top of page

Eski Sevgiliyi Unutamıyor musun? Aşk Acısı Nasıl Geçer?

3 gün önce
9 dakikada okunur

Ondan bir haber alıyorsun ve tekrar hatırlıyorsun. Bugün eski sevgiliyi nasıl unutabileceğinizden, doğru bakış açısının ne olduğundan ve onu nasıl geride bırakacağından bahsedeceğim. Ona verdiğin anlam devam ettiği müddetçe, onu gönlünde koyduğun yer orada durduğu müddetçe birisini unutmanız çok zor arkadaşlar. Onu zihninden silmeye çalışmayacağız. Neden böyle dediğimi birazdan anlayacaksınız. Zihnimizde açık kalan sekmeleri kapatacağız. Çünkü zihninde onunla ilgili o kadar çok sekme var ki, aynen bilgisayarın performansını düşürmesi gibi senin de performansını düşürüyor.

Bu gerçekten bir unutamama mı?

Birinci nokta, etiketi doğru koymak çok önemli. Bu durum aslında bir unutamama durumu değil. Hayatında unutamadığın çok insan vardır. Bir düşünün: 5 yıl önce ayrıldığın biri, 6 ay konuştuğun biri, üniversiteden bir isim. Onlar da senden ayrıldı. Onlar da bir dönem hayatının merkezindeydi. Peki neden onlar gece 1.30'da aklına gelmiyor? Çok geride kalanlar neden aklına gelmiyor, değil mi? Çünkü beynin onları koyduğu yerle şu anda acısını çektiğin, taze olan aşkını koyduğu yer aynı değil. Onlar bitirildi. Onlarla işin bitti, hesabı kapatıldı.

Senin yaşadığın şey unutamama değil, kapanmamış bir dosya arkadaşım. Telefonda tarayıcının bir yerinden ses gelir ya. Sekmeleri tek tek gezersin ama hangisi olduğunu bulamazsın. Arka planda çalmaya devam eder, telefonun ısınır, şarjın gitmeye devam eder. Akşam da "Ben niye bu kadar yorgunum?" dersin. Aynen bu telefonda olduğu gibi sende de aynısı oluyor. Sen sekmelerini kapatmadın, sadece üstüne başka sekmeler açıyorsun. Hayatında yeni sekmeler açarak onu unutamazsın. Kendini daha fazla yorarsın.

Şunu fark edin arkadaşlar: Sekme açıkken o hâlâ senin şimdiki zamanında yaşıyor. Sen onu geçmişte bırakmadın, şu anda tekrar yaşatıyorsun. Her sabah uyandığında belki listende duruyor. Sen ilişkiyi bitirdin ama dosyayı kapatmadın arkadaşım. O dosya hâlâ sende. O dosyayı nasıl kapatacağınızı birazdan konuşacağız.

Ama çok daha önemli bir soru var arkadaşlar, çünkü bu soruya cevap vermeden hiçbir teknik, hiçbir yöntem işe yaramaz. Şu önemli: Beynin onu sevdiği için hatırlamıyor, bitmediği için hatırlıyor. Burayı oturtmamız çok önemli. Öncelikle nasıl bitireceğimizi anlamalıyız.

Zihninde hangi soru açık kaldı?

Bitmemiş işler, kapatılmamış defter diyorum ya. Senin kafanın içinde neler var? Birçok insanda şu vardır, bir bak bakalım sende de var mı: Cevapsız bir soru. Neden böyle yaptı? Her şey güzel giderken niye bir anda bıraktı? O belki de çoktan bırakmıştı, o yüzden kendini iyi hazırlamıştı. Ya da "Bir anda ne oldu?" Kadınlar genelde biriktirir, kendini hazırlar. Erkek ise daha hızlı, fevri davranır. Kadın bırakırken hazırlıklıdır, erkek fevridir. "Bir anda ne oldu, ben ne yaptım?" dersin. Ya da hepsinden daha acısı, sonra şunu sorgularsın: "Hiç sevmedi mi beni? Ne yapacağım ben şimdi, onsuz ne yapacağım? Ben mi kabahatliydim, hata mı yaptım?"

Arkadaşlar, bunlar bu hesabı kapatmanıza engel olur. Bu seviyede kalarak beynine bunları taşımak zorunda olduğunu hissettiriyorsun. Çünkü beynin görevi zaten sana açıklama yapmak ve seni tehditten, zor durumdan çıkarmak. Ama sen onun bu gücünü yanlış seviyede kullanıyorsun. "Unut bunu" diyorsun ama hesap kapanmadı ki. Beynin sana "Burada hesap açık" diyor ve devamlı gösteriyor: "Şöyle mi oldu? Neden yaptı? Acaba sevmiyor muydu?" Sen unut dedikçe o bunların cevabını istiyor. Aslında "Bunları bitir" diyor. Ama aradığın cevapları çoğu zaman o kişi bile bilmiyor olabilir. Önemli olan ne biliyor musun? Burada kendini bulman gerekiyor.

Neden aynı döngüye geri dönüyorsun?

Bu açık kalan sorular seni şok, sorgulama, suçlama ve bastırma seviyesinde tutuyor. Bu dört seviyede düştüğünde kalkman çok zor. Çünkü birini suçladığında gelişemezsin. Kendini suçladığında da gelişemezsin. Bastırırsın, bir an iyi gelir ama bir haber alırsın, yine aynı noktaya gelirsin. Kendini devamlı bu soruşturma, bu işlevsiz sorgulama aşamasında tutarsan ne oluyor? "Bunu bana nasıl yapar?" diyerek tekrar şok aşamasına geliyorsun. Kendini yakalaman gerekiyor. Bu açık sorular seni şok, suçlama, sorgulama ve bastırma aşamasında tutar ve kısır döngüye girmiş olursun. Ya kendini suçlarsın ya onu, arkadaşını, ailesini suçlayabilirsin.

Bu açık sorular genelde üç şekilde gelir. Birincisi, cevapsız kalmışsındır. Bir gün her şey normaldir, sonra bitmiştir. Konuşma yoktur, açıklama yoktur. Kimse sana anlatmadığı için zihninde devamlı onun zihnini okumaya devam ediyorsun.

İkincisi, söylenen ama inanmadığın bir cevap vardır. Sana bir sebep söylenmiştir: "Ben ilişkiye hazır değilim. Sen çok iyisin ama..." diye masallar vardır ya. "Zaman olmadı, doğru zaman değil." Sen o cümleyi duyarsın ve içinden "Bu değil" dersin. "Her şey çok iyiydi" gibi açıklamalar yaparsın. Haklı da olabilirsin. İnsanların söylediği sebep çoğu zaman gerçek sebep değildir, en kolay söylenebilen sebeptir. Sen gerçek sebebi bulmaya çalıştığın sürece dosyan yine açık kalır arkadaşım. Çünkü aradığın şey onun kafasında ve sen onun kafasına giremezsin. Bunu bilmenin önemi de yok ayrıca. Çünkü bildiğinde hâlâ çözebileceğini sanırsın. Onun kafasında ne olduğunu, çözebileceğine inandığın için merak ediyorsun. Oysa sorun o bulduğun şeyle çözeceğin bir şey değil.

Üçüncüsü şöyledir arkadaşlar: Bırakan sensindir ama emin değilsindir. Belki sen bitirmişsindir, belki de doğru olanı yapmışsındır. Ama içinde bir ses "Ya yanlış yaptıysam?" der. Bu en sinsi olanıdır. Çünkü ortada bir kayıp yok, bir karar var ve bu karar sana kendi kendine "Acaba doğru mu yaptım?" diye ses verir. İnsanlar bu açıklamaları duyduklarında genelde rahatlar, bazı uygulamalardan sonra da kendi kendilerine özgürleşirler. Bunlardan size bahsedeceğim. Şimdi bunlardan hangisi sende var? Bunu bilmen lazım, çünkü üçünün de ortak noktası bir dosyanın açık kalması arkadaşım.

Unutmaya çalışmak neden işe yaramıyor?

Unutmak istiyorsun ya, şunu bir deneyelim. Beyaz bir ayıyı düşünme. Sakın düşünme. 5 saniye boyunca aklına beyaz bir ayı gelmesin. Ne oldu? Bir şeyi düşünmemeye çalışmak, zihnine o şeyi kontrol etme görevi vermektir. Kontrol etmek için de ona bakman gerekiyor. Gün içinde "Onu düşünmeyeceğim" kararı versen bile her seferinde onu kendi kendine bir kere daha çağırıyorsun. Bunu net söyleyelim: Unutmaya çalışmak onu zihnine getirmektir arkadaşım. O yüzden günler geçiyor, 6 ay geçiyor ama geçmiyor. Yöntemin kötü olduğu için değil, yöntemin kendisi problemin bir parçası olduğu için geçmiyor.

Gerçekten unutmak istiyor musun?

Belki de en sevmeyeceğin bölüm burası. Hafızadaki mekanizmadan bu kadar konuştuk, biraz da senden konuşacağız. Esas önemli nokta bu: Suçlamak yerine sorumluluğu almak çok daha önemli. Sende de suç vardır, onda da suç olabilir ama şu anda bu önemli değil. Şu anda bu pay kimin masasının üzerinde duruyor? Bu süreç yüzde yüz senin sürecin. Kimse senin adına bu süreci kapatamaz arkadaşım.

Cevabını bana vermek zorunda değilsin ama kendine, kendi içinde ver: Sen gerçekten onu unutmak istiyor musun? Bu çok önemli. Yoksa bir tarafın "Bir arasa, bir mesaj atsa" diyor mu? Senin hikâyene bakmasını bekliyor musun? Bir daha düşün. Çünkü ben başka bir şey görüyorum. Bu soruya gerçekten "Unutmak istiyorum" demiyorsan, sen unutmak istemiyorsun. Sen anlamak istiyorsun. Niye böyle yaptığını anlamak istiyorsun. Yani sen hâlâ sevgililik kimliğinde devam ediyorsun, çünkü sevgililik kimliğinde anlamaya çalışırsın.

Aradaki fark çok büyük. Unutmak dosyayı kapatmaktır. Anlamak ise dosyayı açık tutmaktır. Sen anlamaya çalıştıkça dosyayı açık tutarsın. Bu saatten sonra ona empati göstermek seni yoracak bir şey. Aylardır, belki günlerdir bunu yapıyorsun. Konuşmaları yeniden hatırlamaya çalışıyorsun. Son anı zihninde tekrar oynatıyorsun. "O cümleyi söylemeseydim" diye kendi kendine yeniden kurguluyorsun. Ne olduğunu bulmaya çalışıyorsun, çünkü zihnin hatayı bulduğunda her şeyin tekrar düzeleceğini sanıyor. Yani sen yas tutmuyorsun arkadaşım, dosyayı inceliyorsun. Bu da seni sorgulama, suçlama ve bastırma döngüsünde sıkıştırıyor. Birileriyle buluşuyorsun ya da bir şeylere bakıyorsun, bastırıyorsun. Sonra gene tetikleniyor.

Çözüm neden kabullenmek?

"İyi de Erdem, çözüm ne?" Arkadaşlar, çözüm kabullenmek, aktif kabullenmek. Kabulün gücü. Ama kabullenmek istemiyorsun, bunu fark ediyorsun değil mi? Onu hâlâ sahipleniyorsun ve kendini ona ait hissediyorsun. Peki sana bir şey soracağım arkadaşım: Sahiplenilmediğin yerde neden aidiyet hissediyorsun? Sen kapını açmışsın, onu içeri almışsın. Ama o seni dışarıda bırakıyor ve sen zihninde onu içeride tutmaya devam ediyorsun. Neden onu hâlâ içeride tutarak ait hissetmek istiyorsun? Ait hissetmek güzeldir. Birisi seni sahiplendiğinde ona ait hissedersin, ait hissettikçe de o kişiyi sahiplenirsin. Bu bir döngüdür. Ama karşındaki seni dışarıda bırakan tarafta. Bunu bir düşünün.

Düşünürken cevabını bulamadıysan ben sana söyleyeyim: Bir açıklama, bir anlam bekledikçe kabullenemezsin. Çünkü çoğu ayrılıkta cevap zaten ortadadır arkadaşlar, karmaşık değildir. Ya seni istemedi. Ya isteyecek kadar emek vermedi, kendini toparlayamadı. Ya da istedi ama bedelini ödemeye niyeti yoktu, buna gerçekten baş koyacak, emek verecek kapasitesi ve enerjisi yoktu. Bir taraftan erkekler için de söylüyorum: Belki onun beklentilerini karşılayamadın ya da beklentileri arttı. Hepsi aynı kapıya çıkıyor. Sen bunu biliyorsun arkadaşım. Ama "Biliyorum" ile "Kabul ediyorum" arasında gerçekten çok büyük bir mesafe var. Kabulün gücü çok daha büyüktür, çünkü seni gerçekten esnetir, farkındalığını yukarıya çıkarır.

Umut neden seni bekletir?

Bir şeyi daha itiraf etmemiz lazım: O sekmeler açıkken umut da açık kalıyor. "Acaba ne dedi, beni seviyor muydu, sevmiyor muydu?" Devamlı açık. Kafandan da yazıyorsun: "O gün kibar davranmıştı, aslında seviyor olabilir." İşte sekmeyi kapatmak umudu kapatmak gibi geliyor. O yüzden belki de elin o defterleri kapatmaya gitmiyor. Umut kötü bir şey değil. Doğru adreste harika bir şey. Ama yanlış adreste umut seni bekletir. Bekleme odasında yıllarını kaybettirir. Sıra sende değil ki, belki sıra hiç sende olmayacak. O kendi sırasına bakıyor.

"Biraz daha kolaylaştırıcı bir teknik anlatır mısın Erdem?" dediğinizi duyar gibiyim. Buraya kadar anlattıklarım kendi sürecimizi fark etmekle ilgiliydi. Şimdi bunu daha iyi hale getirmek için size üç aşama vereceğim. Ama bir uyarıyla söyleyeyim: Bu aşamalar onu aklından çıkarmak için değil, dosyayı kapatmak için. Aradaki fark şu: Dosya kapandığında o zaten aklına daha az gelecek. Gelecek ve geçecek. Sen o gelen düşüncelere takılırsan, düşünce nereye giderse sen de oraya gidersin. Ama gelip geçici olduklarını fark edersen düşüncelerinin peşine takılmazsın.

Ondan ne duymayı bekliyorsun?

Birinci aşama çok önemli arkadaşlar: Açık kalan soruyu bulup yazıya dökmek. Çoğu insanın burada yaptığı hatayı söyleyeyim. Oturup ona söyleyemediklerini yazıyorlar, mektup gibi. Bu iyi hissettiriyor, doğru, ama dosyayı kapatmıyor. Çünkü yine ona hitap ediyorsun, o yine masada. Biz farklı bir şey deneyeceğiz. Ona ne söylemek istediğini değil, ondan ne duymayı beklediğini yazacaksın.

Eline bir kâğıt al. Telefon değil, kâğıt. Çünkü elin yazarken beyin de çalışıyor, ciddiye alıyor. Şu cümleyi tamamla: "Bu iş kapansın diye onun bana şunu söylemesini bekliyorum:" Hep bir açıklama bekliyorsun ya, hangi açıklamayı yapmasını bekliyorsun? Ne varsa yaz. "Seni gerçekten sevdim ama korktum." "Sen kusurlu değildin, ben hazır değildim." "Pişmanım." Ne bekliyorsan artık.

Sana bir örnek vereyim. Bu çalışmayı bir arkadaşımla yapmıştım. Kalıbımızı yazdık: "Bu iş kapansın diye onun bana şunu söylemesini bekliyorum:" Arkadaşım şunu yazdı: "Seninleyken çok mutluydum ve seni kaybetmek en büyük hatamdı." Yazdıktan sonra bir süre kâğıda baktı. Sonra şunu söyledi: "Bu adam hayatında hiç kimseye böyle bir cümle söylemedi ki." Yani aslında beklediği şey, bugüne kadar adamdan alamadığı şeydi. Zaten alamadığı şeyi bekliyordu. Onu bugüne kadar ilişkiye bağlayan şey de o alamadığı beklenti, o umuttu. Zaten alamıyordu, zaten o da mutsuzdu.

İşte kapanış tam burada başlıyor arkadaşlar. Kimse ona bir şey öğretmedi. Kendi cümlesiyle, kendi gözüyle gördü. Adamın niye böyle yaptığını anlatan o açıklama gelmediği için kapanmıyor sanıyorsun. Ama adam bazen söylese de kapanmayacak. Çünkü onun hiçbir zaman senin duymak istediğin o kapanış cümlesini kurabilecek bir insan olmadığını göreceksin. Kafanın içinde o beklenti sınırsız duruyor, elle tutulmuyor, makul görünüyor. Ama kâğıda indiğinde daha netleşiyor.

Şimdi sen de yazdığına bak arkadaşım. O cümleleri bir kere daha oku ve kendine şunu sor: Bu insan, tanıdığın haliyle, bu cümleleri gerçekten söyleyebilir mi? Büyük ihtimalle bu cümleleri söyleyecek kapasitede olmadığını göreceksin. Söyleyebilseydi zaten söylerdi. Söyleyebilen insan ayrılırken de söyler arkadaşım.

Bu ilişkiden sana gerçekte ne kaldı?

İkinci aşama: Gerçeklere uyumlu bir şekilde anlamı koy. Cevabı uydurmayacaksın. "Aslında beni çok sevdi, iyi bir adamdı, iyi bir kadındı ama kaderimiz olmadı" diye güzel bir hikâye yazmayacaksın. Kötüleme de, iyileme de. Yapacağın şey, o ilişkide sana kalan gerçek şeyi isimlendirmek. Bu ilişkide senin gerçekten kaynak olarak neyi verdiğini tekrar tanımlamak. Bu çok önemli. "Her ilişki bir derstir" gibi klişe sözlere girmeyeceğiz. Somut bir şey soracağım: "Onunla ilk kez şunu yaşadım. Bunu yaşadıysam bu ihtiyaç benim gerçek ihtiyacım ve ondan bağımsız olarak var. Artık bunun bende olduğunu biliyorum."

Çünkü birisiyle bir ilişki yaşarsın, bir şekilde bir ihtiyacını karşılar. Ama o sadece o ihtiyacını tetiklemiştir. O kaynak ondan bağımsız olarak zaten sende vardır. Bir örnek vereyim. Yıllar evvel kişisel gelişimle ilgili çalışmalar öğrettiğim arkadaşlarım vardı. Bugün baktığımda öğrettiğim teknikleri hâlâ kullanıyorlar, eski kız arkadaşlarım da kullanıyor. Çünkü o kaynak onlarda da vardı. O teknikleri içlerine alarak yollarına devam ettiler. Sana kattığı her şeyi kabullen ve onunla yola devam et. Böylece onun eksikliğini hissetmezsin. Onunla bir bakış açısı mı öğrendin? Al, devam et. O sende de vardı. Sende olmasaydı zaten sana entegre olmazdı. Bu bağlamda düşünmeniz çok önemli.

Bir de senden ona ne gitti? O da senden çıkan bir şey. Sevgini verdin, değerini verdin. Şimdi kaynağın yönünü değiştir. Bu sefer kendine verme dönemi başlasın, tamamını. Ne yaptığımızı fark ediyor musun? Ondan kalanı bırakmıyorsun, yanına alıyorsun. Çünkü o duygu onun değil.

Dosyayı kapatmak ne demek?

Üçüncü aşama, artık hesabı kapatmak, sekmeleri kapatmak arkadaşım. İnsanların çoğu burada hata yapıyor. Kapanışı şöyle sanıyorlar: Bir sabah kalkacaksın, aklına artık hiç gelmeyecek. Adı geçtiğinde hiçbir şey hissetmeyeceksin. Sıfır, boşluk. Öyle bir şey olmayacak ve iyi ki de olmuyor. O yaşanmışlık ruhunda bir iz, duygunda bir acı bırakacak. Bu da senin kelimelerine, cümlelerine, mentalitene, felsefene yüklenecek. Sıfır acı diye bir şey olmadığı için "Demek ki kapatamadım" deyip kendinizi yıpratmayın arkadaşlar. Bu iş varsa biraz da yanacaksın.

Adı geçecek, belki şarkınız çalacak, belki rüyana girecek, belki onu hatırlatan bir şey olacak. Sonra ne olacak? Kalkıp o eski konuşmaları okumayacaksın. "Şimdi ne yapıyor?" diye story'sine bakmayacaksın. 15 dakika tavana bakıp onu hayal etmeyeceksin. Gelecek ve geçecek. Sokakta eskiden tanıdığın biriyle karşılaşmışsın gibi, selam verip yürüyeceksin.

Ona bakma isteği geldiğinde ne yapmalısın?

Bunun en pratik hali şu: Kendine tek bir kural koyacaksın, sadece bir tane. Merak geldiğinde bu ana kadar söylediklerimi kendinize hatırlatın. O dürtü geldiğinde telefonu eline al, evet, ama kendine tek satırlık bir not yaz: "Saat şu. Şu an bakmak istedim çünkü şunu hissediyorum." Bu kadar. Bakmak yerine hislerini kaydediyorsun.

Burada iki şey oluyor. Dürtüyü eyleme değil, yazıya çeviriyorsun. Bu da aslında yeterince tatmin ediyor, çünkü önce kendi hissini anlıyorsun. Beyin "Bir şey yaptık arkadaş, sakinleş" diyor. Sonra rahatlayacaksın ve şunu söyleyeceksin: "Evet, bunu hissediyorum ama bu hissime rağmen durumu kabulleniyorum. Onu yolunda bırakıyorum ve kendi yoluma bakıyorum."

Birkaç gün sonra notlarına baktığında muhtemelen hep aynı duyguyu göreceksin. O gelen duygu muhtemelen özlem değil. Başka bir yerde, başka bir dünyada da yaşayabileceğin bir duygu. Çoğu insanın orada gördüğü şey aslında yalnızlık hissi. Çoğu insan orada "Yalnızım" ya da "Canım sıkkın" diyor. O gün biri onu incitmiş gibi bir şey hissediyor. Bunu görmen önemli arkadaşım. Çünkü o zaman dürtünün ona değil, sana ait olduğunu anlıyorsun. Sana ait olan bir şeyi çözmek için ona ihtiyacın yok. Bu yüzden yazıyoruz. Bu yüzden kendimize "Onu bırakıyorum, kendi yoluma bakıyorum" diyoruz.

"Ya bir daha kimseyi böyle sevemezsem? Ya o başka birini bulduysa?" Bunu dediğin noktada nereye dönüyorsun? Sorgulama aşamasına, boş soruşturma aşamasına dönüyorsun. O da seni tekrar düşürüyor. O yüzden tekrar kabullenmeye dönmen ve bu eylemleri yapman gerekiyor.

Bu konuyu daha detaylı dinlemek istersen videosunu buradan izleyebilirsin.

İlgili Yazılar

Hepsini Gör

ERDEM TAŞKINSU
 

Kendini Güncelle markasının kurucusu olan Erdem Taşkınsu, İstanbul Üniversitesi'nde Sosyoloji, Anadolu Üniversitesi'nde ise Sosyal Hizmetler Danışmanı bölümlerinden mezun olmuştur.
Atılım Üniversitesi’ndeki Aile Danışmanlığı programını başarıyla tamamlayan Erdem, önemli isimlere iş ve ilişki danışmanlığı yapmanın yanı sıra, geniş kitlelere yönelik öğretici konuşmalar düzenlemektedir. Atılım Üniversitesinde "Temel Koçluk ve  Mentorlük " dersleri vermiştir. 

YouTube/@erdemtaskinsu kanalındaki videoları 43 milyondan fazla izlenmiş olup, Milliyet gazetesinde ilişkiler ve kişisel gelişim üzerine yazıları yayımlanmaktadır.

ERDEM HAKKINDA DAHA FAZLA BİLGİ 
 

Ofis :

0 505 260 95 96

Takip

  • Instagram
  • Youtube
  • Facebook
  • X
  • TikTok
  • LinkedIn

Email 

bottom of page