Maskülen Erkeklerin Vazgeçemediği Kadınların Temel Karakter Özellikleri
Genel anlamda kadınların bir maskülen erkek tutkusu var arkadaşlar. Nasıl ki erkekler dişil enerjiden etkileniyorsa, kadınlar da maskülen erkekten etkileniyor. Ama maskülenliğin tanımı yanlış yapıldığı için çarpıtılarak anlatılıyor. Müdahale eden, kıskanan, kontrol eden, "Sen benimsin, senin sahibin benim" diyen baskın bir adamı maskülen sanıyorlar. Birçok kadın hâlâ böyle sanıyor bu arada: "Beni yönetsin, kontrol etsin." Bu yüzden de kaba saba, aslında sana maskülenliği oynayan erkeklere yaranmak için uğraşıyorsun.
Bu videoya "Bu kadınlar neyi farklı yapıyor?" diye geldiysen, bu da bir hata bakın. Buraya gelme motivasyonun bile hata. Çünkü maskülen bir erkeğe yaranmak için yaptığın her şey bir hatadır. Gerçek maskülen erkek tam aksine yaranmaya çalışmayan, kendini beğendirmeye uğraşmayan kadına çekilir.
Gerçek maskülen erkek kimdir?
Gerçek maskülen adam yaşanmışlığı, görmüşlüğü olan, artık oturmuş, beyefendi bir adamdır. Bunun yaşla da ilgisi yok. Ellisinde olup bir ergen gibi daldan dala, yeni heyecanların peşinde koşan erkekler de var. Gerçek maskülen erkekler böyle hercai ilişkilerin kafalarını karıştırmasına izin vermez, bunun kendilerini tüketeceğini bilirler.
Bu yüzden maskülen adam şunun peşinde arkadaşım: Kendiyle mutlu, otantik, pozitif, beğenilmek için şekilden şekle girmeyen, kendi seviyesini ve hayat ritmini bulmuş, güvenli kadınlar. Sırtını döndüğünde de güvenebileceği kadınları seçiyor. Kadınlar hep bundan yakınıyor ya, aslında gerçek maskülen adamlar da bunu bulamıyor arkadaşlar.
Güven derken sadece aldatmayı, sadakati kastetmiyorum. Her akşam güzel yemekler yemek, başka yerlerde tatil yapmak harikadır. Ama "Zor zamanlarımda, işler kötüleştiğinde de bu kadın yanımda olacak mı?" Bu adamlar için çok önemli bir soru.
Parası olan her erkek maskülen midir?
Maskülen erkek derken para anlamında zengin olan adamları kastetmiyorum. Parası olan her adam maskülen olmayabilir. Bunun narsisti var, pasif olanı var, kadının istediği şekilde davranan kadın merkezli olanı var. Beyefendi olanı, olgun olanı da var. Bir adamın parasının olması maskülen olduğu anlamına gelmez.
Bu adam parasını nasıl kullanıyor? Manipüle etmek için mi, güç için mi, seni kontrol etmek için mi? Yoksa gerçekten hayata bir kalite, bir konfor katmak, yaşamı kolaylaştırmak için mi? Parasını nasıl kullandığı, parasının olup olmamasından çok daha önemlidir arkadaşım. Çok zengin ama cimri bir adamın yanında ne yapacaksın? Varken yok yaşarsın. Para bir güçtür ama bu gücü nasıl kullandığı paradan çok daha önemlidir. O yüzden tek bir şeye, özellikle paraya ve zenginliğe bakıp etkilenmeyin. Maskülen erkeği parayla eşleştirmeyin. Hayatı nasıl yaşadığını anlamak çok önemli. Maskülen erkekler hayatı hoyratça tüketen, hercai ilişkilerin peşinden koşan adamlar değil. Sayıları az ama böyleler.
Kendin olmak, hiç değişmemek mi demek?
Peki bu adamlar kimlere çekiliyor, hangi kadınlardan gerçekten vazgeçemiyorlar? Buna geçmeden, ilk defa izleyenler yanlış anlamasın diye bir şey söyleyeyim. Kendini birine beğendirmeye, yaranmaya, bir başkası için daha güzel olmaya çalışırsan kendinden uzaklaşırsın. Ama "Ben kendim olacağım, kendimden taviz vermem" deyip yanlışlarının üzerinde hiç çalışmamak da otantiklik değildir. Sende toksik, işlevsiz, seni aşağı çeken davranışlar varsa bunları ömür boyu taşımak zorunda değilsin.
Diyelim ki ben devamlı suratı asık, negatif bir insanım. "Birinin hoşuna gidecek diye gülecek, pozitif olacak değilim, kimse için bu halimden vazgeçmem" diyorsam bu karakterli olmak değildir. Bu gerilemek olur, büyümeye direnmek olur. Kendi hücrelerim, mentalitem, bedenim için hayatın pozitif bir zihinle daha sağlıklı işleyeceğini öğrenmişsem, bu bir başkası için değil öncelikle kendim için yaptığım bir şeydir. Kendimi güncellemem bir zeka belirtisi olur arkadaşlar.
Yolun sonunda insan her şeyi kendisi için yapıyor. O adamı etkilemek istemeyi de aslında kendin için yapıyorsun, ama ilişkilerde büyük amacın bu olmamalı. Kendi noksanlarını bir başkası için değil önce kendin için görmeli ve tamamlamalısın. Bu yüzden söyleyeceğim maddeler maskülen adamın gözüne girmen için değil, otantikliğini evrensel değerlere göre güncellemenle ilgili. Zaten gerçek maskülen adamların eşleştiği kadınlarla olan ilişkiler taktikle değil, kendiliğinden gelen ilişkilerdir.
Neden kendini beğendirmeye çalışmamalısın?
Birinci nokta, ilişkilerinizde, buluşmalarınızda kendinizi beğendirmeye çalışmayın. O kişiyi kazanmak için çabalamayın arkadaşlar, kendinizi ortaya koyun. Çoğumuza küçükten beri itaatkar olmayı öğreten telkinler vardı: "Uyumlu ol, kimseyi üzme, saygılı ol, sevilmek istiyorsan pürüz çıkarma." Bilinç dışımız bunları öğrendi. Kimse bunu kötü niyetle söylemedi, ne ebeveynlerimiz ne büyüklerimiz. Ama bunların fazlası zararlı olmaya başladı.
Yıllarını beğenilmek için, onun ilgisini çekmek için daha çok video izleyerek geçiren kadın bir gün fark ediyor ki beğeniliyor ama vazgeçilebilir durumda. Herkes ondan memnun ama kimse onu kaybetmekten korkmuyor. Neden? Çünkü karşındakine göre eğilip büküldüğünde, onun tercihlerine göre rota aldığında, dişil enerjini onun için artırıyorsun ama kendi kadın doğanı keşfetmek için artırmıyorsun. Öz bakımını karşı tarafı etkilemek için yapıyorsun, öncelikle kendin için yapmıyorsun.
Her dediğine "peki" diyen, planına uyan, onun her tonunu, her seviyesini kabul eden birinde elbette ne kaybetme korkusu olur ne de kazanma arzusu arkadaşlar. Bu yüzden yaranmaya, kendinizi beğendirmeye çabalamayın ama kendiniz için öz bakımınızı yapın. Kendini beğenmiş değil, kendini beğenen biri olun, kendinize güveninizi geliştirin.
Maskülen erkek neden güvene bakar?
İkinci nokta, gerçek maskülen erkekler güvenli bağlanan adamlardır. Şöyle düşün: 20'lerinin başındaki erkekler heyecana bakar. Hepimiz o yaşlarda olduk. Kızlar yakışıklılığa bakar, erkekler için de tek kriter çoğu zaman kızın güzelliği, çekiciliğidir. Ama 40-50 yaşındaki adamlar da eğer olgunlaşmamışsa ergen gibi davranır arkadaşlar. Kafasındaki tek şey cinselliktir.
Size bir şey söyleyeyim mi? Cinsellik bir erkeğin karakterinin sınavıdır. Kadının sınavı da aslında ilgidir. O yüzden cinsellikteki mücadelesini kazanmış erkek olgunlaşmış ve gerçekten maskülen bir erkektir. İçinde bu istek var ama hercai aşkların peşinde koşmuyor.
Dikkat ederseniz güvenli bağlananlarda maskülen adamların çıkma olasılığının daha yüksek olduğunu söyledim. Çünkü kaçıngan bağlananlara, özellikle kayıtsız kaçınganlara baktığımda çok maskülen erkekler görmüyorum. Bu benim kişisel yorumum, bilimsel bir şey söylemiyorum. Kaygılı bağlananlar da ürkek oluyor, onlarda da maskülen tavır göremezsin, biraz daha feminen hareketler görürsün.
Güvenli bağlanan adam güvene önem veriyor, güvene bakıyor. Heyecana da bakıyor ama olgunlaşmış, karakteri oturmuş bir erkek artık onu yoracak taktiklerle uğraştıracak birinden ziyade, bir ortak seçer gibi güveni arıyor. Kriz olduğunda, ilişkide bir problem çıktığında bu kadın sorunları büyütüyor mu, iki katına mı çıkarıyor, yoksa çözüme mi odaklanıyor? "Sırtımı dönebilir miyim? Benim kafamı yorar mı?" Kadın ilişkinin başında adamda baba olacak yeterlilik var mı diye bakar. Maskülen adam da kadında anaç bir taraf var mı diye bakıyor. Belli bir süreden sonra da dopamini yüksek bir ilişkiden ziyade huzur var mı diye bakıyor. Çünkü hayat sadece taktikten ibaret değil arkadaşlar. Hayatın sıkıcı tarafları, zor tarafları, kötü günleri de var. Güvenli bağlanmanın özü de bu: yakınlıktan da mesafeden de panik olmamak.
Esther Perel diye bir ilişki terapisti var. Şöyle diyor: Arzu biraz da boşluktan, mesafeden nefes alır. İki odunu tamamen üst üste kapatırsanız ateş söner. Alevin yaşaması için arada hava lazım. Kendini tamamen adamın hayatına yapıştıran, kendi dünyasını kapatan kadın o havayı farkında olmadan kesiyor. Sevgi belki duruyor ama kıvılcım nefessiz kalıyor. Güzel bir açıklama bence, hoşunuza gider diye söyledim. İlişkide uyum güzel, olması gereken bir şey. Ama daima karşı tarafa uyumlandığında kim olduğun bazen unutuluyor mu?
İlişkinin dengesini kim taşıyor?
Üçüncü özellik çok önemli arkadaşlar: Dengeyi tek başına taşımayan kadın. Önceki videolarımda hep söyledim: Kendi hayatınız olsun, hobiniz olsun, arkadaşlarınızla görüşün. Bunlar kötü değil ama bir şeyler eksik. Neden biliyor musunuz? Hayatını tıka basa doldurduğunda iş başarılı, arkadaşın bol, sporunu aksatmıyorsun. Ama bazı kadınlarda şunu görüyorum: Meşgul olduğu müddetçe iyi ama bu onu yoruyor da. Düşünmemek için bu kadar meşguliyet yaratıyor, bir şeylerden kaçıyor. O kaçtığı şeylerle yüzleşmesi gerekiyor, yoksa yalnız kaldığında yine aynı yere düşüyor. Hayat doluluğu çok önemli ama içeriden de yakmak lazım.
Mesele şu: Her ilişkinin bir dengesi var arkadaşlar. Program, ruh hali, tempo, kimin canı ne zaman sıkkın, kimin işi ne zaman yoğun. Bu denge kendi kendine durmaz, biri onu ayakta tutar. Biri her zaman daha çok esner. Şimdi dürüst olun. İlla şu an bir ilişkin olması gerekmiyor, önceki ilişkilerini düşün. Devamlı kim esnedi? Plan bozulduğunda takvimi kim yeniden düzenledi? Ters bir cümle kurulduğunda kim yutkunup konuyu değiştirdi, kimin içine oturdu o cümle? Kim devamlı diğerinin havasına göre ton tutturdu? Kim "Sırası değil" diye hep kendi meselesini erteledi?
Cevap hep "ben" ise arkadaşım, bu ilişkide dengeli olmamışsın demektir. Veriyorsun ama daha çok vermiş, daha az almışsın. Bu ilişki devamlı senin toleransınla dengelenmiş.
Videonun kalbi belki de burası. Her seferinde esneyip kendinden verdiğinde sorun çözülmüyor. Senin ilişkide aradığın şeyler görünmez oluyor. Sen ağrı kesici gibi çalışıyorsun. Ağrı kesici hastalığı iyileştirmez, ağrıyı susturur. Hiçbir doktor da acımayan bir yere bakmaz. İlişkide de böyle. Acımayan bir yerin varsa partnerin de oraya bakmaz. Bu, karşındaki adamın sana kötü olduğu anlamına gelmez. Ama ilişkiler aslında denge kurulduğunda kalıcı oluyor. Ona tabi olmaktan ziyade birlikte denge kurman çok önemli. Onun tarafındaki manzara şu: Her şey pürüzsüz akıyor. Plan bozulsa da, ters konuşulsa da gerilim olmuyor. Çünkü sen kendi duygularını ifade etmiyorsun.
Bir de bunun tam tersi var. Güzel giden şeyler var ama sen devamlı pürüz çıkarıyorsun. Adam bir şey yapmış, farkında bile olmuyorsun. Belki ilişkiniz için çok güzel gelişmeler var ama hiç takdir etmiyorsun, adamdaki bir gram iyi şeyi bile görmüyorsun. Hatta beğenmediğini ima eden davranışlar yapıyorsun, suratını asıyorsun, belki konuşmuyorsun.
İki taraf da uç arkadaşım. Uçlarda olmak zorunda değilsiniz, ortada da olabilirsiniz. Karşı taraf seni inciten bir şey söylediğinde bunu ifade et. Ama onun iyi niyetle onarmaya çalıştığı ya da güzel yaptığı şeyleri de gerçekten görebilmek çok önemli. Mükemmeli beklersen o ilişki huzursuz olur ve bozulur arkadaşım. İlişkilerde mükemmelden ziyade huzuru aramak, huzuru korumak çok daha önemli.
Gördüğünü söyleyen kadın neden kıymetlidir?
Bunu besleyen dördüncü özellik ise gördüğünü söyleyen olmak. İyiyi de gördüğünü söyle, kötüyü de. Bak, bu kadar basit bir şey. Dili olmayan kadın kapalı bir kutu gibidir. Sağlam ama soğuk algılanırsın. Kimse o kapalı kutunun içinde, o kalede durmak istemez. Çoğu erkek hayatı boyunca ilişkilerinde isabetli bir takdiri çok az duyuyor.
Şimdi diyeceksiniz ki "Pislik gibi davranan ama kadınların deli gibi peşinden koştuğu adamlar biliyorum." Merak ediyorsunuz bunun cevabını. Ben size söyleyeyim arkadaşlar: O adamlar maskülen erkek kategorisinde değil, zengin erkek kategorisinde. Zengin olmuş olabilir ama maskülen değil. Kadınların tesiri altında kalma olasılığı yüksek, eş merkezli bir erkek. O zaman sen maskülen erkek değil, bu tarzda bir erkek istiyorsun. Bu başka bir olay. O yüzden kavramları ve tanımları doğru ayırmak çok önemli arkadaşlarım.
Gerçek maskülen adamlar için görülmek pohpohlanmak, "aferin" duymak demek değil. Görülmekten kastım şu: Adam işten geç gelmiştir. "Ne kadar yorulduğunu fark ediyorum" cümlesi boş bir "canım benim"den çok farklıdır. Anladın mı? "Bizim için ne kadar çalıştığını, işine ne kadar odaklandığını fark ediyorum" demek çok daha motive edicidir. Böyle cümleler kurduğunda, flört hayatında ya da ilişkinde seni hiç kimsenin oturtamadığı o koltuğa oturtur.
Pohpohlama ucuzdur. "Sen harika bir adamsın, müthiş bir adamsın" gibi her şeyi takdir etmek değil bu. "Seni izliyorum, çabanı gerçekten görüyorum" diyebilmektir. John Gottman'ın çift çalışmaları var. Kalıcı ilişkilerde takdir ve onaylama, eleştiriden kat kat daha fazla mutluluk getiriyor. Terazinin ibresi sürekli eleştiriye, beğenmemeye, şikayete kayan ilişki bir süreden sonra yoruluyor ve yıkılıyor.
Ama burada Gottman'ın bir uyarısı var. Takdir, idare etmek değildir. Birinci maddede dediğim gibi, "Aman tatsızlık çıkmasın" diye yanlışa alkış tutmak değil. Bu duygusal rüşvet gibi bir şey olur. İsabetli takdir hak edene verilen bir şeydir arkadaşım. Bazı kadınlar "Şımarır" diye bunu yapmıyor. Ama birisi gerçekten hak ettiğinde, ortada bir eylem, bir sonuç varsa şımarmaz arkadaşlar. Karşındaki gerçekten maskülen bir erkekse zaten şımaran bir adam değildir.
Aslında bütün erkekler daha yetişkin kadınlardan daha çok hoşlanıyor arkadaşlar. Umarım bu anlattıklarım bu konudaki farkındalığınıza iyi gelmiştir.
Bu konuyu daha detaylı dinlemek istersen videosunu buradan izleyebilirsin.
