Kalbini Kıran İnsanlara Karşı Nasıl Davranmalısın?
Kalbini kırmaya çalışan insanlara karşı nasıl davranmalısın ve bu süreci en az hasarla nasıl atlatabilirsin? Sevgilinle, eşinle, arkadaşınla ya da genel olarak insan ilişkilerinde bu süreci daha kaliteli nasıl yönetebilirsin? Bunları 7 aşamada vermeye çalışacağım. Bu aşamalar hem hasar almaman hem de durumu ve süreci daha iyi yönetebilmen için çok önemli. Hemen başlayalım.
Sen mi kırıldın, yoksa seni kırmaya mı çalıştı?
Birinci madde şu: Birisi bizi kırdığında soracağımız en önemli soru şu: Ben mi kırıldım, yoksa kişi beni kırmaya mı çalıştı? Bu önemli bir ayrım. Çünkü eğer ben kırıldıysam aşırı alınganlık ve hassasiyet göstermiş olabilirim. Bu, geçmişteki yaşantısal deneyimlerimden kaynaklanmış olabilir ve duruma aşırı bir tepki vermiş olabilirim. Dolayısıyla biri beni daha kolay kırabilir. Ama o kişi aslında kırmaya çalışmamıştır, ben kolay kırılmışımdır. Hassas olduğum için, alıngan olduğum için onun o duygusuna daha çok tepki vermiş olabilirim.
O yüzden bu durum o ana mı özgü, yoksa geçmişe mi? Yanlış anlaşılmaların önüne geçmek için bunun ayrımını bilmek önemli. İletişimde en önemli nokta şuydu: Birincisi doğru anlamak, ikincisi doğru anlaşılmak. Şöyle bir söz vardır: Yanlış anlayacağına hiç anlama, daha iyi. Çünkü yanlış anladığında kırma ve yıpratma payın artar. Ama hiç anlamadığında en azından bozmazsın, yıkmazsın. Doğru anlamak için bu aşamada şu soruyu sormamız lazım: Gerçekte bana ne söyledi? Bunu bilerek, canımı acıtmak için, kasıtlı mı söylüyor, yoksa hiç farkında olmadan mı ağzından çıktı?
Kalbi kırılınca kadınlar ve erkekler ne yapar?
İkinci nokta çok önemli. Kadınlar kalpleri kırıldığında kendilerini korumak için ne yaparlar? Erkekler ne yaparlar? Kadınlar kalpleri kırıldığında sessizleşir. Erkekler ise o ortamı terk eder, kaçar. Kadınlar içine kapanır, susar. Bu aslında bir savunma mekanizmasıdır, bir küstüm oyunu gibi bir şeydir. Ama bu oyun uzadıkça iki tarafın da birbiri hakkında zihin okumasına sebep olur. Adam kadın hakkında "Kesin benim hakkımda şunu düşündü, beğenmiyor" gibi zihin okumalar yapabilir. Kadın da erkek için "Beni anlamıyor" gibi zihin okumalar yapabilir. Bu zihin okumalarının her biri gerçekten sapma oranını artırır ve mevcut ilişkine zarar verir.
Kadınlar genelde kapanıyor dedik ama kadınlar suçlayıcı davranışlarda da bulunabilir, direkt çok aşırı tepki de verebilir. Bu her kadının kapanacağı anlamına gelmez ama kadınların savunma tepkisi genelde bu şekildedir. Erkeklerinki genelde basıp gitmek, ortamı terk etmektir.
Hem erkekler hem kadınlar için söylüyorum: Kendini ifade etmediğin, o duyguları ifade etmediğin her an, karşı tarafın zihin okumalarıyla olay daha belirsiz, daha flu olmaya başlayacak. Netlik kazanması için lütfen duygularını karşındaki kişiye ifade etmeyi dene. Mesela şöyle ifade edebilirsin: "Belki bana öyle geliyor ama bu durum karşısında ben şöyle algıladım ve çok kırılmış hissediyorum. Belki de yanlış anladım. Bu konuda sen neler söylersin?" O sırada kendini doğru ifade etmen, belirsizliği ortadan kaldırması açısından önemli.
Haklı olmak mı, huzurlu olmak mı?
Üçüncü kural daha çok duygusal ilişkiler için ama sosyal ilişkilerde de önemli. Sence ilişkide kazanmak mı önemli, yoksa huzur mu? Çoğu kişi herhalde "Huzur önemli" der. Çünkü eşinle, sevgilinle, arkadaşlarınla duygusal ilişkiler kazanmak için değil, huzur içindir. Kazanmak işin içine giriyorsa haklı olma çabası da girer. Haklı olma çabasının arka planında da ego vardır. Egonun sızdığı mutlu bir ikili ilişki ben bugüne kadar görmedim, tanık olmadım. Samimi de olmaz zaten.
O yüzden o sırada kendine sor: Gerçekten haklı mı olmak istiyorsun, yoksa huzurlu mu? Küçük şeyleri büyütüp "Bak ben şöyle yapmıştım, sen bunları görmüyorsun, benim dediğim doğru" noktasına getirdiğin her şey hem senin incinmene hem de karşı tarafın farklı tepki vermesine yol açar. Burada temel felsefemiz haklı olmaktan çok her zaman huzuru aramak olsun. İlişkide hakkın alınmıyorsa, alanın çiğnenmiyorsa, sınırların ihlal edilmiyorsa ya da benliğin kaybolmuyorsa, bu durumlar dışında haklı olmaya çabalamak ilişkide huzurunu kaçıracak, kırgınlıklarını artıracaktır. Hatta ufak şeyleri daha çok büyütmene ve üzerinde durmana neden olacaktır.
Kırgınlığın bugüne mi ait, geçmişe mi?
Dördüncü nokta: Kızgınlığının ve kırgınlığının o olaya mı özgü olduğunu, yoksa geçmişte yaşadığın travmatik anılara, yaşanmışlıklara mı özgü olduğunu ayırt etmek çok önemlidir. Damlaların birikmesinden dolayı partnerinin, eşinin ya da arkadaşının küçük bir adımına, küçük bir hareketine olduğundan çok daha büyük bir tepki veriyor olabilirsin ve bu durum karşısında kırılmış hissediyor olabilirsin. Bu çok yaşanan bir şey. Verdiğimiz tepki geçmişteki birikimden kaynaklanabiliyor.
Bununla ilgili yıllar önce bir arkadaşımla çalışma yapmıştım. Arkadaşım eski bir okul arkadaşını arıyor ve aradığında kız arkadaşı ona çok yoğun bir tepki veriyor. "Sen onu nasıl ararsın? Beni aldatıyorsun" gibi noktalara taşıyor. Bu arada o kişi arkadaşımın eski kız arkadaşı da değil, sadece okuldan bir arkadaşı. Ama olayı çok daha inanılmaz bir tabloya götürüyor, aşırı tepki veriyor ve kalbi kırılmış gibi hissediyor. Aslında mesele yine doğru algılamaktan geçiyor. Olanı olduğu gibi değil de olduğundan çok daha büyük algılamasının, bu kadar aşırı hassas olmasının nedeni geçmiş yaşantısal deneyimlerinden kaynaklanıyor. Tabii o deneyimler üzerine kişiye özgü çalışma yapmak gerekiyor. Ama en önemli nokta, dediğim gibi, bu durumu fark etmen. Süreci yönetmede ilk adım bu olacaktır.
Çatışmayı tırmandırmadan nasıl dengelersin?
Beşinci nokta: Her ilişkide çatışmalar olabilir. Ama bu çatışmaların uzlaşmayla sonuçlanması, dengelenmesi çok önemlidir. Elbette farklı fikirlerde olduğunuz noktalar olacak. Çiftlerde genelde şu vardır: Karşındakinin senin gibi düşünmesini istersin. "O da benim gibi sevsin, benim gibi düşünsün." Senden farklı düşündüğünde kendini yalnız hissedersin. Ama karşındaki de bir birey. Adam da birey, kadın da birey. Farklı düşünebilir, senden ayrı düşünebilir. Bu gibi çatışmalarda kalbin kırılmış hissedebilir ya da bunu aşırı büyütebilirsin.
Başka konularda da çatışma yaşanabilir. Ama bu çatışmalarda önemli olan olayı tırmandırmamak. Sevgi bağınız derinleşmişse ve bunun korunması gereken önemli bir ilişki olduğunu düşünüyorsan, dengeli ilişkilerde bir taraf biraz yükseldiğinde, daha agresif olduğunda diğer taraf alttan alarak dengeler. Başka bir zaman öbür taraf sertleştiğinde bu sefer diğeri alttan alır. Bu, ilişkinin tırmanmasını, çatışmanın üst noktalara gitmesini engeller ve uzlaşmayı sağlar.
Bağ derecesi yüksek ilişkilerde çatışmalarda bireyin fikirlerine saygı duymak ama sonunda uzlaşarak bir sonuca varmak önemli. Çünkü çatışırsanız, çatışmanın en son noktasında savaşırsınız. Ama kendi fikirlerini hiç beyan etmezsen, hep "Okey" dersen, hep "Tamam" dersen, hep alttan alırsan bu sefer o ilişkide kendi benliğinde kaybolursun. Aşırı uzlaşmacılık da aşırı çatışma da iyi bir şey değil. Bazen fikirlerin farklı olabilir, farklı düşünceler ortaya koyabilirsin. Bu illa kalbinin kırılacağı anlamına gelmez, farklı düşündüğünüz anlamına gelir. Her şeyde aynı düşünmek zorunda değilsiniz. Önemli olan farklı düşüncelere saygı duymak ama daha da tırmanmaması için uzlaşmayla dengelemek.
Bir ilişkide karşındaki kişi senin duygularını, düşüncelerini ve benliğini ihmal edecek derecede canını acıtıyor, o ilişkiyi her defasında bahanelerle yıkıcı bir şekilde koparmaya çalışıyorsa, o zaman ilişkinin içinde ne durumda olduğunu düşünmenin vakti gelmiş olabilir. Çünkü bu devam ettikçe kalbin kırılmaya başlayacak.
Sana küçük bir tavsiye vereyim. Kendini seversen, kendi benliğine sevgi ve şefkat gösterirsen hiç kimse senin kalbini kıramaz. Çatışmalar olabilir ve bu çatışmaların uzlaşmayla dengelenmesi çok önemli. Ama hep uzlaşırsan bu sefer benliğin kaybolur. Bu ikisi arasındaki denge çok önemli. Bunu bir sosyolog, bir aile danışmanı olarak söylüyorum, çünkü bu esas kritik dinamik noktalardan biri.
Biri sana öfkeyle davrandığında bunu üzerine almalı mısın?
Altıncı nokta duygusal ilişkilerden çok sosyal ilişkilerde de olan bir şey. Birisi sana öfkeli, sinirli davrandığında bunun nedeni sen olmayabilirsin. Senden önceki durumlar olabilir. Mesela tanıdık ya da tanımadık biri ona agresif davranmıştır. Böyle durumları kişisel algılamak senin kırılmana neden olabilir. Seninle hiç ilgisi yok. Üzerine alınmanı gerektirecek bir durum olmayabilir, o kişiyle ilgili bir durum olabilir.
Ama ikili ilişkide, duygusal ilişkide sana çok yoğun öfkeyle davranıyorsa şunu düşünmek çok önemli: Acaba içine attığı ne olmuş olabilir? Sevdiğin kişiyse, eşin ya da sevgilinse, senin dışında bir olay da olmuş olabilir, seninle ilgili bir olay da. Daha önce içine attığı olaylar olabilir. O yüzden o tepkiyi verdiğinde ona yaklaşıp şöyle diyebilirsin: "Hayatım, içine attığın bir şeyler mi var? Benimle paylaşırsan çok memnun olurum. Çünkü içimizde ne kadar az biriktirirsek ilişkimiz o kadar sağlıklı olur." Durumu netleştirmek için bu şekilde yaklaşman çok daha iyi olacaktır.
Dengeni korursan seni kim kırabilir?
Yedinci kural çok önemli. Özellikle sosyal ilişkilerinde birisi seni bilinçli ya da bilinçsiz kırmaya çalıştığında, kendi pozitif tutumunu ve dengeni bozmak zorunda değilsin. Dengeli ve pozitif bir tutumda olduğunda zaten kimse seni kolay kolay kıramaz. Genelde duygularımızı yönetemediğimizde, duygularımızı fark etmediğimizde sallanmaya başlarız. Karşımızdakinin bizi kırmasına izin verdiğimizde, aslında kendimize gösterdiğimiz sevgiyi ve şefkati azalttığımızda çok daha kolay kırılgan olabiliriz.
O yüzden olaya vereceğin yanıtları seçmek senin elinde. Olayı olduğundan çok daha büyük hale getirebilirsin. Ama karşındaki kişi bunu refleks olarak, istemeden yaptıysa kendine şunu sor: "Bu durumu neden hâlâ büyütüyorum? Zaten durumun farkında değildi. Neden olaya daha fazla odaklanıp bu acının üzerinde duruyorum?" Bunun farkına varmak, idrak etmek önemli bir şey. Bu durumu problem haline getirip ona odaklanmak zorunda değilsin.
Eğer bir kişi bunu bilinçli olarak, kasıtlı olarak yaptıysa içinden şunu söyle: "Evet, bu acıyı ve bu deneyimi kabul ediyorum. Ama kabul ettiğim bu deneyimi serbest bırakmaya niyet ediyorum." Bunu söyleyip bu enerjiyi dışarıya doğru açtığını hayal etmen seni daha çok rahatlatacaktır.
Bana "Erdem, bu yedi maddeyi damıtsan bize ne söylersin?" diye sorsan şunu derdim: Kendimize şefkat ve sevgi gösterdiğimizde aslında kimsenin bizi kırmasına izin vermeyiz. Kendini sevmen ve kendine şefkat göstermen, bu işin püf noktası belki de burada yatıyor.
Bu konuyu daha detaylı dinlemek istersen videosunu buradan izleyebilirsin.
