Kaçıngan Gerçekten Kime, Nasıl Bağlanır?
Yine kaçıngan birine yakalandınız, değil mi arkadaşlar? Daha önceki videolardan hatırlıyorsunuz ki kaçıngan bağlananlar aslında bunu tercih etmiyorlar. Bunu sana pisliğine yapmıyor. Manipülatörleri kastetmiyorum. Kaçıngan biri yakınlığı bir tehlike olarak algılıyor arkadaşlar. Bir gün sana çok yakın davranıyor ama birbirinizden uzaklaştığınızda, evlere dağıldığınızda "Ben mi kabahatliyim? Ben ne yaptım şimdi? Günahım ne?" diye düşünmeye başlıyorsun. Çünkü onlar yakınlığı bir alarm olarak algılıyor arkadaşlarım.
Bugün bambaşka bir şey yapacağız arkadaşlar. Onların bilinçaltı kodlarını yakınlık anlamında, tabii ki pozitif bir şekilde, ekarte edeceğiz. Çünkü onlar yakınlığı gerçekten tehlikeyle birlikte öğrendi. Bütün videonun mantığı buraya oturacak arkadaşım: Kaçıngan bir erkek ya da kadın yakınlıktan kaçmıyor. Yakınlığın bedelini ödemekten kaçıyor.
Kaçıngan aslında neden kaçar?
Ona göre yakınlığın bedeli şu: Kendi istediği gibi olamayacak. Kendi özgünlüğünden, özgürlüğünden vazgeçecek. Çünkü çocukken denklem şuydu: "Sevilmek için kendimi kapatmam gerekti." Belki otoriter bir baba vardı. Ondan korktuğu için duygularını istediği gibi yaşayamadı. Otoriter babanın karşısında sorun çıkmasın diye belki sindi, belki sustu, belki ortamı yumuşatmak için güzel enstantaneler yaptı. Şu anki yetişkin halindeki o karizmatik halleri, senin onayını almak için yaptığı şeyler bu taraftan geliyor olabilir. Ama bunları yaparken belki de küçük bir çocukken hiç istediği gibi davranamadı, istediği özgürlükte yaşayamadı. O onayı alabilmek için belki o şirinliği, o isteneni yaptı. Yani yakınlıktan değil, yakınlığın ona bir şey kaybettireceği hissinden kaçıyor.
Kaçıngan biri kime bağlanır?
Karşınızdaki gerçekten kaçıngan bir erkek ya da kadınsa, bugün şu durumu netleştireceğiz ve bunun üzerine çalışacağız arkadaşlar: Bu erkek ya da bu kadın kime bağlanır? Söyleyeyim mi? Bu adam, yanında kendisi gibi olmayı bırakmayan bir kadına bağlanır. Kadın da yanında kendisi gibi olmayı bırakmayan bir adama bağlanır.
Mesela o kadın arkadaşlarıyla dışarı çıkmak istiyor ve sen o kadına çok aşıksın diyelim. Onu arkadaşlarıyla rahat bırakmalısın. Eğer güvenmiyorsan bu güvensizlik yüzde 99,9 seninle ilgilidir. Sana güveni veriyorsa orada problem yok. Buna gelemiyorsan o apayrı bir konu. Bunu erkek arkadaşlar için söyledim ama kadın arkadaşlarım için de aynısı geçerli.
İlk beş maddede, işin yüzeyiyle ve onun bilinçaltını değiştirmek için senin yapacaklarınla ilgili konuşacağım. Son beş madde ise bunu nasıl yapacağınızla ilgili olacak arkadaşlar. Baştan söyleyeyim, temposu biraz hızlı olacak.
Peşinden koşmalı mısın, koşmamalı mısın?
Birinci nokta, mesele ne biliyor musunuz? Peşinden koşman ya da koşmaman değil. Mesele mesafeyi doğru ayarlaman arkadaşım. Kaçıngan erkek peşinden koşulmadığını nereden anlıyor? Mesele aslında bu. Sen belki duruyorsundur ama onun için aportta bekliyorsundur ve o bunu hissediyordur. Üç saat sonra cevap yazsan bile o üç saati telefona bakarak geçiriyorsan o bunu hisseder arkadaşım. Kaçıngan erkek soğukluğu okumaz, bağımlılığı okur. "Bu kişi bana aşırı hevesli mi, bağlı mı, bağımlı olmaya mı başladı?"
Burada bir tuzak var arkadaşım. "Bekleteceğim" diye taktik yapıyorlar ya. Bu sahte bir sessizlik. Bu sahte sessizlik taktiklerinden bahsetmiştim, gerçek sessizliğin sihrini de o videoda anlatmıştım. "Bekleteceğim" diye kurulan her sessizlik aslında ona ayrılmış bir ilgi. Oyun olarak kurduğun bu mesafe gerçek bir mesafe değil, gizli kovalama. O yüzden arkadaşlar gizli kovalama yapmayın.
"İlgilendiğimi hiç mi belli etmeyeyim?" diyorsundur belki. Arkadaşlar, seni unutuyorsa zaten bağ yoktur. O zaten kaçıngan değildir, manipülatif, avcı birisidir. Kaçıngan uzaklaştığında, eğer bağ varsa geri gelir.
Değerini bilmek ne demek?
İkinci nokta, kendi değerini bilmek çok yanlış anlaşılabiliyor. "Değerini bil" demek aslında birine hiçbir şey ifade etmez. Kimse sabah kalkıp "Bugün değerimi bileceğim" demez. Birisi sana "Değerini bil" dediğinde bu somut bir anlama gelmiyor. Değerini bilmek şu sorunun cevabıdır: "Ben neyi kabul etmiyorum?" Bu sayılabilir ve listelenebilir bir şeydir.
Örneğin nedir? "Üç gün ortadan kaybolan biriyle devam etmiyorum." "Beni arkadaşlarına tanıtmayan biriyle altı ay geçirmiyorum." Bunlar bir duygu değil, senin kuralların arkadaşım. Bunlar senin sınırların. Senin artık "Dur" dediğin yer neresi, maksimumun neresi?
Kuralları belirlemediğin için şöyle düşünüyorsun: Onu sevdiğin için bunları tolere ettiğini anlamasını istiyorsun. Ama o bu duyguyu okumayacak arkadaşım. Kaçıngan erkek ya da kadın duygu okumakta zorlanır, duyguyu hissetmekte de zorlanır. O ne yapar biliyor musun? Senin kurallarını, sınırlarını, o eşiğini okur. Çizdiğin sınırı anlar. Bu yüzden ilişkide kaçıngan birinin senin ne hissettiğini hissetmesini beklemekten ziyade, ona ne kadar sarıldığından ziyade, onun için yaptıkların çok daha önemlidir. Bu sınırın altında da şu duygu var: "Ben kendimi sevdiğim, kendime saygı duyduğum için bunun bana yapılmasına izin vermiyorum." Kaçıngan biri sizin duygunuzu okumaz arkadaşlar. Ne yaptığınızı, nasıl ve nerede durduğunuzu anlar.
Diyelim ki o şunu düşünüyor: "Akşam arkadaşlarımla dışarı çıkıyorum. Ona sadık olduğumu, güvendiğimi biliyor. Ben sadece bu özgürlüğü yaşamak istiyorum." Ve senin burada ses çıkarmayacağını bilmek ister. Bu senin eşiğinin içinde değilse, yani kabul edebileceğin bir şey değilse, ya eşiğini yükselteceksin ya da seçimlerini değerlendireceksin arkadaşım. Onu değiştirmeye çalışırsan, "Böyle davran, bak ben böyle oldum, niye çıkıyorsun?" dersen o zaten gider. Manipülatör de gider, avcı da gider. Farkı ne biliyor musun? Kaçıngan aslında bu formda bağlanabilir, sevebilir. Manipülatör ise sadece ihtiyacı olduğu için gelecektir.
Kaçıngana alan vermek ne demek?
Üçüncü nokta, kaçıngan biri duygusal olarak alan tanıyan kadını çok sever. Burada anahtar kelime tempo. Alan vermek sanıldığı gibi az temas ya da teması kesmek değil arkadaşım. Ona öngörülebilir bir tempo vermek. Kaçıngan erkeği ya da kadını boğan şey mesajların sayısı değil, ritmin belirsizliği. Kadın arkadaşlarım, siz belirsizliği sevmiyorsunuz ya, bunlar da sürprizleri sevmez. Ritimsiz gelgitleri, beklenmeyen şeyleri sevmezler.
Kaçınganların standart bir düzeni vardır. İş yoğunluğu bellidir, o arada onu rahatsız etmeni istemez. Sabah belli bir mesajını, öğlen belli bir mesajını atar. Ama sen ona bugün üç mesaj, yarın 15 mesaj atar, sonra hiç mesaj atmazsan onun sistemi bunu "Ne zaman ne olacağını hiç bilmiyorum" diye algılar. Tekrar tehlike olarak algılar ve savunmaya geçer. Bu yüzden sabit bir tempon olacak. Az ya da çok olması önemli değil. Önemli olan ne zaman geleceğini, ne zaman gideceğini bilmesi. Uçlara gidip gelmeyeceksin. Bu onun alarmını susturur. Çünkü "Şimdi sevgilim bana mesaj atar" diye tahmin edebildiği nokta onun güvenli hissettiği taraf.
Alanı, sessizliği ceza olarak kullanmamak da çok önemli. Mesela ona kızdığında mesajı kesmek alan vermek değildir. Tam aksine sessiz bir cezadır. O bunu ilk günden anlar ve "Böyle kaprislerle, cezalarla uğraşamam" der. Bu onun alttan gelen o duygusundan gelir, çünkü bunu tehdit olarak algılar.
"Ben ne kadar alan versem de kaçıyor" diyorsun belki. Alan verirken "İçinden gelsin" diye bir hesap yapıyorsan, o beklentiyle verilen alan seni daha da çok üstüne düşürür arkadaşım. Bu adamları ya da kadınları boğan şey temas değil, temponun belirsizliğidir. Mesela söylemeden bir şey yapma. Söylemeden evine ya da iş yerine gitme. "Hocam bir şeyler karıştırıyordur" diyebilirsin. Alakası yok. Adam evinde her akşamki gibi televizyon izliyor. Ama söylemeden gittiğinde bunu sevmiyorlar. Bilinçaltları bunu tehdit olarak algılıyor.
Kendi hayatı olan kadın neden çekici gelir?
Dördüncü nokta, kendine yatırım yapan kadın olmak. Kaçıngan erkeği cezbeden en önemli noktalardan biri bu arkadaşlar. Hayatının merkezi başka bir yerde olan kadın, kaçıngan bir erkeğin en büyük korkusunu ortadan kaldırır: "Bu ilişkinin içinde kaybolacağım, kendim olamayacağım" korkusunu. Çünkü ona istediği alanın, istediği rahatlığın garantisini veriyorsun. "Bak ben senin üstüne yapışmayacağım, üstüne gelmeyeceğim. Sen kendin gibi olmaya devam edeceksin" diyorsun.
Onun içindeki cümle şudur: "Yakınlaşırsam tükeneceğim, kendime yer kalmayacak." Kendi hayatı olan bir kadının yanında bu düşünce aklına gelmiyor. Çünkü o kadın onun hayatındaki yerini almaya değil, yanında oturmaya geliyor. Bu onları rahatlatır.
Yalnız burada bir tuzak var, buna dikkat edin. İlk başlarda meşgul görünmeye çalışmak, "Bak hayatım çok yoğun, spor var, o var, bu var" diye Instagram'la dolu bir hayat kurgulamak senin kendine yaptığın bir yatırım değildir arkadaşım. Bu vitrini süslemektir. İlk başta taktiğin işe yarar, adam rahat yüzüyor gibidir. Ama işin içine girdiğinde üstüne yapışmaya, üstüne gelmeye, yoğunluğunu artırmaya başlarsan o adam da geri gitmeye başlar. Güvenli bağlanan bir adam için bu problem değildir ama kaçıngan bağlanan biri için problemdir.
"Kendi hayatımı yaşarsam aramıza mesafe girer" diye düşünme. Mesafe girmiyor arkadaş. Tam tersine, bir araya geldiğinizde daha çok mutlu olacağınız bir yakınlık oluşuyor. O yüzden ona "Hayatımda çok büyük bir boşluk var ve ben o boşluğu doldurmaya gidiyorum" hissini vermemek çok önemli. Bu kadın için de erkek için de böyle. Kaçıngan kadınlar da böyle düşünüyor. Mesela kadın "Arkadaşlarımla bir daha tatile, dışarı çıkamayacağım" diye korkuyor, geriliyor ve ilişkide adama sebepsiz gerginlikler çıkarıyor. Neden? Çünkü kendi istediği gibi olamıyor.
Tutarlı ama baskısız olmak ne demek?
Beşinci nokta, tutarlı ama baskısız olmak. Bunun kadını erkeği yok. Tutarlı olacaksın ama baskısız olacaksın. Burada anahtar kelimemiz öngörülebilirlik arkadaşlar. Aklınızda kalsın diye bu anahtar kelimeleri söylüyorum. Bunun anlamı, senin ruh halinin onun davranışlarına bağlı olmaması. Adam bazen içine mi kapanıyor, depresif mi takılıyor? "Bir şey mi var, ne oldu şimdi, niye böyle davranıyorsun?" Bırak onu.
Senin ruh halin, duyguların onun davranışından etkilenir, buna yüzde yüz katılıyorum. Ama etkilendiğin halde bir de üstüne düşüp "Bunu sonuca erdireceğim" diye takıntılı olursan, işte o zaman itici olmaya başlayabiliyoruz arkadaşlar. O yüzden adam soğuduğunda senin soğumaman, kendi halinde olman önemli. O ısındığında da aşırı coşmaman, normal olduğun yerden devam etmen ilişkiyi sürdürüyor. Kaçıngan biriyle olmanın yolu bu arkadaşlar.
Aslında size bir rota veriyorum. Benim hayatımda da kaçıngan insanlar oldu ve onların davranışları karşısında bu benim rotamla ilgili bir şey. İlişkide sadece kendi istediğin gibi davranmak olmaz zaten. Biraz kendi istediğini ifade edip karşı tarafın dilini anlamak ve onun dilinden de konuşabilmektir. O yüzden bu dediklerimi "Biz ona mı tabi olacağız, niye hep biz uymaya çalışıyoruz?" diye algılamayın arkadaşlar.
Buraya kadar anlattıklarım kaçınganın kaçmasını engelleyen, kapıyı zorlamamanı sağlayan şeyler. Kapıyı zorlamadın, peki o kapı nasıl açılacak, o bağ nasıl kurulacak? Bununla ilgili birkaç maddede bir şeyler söylemek istiyorum.
Geri döndüğünde nasıl karşılamalısın?
Altıncı nokta, geri çekildiğinde ceza vermemek. Belki de en güçlü taraflardan biri bu. İlk beş madde o kaçarken ne yapacağını anlatıyor. Bu madde ise o geri döndüğünde ne yapacağını anlatıyor arkadaşım. Bağı kuracağın asıl belirleyici yer tam olarak burası. Çünkü o geri geldiğinde sen ceza verir gibi davranırsan, hesap sorup sorgulamaya çekersen kaçıngan erkek geri çekilmeye başlıyor.
O akşam seni hiç aramadı, bir gün sonra geldi. "Niye böylesin? Bazen çok soğuk oluyorsun, bazen sana hiç ulaşamıyorum." Değil mi? Onun beyninde şöyle bir kayıt var: "Uzaklaşırsam bedelini öderim." Bu çocukluğundan gelen bir kayıt. Sen de o geldiğinde o bedeli ödetiyorsun ve düşündüğü şey gerçekleşiyor. Soğuk karşılama: "Neredeydin? Eve gittiğinde niye hiç yazmadın, çizmedin?" O cezayı aldığında ne öğreniyor? "Ben zaten haklıyım. Düşündüğüm gibi, yakınlık bana zaten zor geliyor." Bilinçaltı bunu doğruluyor ve geri çekilmeler daha da uzun olmaya başlıyor.
Peki cezalandırmak yerine ne yapabiliriz arkadaşlar? Onu ödüllendirin demeyeceğim tabii ki. Coşkuyla karşılamayacaksın, "Özledim seni" diye zıplamayacaksın. Ama fark etmemiş gibi de davranmayacağız. Ne yapacaksın? Aynı insan olmaya devam edeceksin arkadaşım. Çok basit aslında. O gittiğinde nasılsan döndüğünde de öyle ol. Sıcak ama sorgulayacağın bir hesap yok. Bir gün önceki kapalı halinin hesabını sormuyorsun. Bir anda soğuduğunda, akşam biraz mesafeli konuştuğunda da bir hesap yok. Çünkü geliyorsa ve sıcaksa onun için bir problem yok. O senin hissettiğin duyguyu, seninki kadar hissetmiyor.
Gereken tek bir cümle, belki tek bir seferde: "Dün biraz canın sıkkın gibiydi. Bunu sormuyorum, sadece söylüyorum. Sen böyle olduğunda ben de seni kendi haline bırakıyorum." Ya da: "Dün hiç aramadın. Sen elektrikleri kestiğinde ben de kendi hayatımda elektrikleri yakıyorum." Karşı tarafa kötü bir şey söylemiyorsun. Suçlama yok, soru yok ama bir gizem oluşturuyorsun, çünkü bilgi var.
İşin zor kısmı, içinden gelen o tepkiyi yönetmek arkadaşım. Erkek de kadın da birçok kişi bunu yönetemiyor ve orada sıkıştırmak istiyor. O soğuk olduğunda ya da aramadığında belki o akşam, belki bir hafta boyunca acı çekiyorsun. Ama ceza vermemek "Yaralanmadım" ya da "Duygularımı hissetmiyorum" demek değil. Sadece yaranı ya da intikam alma duygunu oraya taşımıyorsun.
"Geçmişte böyle şeyler yaşadım, ben hiçbir şey demeyecek miyim, her şeyi kabul mü edeceğim?" diyorsun. Aslında tam tersi. Sen kendin gibi davranarak zaten tavrını gösteriyorsun. Sınır koyuyorsun. Belli eşiklerde davranıyorsun. "Sen böyle davrandığında ben de seninle bir üst eşiğe, sevgililik bağı eşiğine geçmem" diyorsun. Kendi alanında durup bir anda sevgililik eşiğine zıplamıyorsun. "Sen hak etmeye hazır olursan ben de geleceğim" diyorsun. Ama dikkat: Diyelim ki adam iki hafta ortada yok, sadece ihtiyacı olduğunda geliyor, zaten flörtöz, zaten sadık değil. O zaman kusura bakma, o zaten kaçıngan falan değil, avcı ve manipülatör birisi.
Kaçıngandan nasıl bir şey istemelisin?
Yedinci nokta, küçük şeyleri isteyebilen bir kadın ya da erkek olmak. Bu çok önemli. Kaçıngan erkek ihtiyaçlardan kaçmıyor aslında. Ani, büyük ve beklenmedik ihtiyaçlardan kaçıyor. Bunu çok görüyorum: "Boğmayayım" diye aylarca hiçbir şey istemiyorsun. Dışarı çıkmak istiyor, anlayışlı ve esnek oluyorsun. Sonra bir gün dolup dolup çok şey anlatmaya başlıyorsun: "Beni ne zaman ailenle tanıştıracaksın? Hiç plan yapmıyoruz, hiçbir yere gitmiyoruz." Bu o adam için çok sıkıntılı. Hiç küçük küçük faturalar gelmiyor ama bir anda kapıya haciz gönderiyorsun. O da ne yapar? Bu sefer yine alarm vermeye başlar.
O yüzden küçük küçük isteyeceksin. Kapıyı zorlamadın, bir iki ay ilk beş maddeyi kullandın. Artık kapıyı açmak için: "Bu akşam beni bir arar mısın?" Bu kadar. "Senden bir şey isteyeceğim" deyince büyük bir şey sanacak ama sen sadece "Bu akşam beni arar mısın?" diyorsun. Küçük bir şey. Onu bağ kurmaya yüreklendiriyorsun, emek vermesini sağlıyorsun ama büyük şeylerle değil. Ya da çok öncesinden: "Cumartesi seni çok görmek istiyorum, bir şeyler yapabilir miyiz?" İstediğin her şeyde ona "Bu kadının ya da bu adamın istediği şey bana bir şey kaybettirmiyor" hissini vermelisin. Kaçınganların kapasitesi büyük taleplerle değil, küçük taleplerle açılır arkadaşlar.
Kaçıngan biriyle duygular nasıl konuşulur?
Sekizinci nokta, sorgulayandan ziyade kendini ifade edene çekiliyorlar. Kaçıngan erkek ya da kadın duygu konuşmalarından kaçar. Ama neden kaçtığını yanlış biliyoruz. Duygudan kaçmıyor aslında. Duygunun sorgulanmasından, "Ne hissediyorsun?" sorgusundan kaçıyor. "Neden böyle davrandın? Ne düşünüyordun? Bana bunu açıkla." Açıklama yapmaktan kaçınıyor, çünkü çoğu zaman o da bilmiyor. İfade vermeye çağrıldığında kendini kapatıyor.
"Dün akşam benden ses alamadığında, kendini kapattığında bu bana ağır geldi." Bu bir bilgi. Kimseyi suçlamıyorsun, kendini ifade ediyorsun. Kaçıngan biriyle iletişimin çalışan tek biçimi bu arkadaşlar. Beyan edeceksin, sorgulamayacaksın.
Kaçışını kişisel algılamalı mısın?
Dokuzuncu nokta, kaçışını kişisel algılamayan ama kayıtsız da kalmayan kadın arkadaşlar. Onun kaçışı senin yüzünden değil. Sessizliğini, içine kapanmasını üzerine alıp bu şekilde üstüne gitme. Ama tamamen kayıtsız da kalma. Kadınların çoğu bu iki tuzaktan birine düşüyor.
Birinci tuzak kişiselleştirmek. "Ben ne yaptım, neyim eksik?" diye düşünüyorsun. Ama bu onu tam tersine itiyor. Çünkü o senin gözünde kendi yetersizliğini görmeye başlıyor ve buna dayanamıyor. Kaçıngan erkeğin en çok kaçtığı şey, birinin kendi yüzünden acı çekmesi. "Benim yüzümden oldu, o zaman ben uzaklaşayım" diyor.
İkinci tuzak ise sana bağlanmaya başladığında kayıtsız kalman. "Bana ne, umurumda değil" havaları. Bu da çalışmıyor, tam aksine. Çünkü o erkek ya da kadın bunun bir oyun olduğunu görüyor. Sen yine tahmin edilemez oluyorsun ve bir anlamda onun yaşadığı travmatik durumu yine tetikliyorsun.
Kendi ihtiyacını feda etmek sevgi midir?
Son madde arkadaşlar, bağlantıyı sağlamak için kendi ihtiyacını feda etmeyi sevgi olarak kodlamamak. Biriyle ilişki yaşadığında bunu aşırı bir şekilde onu kaybetme korkusundan mı yapıyorsun, kendi takıntından mı yapıyorsun? Bu çok önemli.
Umarım buraya kadar anlattıklarım kaçışı engelleme ve bağ kurma anlamında kafanızda bir şeyler oturtmuştur. Buradan sonrası size kalmış. Burada en önemli nokta, kaçınganlar karşısında rahat, sabırlı ve esnek durabilmen. Adamın sadakatinden de eminsen bunları yapabilmelisin. Bence ilişkiyi yürüten sevgi, saygı, sadakat ve güvendir. Güvenlik kuruluyorsa, bunlar karşılanıyorsa ve kaçıngan birinin dilini öğrendiysen, kaçınganlarla da ilişkinin yürüme ihtimali her zaman var. Bu bir bağlanma biçimi arkadaşlar. Bazıları da böyle bağlanıyor.
Bu konuyu daha detaylı dinlemek istersen videosunu buradan izleyebilirsin.
