top of page

Seni Seviyorum Demeyen Ama Çok Seven Adamlar: Seven Erkek Nasıl Davranır

1 gün önce
9 dakikada okunur

"Seni seviyorum." İşte bugünün analiz konusu bu cümle arkadaşlar. Bazılarımız bu cümleyi duymayınca kendini değersiz hissediyor. Bazılarımız duyuyor ama içi yine rahat etmiyor, ikna olmuyoruz sanıyorum. Öyle değil mi arkadaşlar? Bazılarımız ise duymasa bile sevildiğini hissedebiliyor. Kimisi söylemiyor ama kadını ya da adamı çok seviyor. Kimisi de söylüyor ama manipüle ediyor, aslında sevgisi tırt.

Bugün ilişkilerin en çok yanlış anlaşılan, en çok kavga ve belki de bazen boşanma sebebi olan, en çok kalp kıran ama aslında en derin konusuna giriyoruz. Bir erkek ya da kadın "seni seviyorum" demiyorsa seviyor mudur? Ya da diyorsa gerçekten seviyor mudur? Bize hep sevginin büyük sözlerle, devasa ilanlı aşklarla, hediyelerle geldiği öğretildi. Gerçekten öyle mi? İlişkide de "Beni seviyor musun?" diye dilimizde tüy bitene kadar sorarız, değil mi? Oysa sevgi "seni seviyorum" demekten ya da birinin bize bunu beyan etmesinden ibaret değil arkadaşlarım.

Çok masum bir ifade, değil mi? "Seni seviyorum." Ama çok güçlü bir manipülasyon aracı da olabiliyor. Bu yazının sonunda partnerinin sana bakışını, kavga edişini, hatta susuşunu bile bambaşka bir gözle yorumlayacaksın. Seven erkeğin davranışlarını, konforunu bozması ve senin için neyi feda ettiği üzerinden seven erkek nasıl davranır yazısında anlatmıştım. Burada başka bir yere bakacağız: güven hissi, bağ kurma teklifleri, iyi günde verilen tepki ve kavgadan sonra onarım.

Seni seviyorum demeyen erkek seni sevmiyor mu demektir?

O cümle sana söylense de söylenmese de fark etmez, ikisi de aynı kapıya çıkıyor arkadaşlar. Sen aslında söz istemiyorsun. Bak, sen bir his istiyorsun ve o hissin içinde güven arıyorsun arkadaşım. Güven hissi de böyle kelimelerle kurulmuyor.

Şimdi burası önemli. Bir insan "seni seviyorum" demiyor diye otomatik olarak sevmiyor diyemeyiz. Özellikle kadınlar bunu duymak ister. Bu yüzden lütfen burada panik yapmayın. Birazdan söyleyeceğim davranışları gözlemlemeye dikkatinizi verin. Ama şunu da lütfen unutma: Bir insan "seni seviyorum" diyor diye de otomatik olarak seviyor diyemeyiz.

O yüzden buzdağının görünmeyen tarafına, altına bakman lazım. Gerçeği görmek için örtüyü kaldırmanız lazım. Bu sözcük o kadar dillere pelesenk oldu, o kadar ayağa düştü ki artık çok kolay bir manipülasyon aracı olabiliyor. Eskiden bu kadar kolay söylenmiyordu. Bir insan hissettiği ve bir şeyler yaptığı zaman ifadeyi de üstüne koyuyordu, kaymağı gibi oluyordu. Şimdi gerçekten sevmeyen de söylüyor, seven de. İşte bunu ayırt etmeyi öğreneceğiz.

5 sevgi dili modeli neden yetersiz kalıyor?

Hatırlarsınız, yıllar önce Gary Chapman'ın beş sevgi dili modelini anlatmıştım. Onu tekrar anlatmayacağım. Çok daha ötesinde bir şey söyleyeceğim, hatta onu eleştireceğim.

Bu modelde hediyeleşme, onay sözcükleri, kaliteli zaman gibi başlıklar var ya. Bu model yıllarca insanları aslında yanlış bir şeye yönlendirdi. "Beni nasıl sevmelisin? Bak, böyle sev beni" sorusunu sordurdu. Yani biraz tüketim odaklıydı. Sanki sevgi marketten aldığımız bir ürünmüş gibi: benimki mavi, seninki kırmızı.

Düşünsenize, partnerim bana hizmet davranışları göstermedi diye "O zaman sevildiğimi hissetmiyorum" deyip yaptığı onca güzel şeyi görmeyeceğim. Öyle mi? İnsanlar bu yüzden görmüyor. Ya da tersine, duygularımı ihmal ediyor ama bana bir hediye aldı diye "Aa, beni seviyormuş" diye kendimi kandıracağım. Duygularım oysa boşta. Bu işin bir hediyeyle kapatılmaması lazım. Elbette beş sevgi dili modelinden de bir şeyler öğrenirsin ama benim tanımım bu değil.

Gerçek sevgi hangi soruların cevabında saklı?

Gerçek sevgi artık şu soruların cevabını veren ilişkilerde ortaya çıkıyor arkadaşlar: Biz birlikte nasıl oluruz? Birlikte bizi nasıl sürdürebiliriz? Kendimizi onarabiliyor muyuz? Bu kişi bana ne kadar hasar veriyor, ya da ne kadar can katıyor? Bu sorulara doyurucu cevaplar geldiğinde gerçek sevgi geliyor.

Bu kadın ya da bu adam senin gündelik yaşamına, düzenine nasıl bir değer katıyor? Parçalanıyor musun, tükeniyor musun, yoksa toparlanıyor musun? Büyüdüğünü hissediyor musun? İçinde huzur var mı? İlişki senin cehennemin olmak için değildir. Ama sadece mutlu olmak için gittiğin bir yer de değildir. Mutsuz da olacaksın, mutlu da. Seni daha sağlam, daha sakin mi yapıyor, yoksa her geçen gün yıpratıp öz değerini alçaltan bir hale mi getiriyor?

"Bana çiçek almıyor, demek ki beni hiç sevmiyor." Böyle bir şey olabilir mi? Bu yüzden boşanan çiftler var. Nice kaliteli adamı kaybeden kadınlar var. Yeterince güzel yemek yapmıyor diye kadınları kaybeden adamlar da var. Sevgi bir kalıba sığmaz. Onun organikliğini, otantikliğini anlamamız lazım. O yüzden "şöyle sev, böyle sev" diyen ideal sevgi tanımlarını çöpe atıyorum arkadaşlar.

Seven insan seni neden korur?

Partnerimi gerçekten seviyor muyum, ya da o beni seviyor mu? Bunu anlamanın ilk özelliği şu: Seven insan koruyucudur. Yani incitmeme üzerine kurulu bir koruma. Kendi kaygını, öfkeni ve stresini partnerine kusmamak. İş yerinde sinirlenip evde partnerine bağırıyorsan, hıncını ondan çıkarıyorsan dizginsiz davranıyorsun. Birçok partner bu tuzağa düşüyor ve ilişkisini bitirme noktasına getirebiliyor. Duygularını hissetmekle onları partnerine boca etmek arasında ciddi bir fark var arkadaşlarım.

Kendi hayatımda da yaşadığım, ilişkilerdeki en büyük yalanlardan biri şu: "Benim sana sevgim çok büyük, sadece gösteremiyorum." Bunu genelde erkekler söyler. Hayır arkadaşım, sevgi büyüklükle ölçülmez. Sevgi canını acıtmamakla, korumakla, incitmemekle ölçülür. Çiçekleri sevdiğini söylüyorsun ama sulamayı bırakıp yapraklarını koparıyorsan "seviyorum" demen bir hikâye olarak kalır.

Sevgi her an mutlu olmak mı demek?

Sevgi iki insanın birbirinin yanında kendilerini düzenleyebilmesi demek aslında. "Yaşasın, her an mutlu olmalıyız" üzerine kurulu bir şey değil. Evlenince insanlar plakalara "mutluyuz" yazıyorlar ya. Benim aklımdan hep şu geçiyor: Ben yazsam "Mutluyuz, mutsuz da olabiliriz ama toparlarız" yazardım. Bu çok daha gerçekçi bir ifade olurdu.

Gerçek sevgide zor anlarda bile birbirinize şunu söyleyebiliyor musunuz? "Her an mutlu olmak zorunda değilim. Partnerim beni mutlu etmek zorunda değil, kendi mutluluğumdan ben sorumluyum. Birlikte de her an mutlu olmak zorunda değiliz. Zaman zaman mutsuz olabiliriz ama ben buradayım, o da orada. Konuşabiliriz, dağılmayabiliriz." Partnerin seni mutlu etmek zorunda olmadığını ilişkilerde kaybetme korkusu yazısında da konuşmuştuk. Tüketim ve popüler kültür insanları sürekli hazza ve mutluluğa odakladığı için ilişkiyi toparlama becerileri de azalmaya başlıyor.

Bu o kadar önemli ki "seni seviyorum" sözcüğü olmasa bile partnerin senin düzenlenmene, hayata tutunmana katkı sağlıyorsa o kişi seni seviyordur. Akşam eve yorgun geldin, için sıkışık, konuşmak da istemiyorsun. Partnerin o sırada dikkatini telefona vermiyor, acele etmiyor. Sana bir su koyuyor ya da "Hayatım, sana bir kahve yapayım mı?" diyor. Bir battaniye getirip üstünü örtüyor. Ya da "Bugün zor bir gün geçirdin herhalde, değil mi?" diyor.

Bu romantik bir cümle değil ama ne biliyor musun? Toparlayıcı, düzenleyici bir cümle. Duyguyu büyütmüyor, küçültmüyor. Sadece partnerinin orada olduğunu görüyor. Belki sevgi göstergesi gibi görünmez ama perdenin arkasında çok ciddi bir sevgi göstergesidir. Seni incitip sonra hediye almasından çok daha büyük bir göstergedir. Güveni böyle alırsın.

Bir başkası ise yüzünden düşen bin parçayı görüp "Hayırdır, ne oldu?" diye sorar. Sen anlatmaya başlarsın, o hemen çözüm verir, eleştirmeye başlar: "Sen de çok abartıyorsun, seninle hiç geçinilmiyor zaten, sen hep böylesin." Bazen yüzünü çevirir, kaybolur, susar. Orada sevgi konuşmaz. Orada kendini savunmaya geçerken bulursun.

Kendine şunu sor arkadaşım: "Ben bu insanın yanında daha iyi mi hissediyorum, yoksa savunma moduna mı geçiyorum?" Bu soru bile tek başına sana sevgi hakkında, senin onu ne kadar sevdiğin hakkında çok şey söyler. Sosyal medyada Erich Fromm'a atfedilen bir söz vardı: "Daha iyi olanı değil, daha iyi hissettireni seçin." Adam ya da kadın ne kadar iyi olursa olsun yanında çok kötü hissediyorsan daha iyi olmasının bir önemi yok. İlişki kaygını artırmak, huzurunu kaçırmak için değil.

Partnerin sana günde 10 kere "seni seviyorum" desin. Kriz anında seni yatıştırmıyorsa, canını okuyorsa, başarını seninle kutlamıyorsa sevgi sadece havada kalan bir ses frekansı gibi olur arkadaşlar.

Bağ kurma teklifleri nedir?

İşin kalbi "seviyorum" demek değil. Küçük anlarda, hiç beklemediğin zamanlarda birbirinizdeki bağa geri dönebilmek. Bu çok önemli. "Seni seviyorum" cümlesini bekleyen kadın onu duyamıyor ama ona o kadar odaklı ki partnerinin diğer sevgi göstergelerini görmüyor bile. Sonra yeni tanıdığı üçüncü bir kişi "Seviyorum seni, çok güzelsin" dediğinde hemen büyülenmeye başlıyor. Oysa gerçekten seven o değil.

John Gottman'ın meşhur aşk laboratuvarı çalışmaları vardır. Orada bağ kurma tekliflerinden bahseder. Kadınlar bunu çok ustaca yapar. Bir karikatür vardı: Çift yatakta, aralarında soğukluk var ama kadın böyle ayağını vuruyor ve adam hemen yaklaşıyor. Bilinç dışı bir iletişim var. Bu bir bağ kurma teklifi.

Günlük hayatta da partnerin sana belki anlamsız görünen küçük şeyler söyler ama aslında seninle bağ kurmaya çalışıyordur. Kavga etmişsinizdir, alakasız bir yerden "Şu kuşun hareketlerine baksana" der, "Bu kediler de çok tatlı" der ya da "Biraz başım ağrıyor" der. O an kuşla ilgilenmeni istemiyor. Seni kendi dünyasına davet ediyor: "Beni gör, benimle ilgilen."

Partnerler gün içinde birbirine yüzlerce kez böyle çağrı gönderir: "Şuna bir baksana", "Sıkıldım ya", "Bugün şunu yaşadım, yoruldum", "Bana şöyle bir şey dediler, çok sinirlendim, korktum." Bu çağrılara nasıl cevap verildiği sevgiyi belirleyen esas nokta.

Biri uzaklaşır. Onunla bağ kurmaya çalışıyorsun, aranızda soğukluk da yok ama televizyona bakmaya devam ediyor, duymazdan geliyor. "Hı, tamam tamam" deyip sırtını dönüyor. Ya da "Of, yine mi bir şey oldu? Sen yine her şeyi üstüne almışsındır, boş ver" diyor.

Bir diğeri yönelir. İşte en güzeli bu. Televizyonu, işini bırakır, gözüne bakar ve "Hangi kuş?" der. Dikkatini sana verir. "Başım ağrıyor" dediğinde "İlaç ister misin? Sana ilaç getireyim mi?" der. Bağ kurma teklifine olumlu bir cevap verir.

Acı gerçek bu arkadaşlar. Bir ilişkinin kalitesi büyük tatillerde, süslü hediyelerde değil, bu küçük çağrılarda belli oluyor. Gottman'ın araştırmasına göre uzun süren ve mutlu olan çiftler bu küçük tekliflerin %86'sına yönelerek karşılık veriyor. Boşananlarda bu oran %33.

Birisi sana "seni seviyorum" demeyebilir ama sabah "Bugün toplantım var" dediğinde akşam eve gelince "Toplantın nasıl geçti hayatım, her şey yolunda mıydı, biraz anlatır mısın?" diye soruyorsa seninle ilgileniyordur. Kendi zihinsel konforundan ne kadar çıkıp senin dünyana ne kadar yönelme iradesi gösteriyorsa seni o kadar seviyordur. Bu ilgi romantik bir akşam yemeğinden çok daha büyük bir sevgi kanıtı.

Kalabalıkta seni gözleriyle arıyor mu?

Gottman bunun için sürgülü kapı metaforunu kullanır: O kapıyı açıp sana bakması sevginin ta kendisidir. Kalabalık bir ortamdasınız, düğündesiniz mesela. Partnerin sohbet ediyor ama arada gözleriyle seni arıyor ve göz göze geliyorsunuz. O bakış romantik bir bakış değil. "Ben buradayım, biz buradayız" diyor. Orada romantizm yok ama bir bağa dönme refleksi var. Mutlu çiftlerde böyle görünmez bir bağ vardır. Kaçınma yok, göz göze gelmekten kaçma yok.

Sen o gün iyi hissetmiyorsun, o gelip "Güzel görünüyorsun" diyor. Biraz kilo almışsın, "Aşkım, verirsin alırsın, ne olacak, sen böyle de güzelsin" diyor. Diğeri ise "Bırak iltifatı, hiç iyi olmadın, ver biraz şu kiloları" der. Seven kişi sana kendini bir nesne gibi değil, görülen bir insan gibi hissettirir.

Ama şuna dikkat edin: Manipülatif ilişkilerde de çok iltifat vardır. Fark nerede biliyor musun? Manipülasyon iltifatı seni kendine bağlamak için kullanır, love bombing dediğimiz şey de budur. Sevgi iltifatı ise yakınlık içindir, daha samimidir. Bu bağlama oyununu narsistin seni seçmesi tesadüf değil yazısında da anlatmıştım.

Şimdi kendi içinde sor arkadaşım: Hayatındaki insanda bağa dönme refleksi var mı? Yoksa bağ sadece sen çağırınca mı kuruluyor?

İyi gününde verdiği tepki sana ne söyler?

Şimdi en sert kısma geliyoruz. "İyi günde, kötü günde" deriz ya. Dostun kara günde belli olacağını düşünürüz. Profesör Shelly Gable'ın bununla ilgili bir çalışması var. İlişkilerin kaderini belirleyen şeyin zor zamanlarda verilen destekten çok, iyi zamanlarda partnerin verdiği tepki olduğunu söylüyor.

Düşünün, eve geldiniz, terfi aldınız. Partneriniz "Aferin canım sana" deyip pasif bir şekilde telefona bakıyorsa bu ilişkiyi beslemez. "Ama o zaman daha çok mesai yapacaksın, çocukları kim alacak, kim yemek yapacak, bu akşam ne yiyoruz?" diyorsa sevincini görmezden geliyordur. Ama "Süpersin! Çok çalıştın ve bunu hak ettin aşkım. Detayları anlat, ne zaman başlıyorsun? Bunu kutlamalıyız" diyorsa bu aktif ve yapıcı bir tepkidir ve ilişkiyi besler.

Bu neden önemli biliyor musunuz? Partneriniz kötü gününüzde zaten yanınızda olmak zorundadır. Bu sosyal bir normdur, yapmazsa ayıplanır. Ama iyi gününüzde başarınızı kıskanmadan, tehdit olarak algılamadan kutlamak gönüllü bir seçimdir. Partnerin senin ışığından rahatsız olmuyor, aksine o ışığı büyütüyorsa "seni seviyorum" demesine gerek yok. Senin mutluluğunla birlikte coşması sevginin en saf hali.

Bunun tersi de var. Adamın işiyle ilgili çok güzel bir gelişme oluyor ama sen kaygılı bağlandığın için gitmesine izin vermiyorsun. "Niye gidiyorsun? O iş mi, ben mi?" diyorsun. Onu seçim yapmak zorunda bırakıyorsun. Oysa bunu kendi bağımlılığın için yapıyorsun. Kaygılı tarafını nasıl yeneceğini ilişkide cepte, yedekte olma yazısında konuşmuştuk.

Kavgadan sonra onarım neden sevginin kanıtıdır?

Her çift kavga eder arkadaşlar. Mutlu çiftlerle mutsuz çiftler arasındaki fark kavga etmemeleri değil. Fark ne biliyor musunuz? Kavgayı onarma becerisi.

Kavga anında beynimiz savaş ya da kaç moduna giriyor, empati kapanıyor, insanlar birbirine karşı hararetlenmeye başlıyor. Ama biri durup "Şu anda seni kırdığımı görüyorum. Birbirimizi kırıyoruz, bir mola verelim mi?" diyorsa, saçma bir şaka yapıp seni güldürmeye çalışıyorsa ya da sadece özür diliyorsa bu "seni seviyorum"un eyleme dökülmüş halidir. O yüzden sevgiyi en çok kavgada anlarsın.

Bir de ilişki bittikten sonra "Beni seviyor muydu? Nasıl gitti?" diye düşünüyorsunuz ya. İç dünyanı paramparça cam gibi döktüyse kusura bakma ama orada sevgi kırıntısı yok, cam kırığı var. Kavgada egosu ona "saldır" der ama o iradesini kullanıp "Haklı olmam seninle olan bağımdan daha önemli değil" diyebiliyorsa sevgi o kadar güçlü demektir. Bunu bir arabaya benzetebiliriz: Arabanın freni gazından daha önemlidir. İlişkide de kavgayı sakinleştirebilen, o duygusal seli kesmeyi başaran partner sana değer veriyordur.

"Biz hiç kavga etmiyoruz" bir hikâye arkadaşlar. Önemli olan kavga ettiğinizde bunu kaliteli yönetebilmek ve hızlıca onarabilmek. İşte bu gerçek bir sevgi becerisi. Onarım sadece özür demek değil. Onarım şu: "Ben seni nerede kırdım? Sende ne oldu? Tekrar olmasın diye neyi değiştirmeye gönüllüyüm? Bu güveni tekrar nasıl kuracağım?" Onarım olmadan sayfayı yeniden açmanın neden tehlikeli olduğunu cepte görünmekten kurtulmanın yolu yazısında anlatmıştım.

Kavga ettiğiniz günün akşamını düşünün. Kimse konuşmak istemiyor ama o elini uzatıp tutuyor. Bu bir onarma girişimidir. Bazen bir temasla, bazen bir şakayla olur. Sen o teklife gönülsüz cevap verirsen o da gardını almaya, savunmaya geçmeye başlıyor. O yüzden küslüğü fazla uzatmamak önemli.

Onarım yoksa ilişki devamlı kırılır arkadaşım. Her gün o kırıkların üstüne basarsın, sonra kendini suçlarsın: "Ben çok hassasım." Hayır, sen hassas değilsin. O kırıklar yüzünden sürekli bir yerlerin kesiliyor. Çünkü o ilişkide, sen de dahil, kimse onarmıyor.

Bu konuyu daha detaylı dinlemek istersen videosunu buradan izleyebilirsin.

İlgili Yazılar

Hepsini Gör

ERDEM TAŞKINSU
 

Kendini Güncelle markasının kurucusu olan Erdem Taşkınsu, İstanbul Üniversitesi'nde Sosyoloji, Anadolu Üniversitesi'nde ise Sosyal Hizmetler Danışmanı bölümlerinden mezun olmuştur.
Atılım Üniversitesi’ndeki Aile Danışmanlığı programını başarıyla tamamlayan Erdem, önemli isimlere iş ve ilişki danışmanlığı yapmanın yanı sıra, geniş kitlelere yönelik öğretici konuşmalar düzenlemektedir. Atılım Üniversitesinde "Temel Koçluk ve  Mentorlük " dersleri vermiştir. 

YouTube/@erdemtaskinsu kanalındaki videoları 43 milyondan fazla izlenmiş olup, Milliyet gazetesinde ilişkiler ve kişisel gelişim üzerine yazıları yayımlanmaktadır.

ERDEM HAKKINDA DAHA FAZLA BİLGİ 
 

Ofis :

0 505 260 95 96

Takip

  • Instagram
  • Youtube
  • Facebook
  • X
  • TikTok
  • LinkedIn

Email 

bottom of page