum, ama araştırma sonuçları bunun tersini gösteriyor. Sadakatsizlik ve flört olayları kadınlarda ve erkeklerde eşit oranda seyrediyormuş. Yani erkek arkadaşlarımız da bu yazıdan istifade edebilir.
Aldatılmak senin değerinle mi ilgili?
Erkek bir sadakatsizlik gördüğünde kadınlara göre kendini daha az yıpratıyor. Kadın arkadaşlarım kendini daha çok yıpratıyor. Bakın, değerinizi yıpratmayın. Ne yapıyorsunuz biliyor musunuz? O kişinin flört ettiği kadınla kendinizi kıyaslıyorsunuz. Kadınların en çok yaptığı hata bu arkadaşlar.
Sadakatsizliği yapan kişinin tercihi bu. Onda sadakatsizlik değeri var. Sen olmasan da bu değer değişmeyecek. Diyelim ki hayatımda birisi olmasa da ben spor yapmaya devam edeceğim, bu değer bende var. Onda da aynı şekilde.
Bu örneği vermek istemiyorum, kadın arkadaşlarım çok gıcık oluyor ama söyleyeyim. Çok güzel, ünlü kadınlar bile aldatılabiliyor. Belli bir standartta oldukları için söylüyorum. Rasyonelleştirmek için de söylemiyorum, yanlış anlaşılmasın. "Onun istediği gibi değilim" diyorsun ya arkadaşlar. Birçok erkeğin hayalindeki kadınlar bile aldatılmış. Bu seninle ilgili değil, o kişinin travmasıyla ilgili. Başkasının travması için kendinizi mutsuz etmeyin.
Ama seninle ilgili olan bir taraf da var. Kime özel statü verdiğin, hangi çelişkiyi görüp yine de ilişkide kalmaya devam ettiğin, kendi sınırını hangi korkuyla çizemediğin. Bunların hepsi senin etki alanında. Bu yazıda tam olarak buna bakacağız arkadaşlar. İlişkinin başında neden kimya sandığım şey bana bir anda çok çekici geliyor? Bir gün ilgili, ertesi gün kayıp. Neden bunu kimya olarak algılayıp aşk sanıyor ve hemen peşinden koşuyorum? Karşımdakinin sadakat değerine sahip olup olmadığını nasıl anlarım?
Bunu ilişkinin başında anlarsan bir daha bu cümleyi kurmazsın, sadakatsiz tipler seni bulmaz. En önemlisi de şu, bunu çok yapıyorlar: Kişi kendi sadakatsizliğini manipülasyonla paketleyip sana bir lütuf gibi sunabilir. En tehlikelisi de bu. Sonuna kadar okuduğunda bunları fark etmiş olacaksın. Bir sadakat dedektörü gibi olacaksın, hiçbir şeyi sormaya ihtiyacın kalmayacak.
Bunları size bir sosyolog ya da aile danışmanı şapkasıyla anlatmıyorum. Uzmanlık bilgisinden yararlanıyorum ama anlattığım şeyleri ilişkilerde dibine kadar yaşamış bir insan olarak, Erdem şapkasıyla anlatıyorum. Kendi ilişkilerimde bu durumu nasıl çözdüğümü de anlatacağım arkadaşlarım.
Sadakatsiz tipleri sen mi buluyorsun, onlar mı seni?
İnsanlar bana şunu söylüyor: "Erdem, bende bir şey var herhalde. Bir radar gibi. Kimle tanışırsam sonunda flörtözü çıkıyor, sonunda aldattığını görüyorum. Demek ki bu tipleri ben çekiyorum." Bunu hep duydum arkadaşlarım. Bu cümle ilk bakışta "Demek ki sıkıntı bende" diye bir kontrol hissi veriyor ama içinde gizli bir suçlama da var. Böyle bakarsak gelişim kaydedemeyiz. Sadakat değeri olan birini sadakatsiz yapamazsın, sadakat değeri olmayan birini de sadık yapamazsın. Ama bir eşleşme sistemi var. Bak, onlarla eşleşiyorsun.
İlişkinin dört kapısı nedir?
İlişkide yaşadığın bu süreci dört kapılı bir yapı gibi düşün.
Birinci kapı dikkat kapısıdır arkadaşlar. Kimler senden hoşlanıyor, kimler sana geliyor, kimler mesaj atıyor? Bunun tamamını kontrol edemezsin. Herkes sana mesaj atabilir. Hoşsundur, çekicisindir, karşındakinin bir şey hoşuna gitmiştir. Yani aslında seni bulmuyorlar, sana zaten devamlı mesaj gelebilir.
İkinci kapı, bak çok önemli, kabul kapısı. Kiminle konuşmayı sürdürüyorsun, bunların arasından hangisini seçiyorsun? Bu seçimle birlikte bilinçaltı programın aktifleşir. Konuşmaya başladın, yavaş yavaş bağlanmaya başlarsın.
Üçüncü kapı bağlanma kapısıdır. Fark etmeden beklentiye girersin. Tesisat aslında su damlatıyor ama sen tesisatla ilgilenmiyorsun. Bağlandıkça, yatırım yaptıkça duygusal anlamda emek de verirsin. Bilinçaltı programları birinci kapıda aktifleşmişti ama burada asıl işleme konar. Kimya sanmaya başlarsın.
Dördüncü kapı ise kalma kapısı. Tutarsızlığı, yalanı, sınır ihlalini gördüğünde ne yapıyorsun? Açıklama mı arıyorsun, kendini mi suçluyorsun? Onu daha iyi yapmaya, değiştirmeye mi çalışıyorsun? Yoksa gerçeği gören bir karar mı veriyorsun? Ben bugüne kadar çoğu kadın arkadaşımın açıklama aradığını ve süreci kontrol ederek değiştirmeye çabaladığını gördüm.
Hangi kapıda takılıyorsun?
Arkadaşım, şimdi sana iki tane damar soru soracağım. İyi dinlersen inanılmaz derecede aydınlanacaksın. Birincisi: Sen hangi kapıda takılıyorsun? Dördüncü kapıya kadar geliyor musun? Genç arkadaşlar ikinci, üçüncü kapıya kadar gelebilirler. Ben de 20'li yaşlarımda dördüncü kapıya kadar geliyordum. 36 yaşında birinci kapıda elemeye başladım.
İkincisi, sorman gereken doğru soru şu: "Neden sadakatsiz erkekleri çekiyorum?" değil. Daha doğrusu şu: "Neden sadakat kanıtlanmadan bazı erkeklere ya da bazı kadınlara hızlıca özel statü veriyorum? Bana iyi gelmeyen bilgiler ortaya çıktığında neden orada kalmaya devam ediyorum ve neden bu kişiyi değiştirmeye, kontrol etmeye, yapmamasını sağlamaya çalışıyorum?"
Kimya sandığın şey neden tanıdık geliyor?
Bu çok daha öncesinde çizildi. Sen daha kimseyle çıkmıyorken, sevginin nasıl bir şey olduğunu ilk öğrendiğin yerde, yanlışıyla doğrusuyla çizildi. Çocukken sevgi senin için nasıl bir şeydi? Düzenli, istikrarlı, tutarlı, öngörülebilir miydi? Hata yaptığında da seviliyor muydun, yoksa yıpratılıyor muydun? Bir gün çok yakın, ertesi gün soğuk bir ebeveynin mi vardı? Otoriter, baskıcı, gerilim yaratan bir ebeveyn mi vardı? Evin içinde sevgiyle birlikte korku, küslük, aldatma, sırlar var mıydı? Evinizde sürekli bir üçüncü kişi meselesi bulunuyor muydu? Ve sen küçük bir çocuk olarak onay almak için başarılı, uslu, tatlı, fedakar, güçlü, mükemmel olmak zorunda hissediyor muydun?
Çünkü çocuk zihni şöyle çalışmaz arkadaşlar. Sıfır ile yedi yaş arasından bahsediyoruz. Bir çocuk "Annemle babamın ilişkisi sağlıksız, bana bir seviyor bir sevmiyor, çok dengesiz bir sevgi veriyorlar, ben ileride bunun tersini seçmeliyim" diyemez, değil mi? Bunu direkt alır. Çocuk zihni yaşadığını bir ilişki normali olarak kaydeder. Bir gün sevgi, bir gün mesafe yapmayı öğrenir. Ya da böyle davranan birine sevgiyle bağlanır. İlgi ancak çok çabaladığında, partneri için bir şey yaptığında geliyorsa, sevilmek için devamlı kendini kanıtlamak zorunda hissediyorsa, böyle birine bağlanabilir. Belki geçmişte evde bir ebeveynini duygusal olarak taşımak zorunda kaldın, kurtarıcı rolünde oldun. İşte "Sadakatsiz ve flörtöz tipler beni neden buluyor?" dediğin nokta, bilinçaltının bu butonunun aktifleşmesiyle ilgili olabilir.
Yıllar sonra aklın güven ister. "Aklıma yatmıyor" diyorsun ama kalbin aklına karşı çalışıyor. Bu zaten felsefi bir sorudur. Gönlüne çok tanıdık gelir. Sen buna kimya dersin, çekim diye okursun. Ama her kimya doğru değil arkadaşım. Bu yüzden sana çok önemli bir cümle söylüyorum: Tanıdık olan, güvenli olan değildir. Sadece tanıdıktır.
Benim de eskiden böyle olmuştu. Her yerde tutarsızlık, her yerde kırmızı bayrak var ama "Hayatımın aşkını buldum" sandığım dönemler oldu. Tutarsız biri geldiğinde içinin kıpır kıpır olması mümkün. "Sabah mesaj attı. Bugün arayacak mı? Beni gerçekten seviyor mu? Başka biri var mı?" Bütün gün zihnin onunla ve onun oyunlarıyla meşgul. Bu aşk değil, bu belirsizlik. Belirsizlik karşısında ne yapman gerektiğini geçen hafta anlattım, o konuya burada girmiyorum.
Bazen de mülayim, sakin, oturaklı, güven veren biri gelir. Sana daha öngörülebilir gelir. Söylediğini yapar. Seni merakta bırakarak, ulaşılmaz ve belirsiz davranarak kendi değerini artırmaya çalışan taktikler uygulamaz. Ama çocukluğunda sevginin yanında mutlaka bir gerilim yaşadıysan, bu sakinlik sana başta elektrik yok gibi gelebilir. "Elektrik alamıyorum" deriz ya.
Tabii ki tek neden bu değil. Burada nüfus sayısı kadar dinamik var arkadaşlar, ben burada en güçlü dinamikten bahsediyorum. Heyecan duyduğun herkes yanlıştır demiyorum, dikkat et. Sakin olan herkes doğrudur da demiyorum. Bazen en sakin görünen tiplerden en sadakatsiz, aldatan tipler çıkıyor. O da başka bir genelleme olur. Tüm genellemelere karşıyız, parantez içinde bu da dahil. Söylemek istediğim şey şu: Bedenindeki yoğunluk her zaman bir kimya değildir, bir tanıdıklık alarmı olabilir. Böyle durumlarda kendine "Bu geçmişten gelen bir tanıdıklık hissi mi?" diye sor. Kendi içindeki çocuğu yönetmen önemli arkadaşım.
Sadakat değeri olup olmadığını nasıl anlarsın?
Şimdi size kendi hayatımdan sihirli bir strateji söyleyeceğim. Geçmişte kendi ilişkilerimde hep kullandım ve her zaman işe yaradı. Karşımdaki kişi kendini belli etti, sadakat değeri olup olmadığını gösterdi.
Bir kere şu çok önemli: Birini kontrol etmek, onun sadakatli olmasını sağlamaz. Bu yüzden gözlemleyin ama asla müdahale etmeyin. Her şeyi bilin ama hiçbir şey bilmiyormuş gibi davranın. Bu derin ilişkilerde de geçerli. Çünkü "O kız kim? Neden onu ekledin? Neden cevap yazdın?" diyerek o kişinin sadık olmasını sağlayamazsın. Sadece daha hazırlıklı olmasını sağlarsın. Birazdan söyleyeceğim olağan şüpheli hareketler varsa gözlemle ama müdahale etme. Süreç sana istediğin cevapları zaten gösterecek. İnsanlar iz bırakıyor arkadaşlar, dijital iz deniyor ya buna.
Aklına takılan, seni ufak tefek hayal kırıklığına uğratan şeyleri tabii ki sorabilirsin. Bir iki kişiyi eklemiştir ama iş arkadaşıdır. Ya da iş görüşmesi bozulmasın diye bir şeyi beğeniyordur. Ama burada manipüle edilmediğinden emin ol. Manipülasyon varsa genellikle devamlı bir artış, farklı kişiler, devamlı bir kıpırdanma vardır. Ama her gördüğün harekette "Aldatıyor" demek de doğru değil.
Sadakatli insanın "dur"u nerededir?
Çünkü dikkat edeceğin en önemli yer şu arkadaşım: Sadakat değeri, eğer o kişide varsa, çok önemli bir fonksiyonla gelir. O da nedir biliyor musun? Sınır çizme. Sadık olan birinin bir şekilde bir hayırı, bir duru vardır. Ama bu dur herkeste farklı çalışır. Kimisinin hayırı bahçe çiti kadardır, çok kuvvetsizdir. Kimisininki bir konsolosluk duvarı gibidir, çok güçlüdür, yaklaşamazsın bile.
Gençken kız arkadaşlarım olduğunda sadakat değerini bu şekilde anlıyordum. Hemen derdim ki "Bak, bu adam sana yazmaya başlayacak." "Yok canım, abartıyorsun." "Ben belirtileri algıladım, bence sen de algıladın." O belirtilere rağmen sınır koymazdı. Ama adam iyice bir kalkışa hazırlandığında, Nirvana'ya çıkmaya hazırlandığında o zaman hayırı çizerdi. Bu şunu gösteriyor: Sadakat değeri var ama dur dediği nokta çok yakında. Kimisinin ise çok daha uzakta. Bir arkadaşım vardı, o kilometrelerce öteden "Dur" derdi.
Bunu şu yüzden söylüyorum: Dur dediği nokta önemli arkadaşım. Duru yoksa zaten sadakat de yok demektir. Gözlemleyeceğin nüans bu. Duru var mı, yok mu? O duru göremiyorsan sadakatin de olmadığını görürsün. "Müdahale etme" dememin sebebi de bu. Belki onun dur demesi için daha vakit vardır, belki de dur diyecek refleksi hiç yoktur. Bunu anlaman için müdahale etmemen lazım. Her şeyi bilin ama müdahale etmeyin, dura bakın arkadaşlar. Birinci kapıda gelebilir, ikinci kapıda konuşabilirsin ama o duru görmeden üçüncü kapıya girme arkadaşım.
Olağan şüpheliler nelerdir?
Olağan şüphelilerden bahsedeceğim demiştim. Birincisi, belirsizliği kullanarak manipüle eder. İlişkinin yakınlığı, cinselliği, kıskançlığı, hesap sorması hepsi var. Ama sen ilişkiyle ilgili bir reaksiyon gösterdiğinde karşındaki hemen bir özgürlük savaşçısına dönüşür: "Akışına bırakalım, etiketlere gerek yok."
İkincisi, Instagram'da ya da başka yerlerde başkalarına attığı "Ben de sana boş değilim" anlamında romantik mesajlarına tanık olursun. Bazen gözünün önünde bile tanık olabilirsin. Açık aşk sözcüklerinden bahsetmiyorum. Onu yakaladıysan zaten belli, bunların hiçbirine bakmana gerek yok.
Üçüncüsü, seçeneklerini canlı tutma alışkanlığı vardır. Sadakati olmayan insanlar kapıyı kapatmaz, bir kapıyı hep açık tutar. Tek bir beğeniye, tek bir arkadaşlığa, bir mesaja hüküm yüklemiyorum bu arada arkadaşlarım. Bahsettiğim şey devamlı bir seçenek bırakma hadisesi. Sadakat değeri güçlü bir erkek ya da kadın dünyanın en çekici insanını bile görmezden gelir. İlişkinin sınırlarını korumak için kapıyı kendi isteğiyle kapatır. Sadakatsiz biri içinse hoşuna giden birini geri çevirmek bir fırsatı kaçırmak gibidir.
Ve seni şöyle manipüle eder: "Ben bu ilişki için kimseye yazmıyorum, kimseyle konuşmuyorum, daha ne yapayım?" Ama zaten böyle olması gerekir. O ise içinde bir taraftan kaçırdığı fırsatlara üzülüyordur ve bunu sana bir lütuf gibi gösterir. Sadakatle manipüle etmek de budur aslında. Kardeşim, olması gereken bu zaten, bunu bana lütuf olarak sunma. Mesela "Flört uygulamalarını kullanmıyorum" der ama hesabını açık tutar ya da sadece pasifleştirir.
Sadakati sormadan nasıl anlarsın?
Sadakat değerini anlamanın bir yolu daha var: sorarak değil. Düşünsene, birine "Sadakat senin için önemli mi?" diye sorduğunda "Hayır" diyecek kimse yoktur. "Tabii çok önemli" der. Çünkü o sorunun cevabının bir sorumluluğu yok, bedava. Sadakat değerinin göstergesi, hayatta ödediği bedellerdir. Uğruna nelerden vazgeçmiş?
Bunu sohbet sırasında gözlemle. Herkes ilişkilerinde hikayesini anlatır. Soru sormadan, hikayelerini dinlerken bak: Bu adam hayatında sadakat için bir bedel ödemiş mi? Rahatsız olduğu bir ortamdan çıkmış mı? Çok önem verdiği bir arkadaşını korumuş mu? Eski sevgililerinden bahsederken her birine bir kulp mu bulmuş, yoksa koruyucu bir tavrı mı var? Hayatında birilerine hayır diyebilmiş mi? Bir fırsat kapısı açıldığında, bir başkasına kötü olacak diye o kapıyı kapatabilmiş mi? Her hikayede böyle anlar vardır. Algıların uyanık olursa sadakat değerinin olup olmadığını bu noktalarda, vazgeçebildiği şeylerde görürsün.
Umarım bu yazı, neden sadık olmayan flörtöz tipleri çektiğini anlaman için bir perspektif vermiştir. Bir daha çekmemen için hangi kapıda neye bakman, o kapıyı kime açman gerektiği konusunda da farkındalık sağlamıştır.
Bu konuyu daha detaylı dinlemek istersen videosunu buradan izleyebilirsin.
