top of page

İlişkilerde Kaybetme Korkusu Vermek Yerine Kendi Kaybetme Korkunuzu Yenin

2 gün önce
7 dakikada okunur

Bugün kaybetme korkusu serimize yeni bir cilt daha ekliyoruz arkadaşlar. "Bu adam neden hep aynı tarz videolar çekiyor?" diye aklınıza geliyor olabilir. Çünkü bu konular hep yaşanıyor ve her konunun içinde farklı bir gündemi ele alıyorum. Bunu bir serinin yeni ciltleri gibi düşünün. Eskiden ansiklopediler vardı, Meydan Larousse'lar falan, cilt cilt. Yaptığım videoları biraz ona benzetiyorum. Bu da kaybetme korkusunun yeni bir cildi. O yüzden aynısı değil, hep farklı enstantaneler. Bir de bazen hatırlatma dozu gerekiyor, bazılarınız hala yaşayabiliyor.

Birçoğumuz partnerimizin bize olan aşkını neyle ölçüyoruz biliyor musunuz? Bizi kaybetmekten ne kadar korktuğuyla. Doğru mu? Doğru. Ama nereye kadar doğru? Bu yüzden internette "Erkeğe kaybetme korkusu nasıl verilir?" diye arattığınızı biliyorum. Seni kaybetmekten korkmasını nasıl sağlarsın?

Sana en baştan realist bir şey söyleyeceğim. Belki çoğunuz size çok taktiksel, manipülatif şeyler vermediğimi düşünüyor olabilir. Ama yolun sonunda bu anlattığım evrensel, daha sistemik kuralları uyguladığınızda, en azından kendi hayatınla ilgili kazanan hep sen olacaksın. "Bu adam geri dönecek mi, dönmeyecek mi?" Bunun garantisini veremem. O adamı tanımıyorum. Nüfus sayısı kadar farklı insan var, öyle tanrısal bir gücümüz yok. Açık konuşmak, gerçekçi olmak lazım. Ama şunun garantisini verebilirim: Dediklerimi uyguladığında çok rahat edeceksin. O korkuyu ona vermekten ziyade, o korkuyu yenen sen olacaksın.

Sen kendi içindeki kaybetme korkunu yenmeden ona kaybetme korkusunu zaten veremezsin. Çünkü senin her hücrene "Lütfen gitme, beni bırakma" kaygısı yayılır. Bakışlarında, üzerine düşme hallerinde karşındaki adam ya da kadın ne yapar biliyor musun? Boğulduğunu hisseder, sıkılmaya başlar. Yaşadığınız şeyin bir kaybetme korkusu değil, bir kaybetme kaygısı olduğunu fark ettiğinizde inanılmaz farkındalıklarınız olacak. Hem partnerinize gerçek bir kaybetme korkusu verebilecek hem de kaybetme kaygısını bırakabileceksiniz. Bununla ilgili bazı ipuçları vereceğim.

Kaybetme korkusu ile kaybetme kaygısı aynı şey mi?

İlk perspektifimiz şu olmalı: Kaybetme korkusu ile kaybetme kaygısı farklı şeylerdir. Bu tarz videoları izleyen birçok arkadaşım, sıkıntısının bir kaybetme korkusu olmadığını anlayacak. Sevgi sandığın şey aslında bir ihtiyaç.

Hemen temel kavramları yerine oturtalım. Beynimiz doğada bir tehdit algıladığında koruma eğilimiyle çalışır. Sevdiğin birinin başına bir iş gelmesinden korkarsın, değil mi? İlişkinin zarar görmesinden korkarsın ve onu korumak istersin. Bu güzel bir şeydir. Diyelim hoş birisi sevgilinin yanına geldi, onunla flört etmeye başladı. Doğan gereği "Aman ilişkiye bir sıkıntı gelmesin" diye orada adamı sıkıştırmaya başlarsın. Haklı mısın? Haklısın. Orada kontrol etmeye çalışıyorsun. Ama yaptığın şey o anda doğru mu? Adamda bir suç var mı, yok mu? Sınır çizebildi mi, çizemedi mi? Bunu bir analiz etmek gerekir. İlişkiyi korumak da sevgiye dahildir.

Ama senin yaşadığın şey, kaybetme korkusu postu görünümünde bir kaybetme kaygısı olabilir mi? Hatta bir kaybetme takıntısı? Biraz daha açayım. Partnerinden sürekli seni kaybetme kaygısı taşımasını beklemek aslında bir sevgi göstergesi değildir. Seni kaybetme kaygısı yaşayan biri seni sen olduğun için sevmez. Kendi ihtiyacını karşıladığın için sever ve o ihtiyacı karşılayamayacağı için o kaygıya düşer. Hayatındaki boşluğu seninle doldurduğu için gitmenden korkar. Bunun adı sevgi değildir. Belki şimdi bunu sen yapıyorsun.

Kaybetme kaygısı gelecektedir. Kaybetme korkusu ise anda, şimdiki zamandadır. Adam seyahate gitmiştir, o anda ulaşamıyorsundur, başına bir şey geldi diye düşünüyorsundur. Yoldur, kazadır, beladır. Bunlar sağlıklı kaybetme korkularıdır. Ya da birinin ona asıldığını görüyorsundur, o da sınır koyuyordur ama sen yine de köpürüyorsan orada bir problem vardır. Bazen de su kirli olabilir, etraftaki herkes melek değil. Dolayısıyla iyi analiz etmek lazım.

Ama kafanda "Beni aldatacak, flört edecek, beni bırakacak, daha önce böyle bir şey oldu, şimdi yine olacak" diye senaryolar yazmaya başlıyorsan, o olasılık gerçek olmuyor. O olasılık senin kafanda gerçekmiş gibi yaşanıyor. Secret'a göre düşünecek olursak düşündüğün her şey gerçek olur. Yok öyle bir şey arkadaşım. Yaptığın şey gerçek olur. Spiritüel alemdeki Secret'ın, çekim yasasının, kuantum eğitimlerinin hepsini zamanında dolu dolu aldım, bu çalışmalara çok erken başladım. O yüzden neyin hayatta çalışıp çalışmadığını çok iyi biliyorum. Hayal etmek motivasyon verir. Hayal etmek gerçekleştirmez. Yapmak bir şeyi gerçekleştirir.

Demek istediğim, kafanda ürettiğin senaryolar bir olasılık. Bu olasılıklara takılırsan kaybetme korkusu değil, kaybetme kaygısı yaşıyorsun. Bu olasılıkların gerçekleşme ihtimali de çoğu zaman çok düşük, imkansıza yakın. Adam zaten mesafesini koymuş, zaten konuşmuyor ama senin kafanda o mesafe hala çok yakın gibi algılanıyor olabilir.

Bulduğun kanıt gerçekten bir kanıt mı?

Böyle şeyler yaşıyorsan şuna dikkat et: Bunu destekleyecek gerçek bir kanıt var mı? Bazen dışarıdan objektif bir gözün bunu söylemesi çok önemli. Çünkü senin kanıt sandığın şey aslında bir kanıt olmayabiliyor. Mesela "Mutsuz, depresif" diyorsun. "Beni sevmiyor, benden uzaklaşmaya başladı, yanımda mutsuz, ayrılmayı düşünüyor" diye zihin okuması yapıyorsan, bu senin için bir kanıt ama yanlış olabiliyor. Zihnin bu kaygının içindeyse, aradığın kanıt senin farkındalıklı, bilinçli düşünmeni bloke edebiliyor. O yüzden bir meta gözlem yapın. Biraz daha dışarıdan bakıp bu durumu fark etmeye çalışın.

Kaybetme korkusu doğal bir şey. Gerçek zamandaki bir tehditten korur. Kaybetme kaygısı ise gelecekte olabilecek bir tehdide karşı ürettiğimiz bir savunma mekanizmasıdır. Aslında bu da kendini korumak için yaptığın bir şey. Adam ya da kadın gitmesin diye ne yapıyorsun? Kaygı başladığında durumu, süreci kontrol etmeye başlıyorsun. Baskı yapıyorsun, belki mobbing yapıyorsun.

Kumu avucunda tutmanın sırrı nedir? Sıkmamaktır. Sıktığında avuçlarından kayar. Zorladığın şey, hele karşındaki kaçıngan bağlanan biriyse, onu senden uzaklaştırmaya başlıyor olabilir. Aman dikkat.

Ben de 20'li, 30'lu, daha genç dönemlerimde kaybetme kaygısı ile kaybetme korkusunu karıştırıyordum. Partnerimin de benim gibi, "kaybetme korkusu" deyip aslında kaybetme kaygısı taşımasını bekliyordum. Bu bir sevgi göstergesi değil. Seni hiçbir zaman sen olduğun için sevmiyor. Senin yokluğunda yaşayacağı trajediyi yaşamamak için sana tutunuyor. Belki sen de ona öyle tutunuyorsun. İşte bu yüzden boşluğunuzu öncelikle kendiniz doldurmanız çok önemli.

Partnerin seni mutlu etmek zorunda mı?

Bunu bir daha söylüyorum: Erkek arkadaşın, kız arkadaşın, sevgilin, kimse seni mutlu etmek zorunda değil. Sen de onu mutlu etmek zorunda değilsin. Senin mutlu olman partnerinin sorumluluğunda değil, onun mutlu olması da senin sorumluluğunda değil. Ama ona toksik olmaya başlarsan ya da o sana toksik olmaya başlarsa standardınız, kaliteniz, ilişkinin kalitesi bozulur. Mutlu etmek zorunda değilim ama toksik olmak zorunda da değilim. Bu görevi ona verdiğinde omuzlarına tonlarca yük bindirirsin.

Birbirinizi mutlu etmek vazifeniz değil ama bunun bir aması var. İçinden geldiğince, koşulsuz, çıkarsız, beklentisiz, hesapsızca partnerin için bir şey yaptığında gerçekten iyi hissedersin. Gerçekten üzgündür, moralini yerine getirmek istersin. İhtiyaç duyduğunda harekete geçersin. Ama her dakika, her an öyle bir vazifeniz olmaması lazım.

Bu olmadığında ne oluyor? Mutlu etmeye çalışan taraf aşırı sahiplenmeye başlıyor. Nefes aldırmıyorsun. Sonra "Ben sana neler ettim de neler" demeye başlarsın. Kendini mutlu etmekle ilgilenmen gerekirken bütün enerjini, zamanını ona harcıyorsun ve devamlı onun nabzını tutan birine dönüşüyorsun. Bu hiç iyi değil. Birini kaybetme korkusu yaşamak istiyorsan onu aşırı sahiplen. Çünkü bu sefer onu kaybetmemek için kontrol etmeye çalışırsın. Onun seni kaybetme korkusu yaşamamasının nedeni de aslında senin bu kadar aşırı sahiplenmen. Her şey döngüsel çalışıyor.

Kaybetme ihtimalini kabul etmek neden özgürleştirir?

Aşırı sahiplenme devreye girdiğinde evrensel anlamda şöyle bir sıkıntı yaratıyor, bunu kavramanız çok önemli. Bu hayatta her şeyi, herkesi her an kaybetme olasılığımız var. Hele her şeyin hızlıca tüketildiği, zamanın daha da hızlanarak aktığı bir çağda yaşıyoruz. Her şeyi, hatta kendimizi bile her an kaybetme olasılığımız var.

Bu yüzden kaybetme kaygısından özgürleşmek için ilk ve en önemli adım şu: Bir gün partnerinin hayatında olmayabileceğini, onu kaybetme ihtimalinin olağandışı bir felaket değil, hayatın doğal bir ihtimali olduğunu kendine kabul ettirmek. Kaybetme ihtimalini kabul ettiğinde onu kaybetmezsin. Tam tersine, ona olan o yapışkan, simbiyotik halini bırakmaya başlarsın. Kaybetme kaygısı yaşayan kişinin özünde bir simbiyotiklik, bir yapışkanlık vardır. Karşındaki insan, özellikle kayıtsız kaçıngan bağlanan tipler, sen bunu nihayet bıraktığında rahat bir nefes alır. İşte o zaman seni gerçekten arzulamaya, gerçekten özlemeye başlar.

Kontrol etmek neden ilişkiyi kafese çevirir?

Bir sonraki nokta kontrol etmeyi bırakmak. Bu çok önemli. Gidecek diye korkuyorsun belki. Belki karşındaki kişi mutsuz ya da seninle pek konuşmuyor. Ama belki adamın borçları var, belki kadının ailesiyle sıkıntısı var ve sana söylemek istemiyor. Mutsuz olması kötü bir şey değil. Diğerlerinin yanında mutlu, senin yanında mutsuzsa ve bu kasıtlı değilse, sana numara yapmıyor demektir. Senin yanında doğal oluyor demektir.

Kendi kendine zihin okuyup "Bırakacak, gidecek, terk edecek" gibi illüzyon düşünceler seni kontrol etmeye götürür. "Kimle mesajlaştı, ne düşünüyor, başkasını mı düşünüyor?" Partnerinin zihninden geçenleri bile kontrol etme güdüsüne gidebilirsin. Biz kendi düşüncelerimizi zor kontrol ediyorken sen bir başkasının zihninden geçenleri kontrol etmeye çalışıyorsun.

Neden kontrol ederiz? Çünkü tehlike ve tehdit varsa sağlama almaya çalışırız. Beyninin varlığını sürdürmek, tehdidi çözmek için çalışan doğal, içgüdüsel mekanizması senin aleyhine çalışıyor. Güçlü bir mekanizmayı kendini sabote etmek için çalıştırıyorsun. Bunu kendi işinde uygula mesela. Senin hayatında neler tehdit olabilir? O tehditleri çözmek için çalışman gerekiyor. "Kimle mesajlaşıyordur, şimdi ulaşamadım" gibi şeyleri kontrol edemezsiniz. Bunların hepsi zihninizde farazi ve o illüzyonun içinde hapsolursunuz. Sonra kontrol etmeye başlarsın, kaybetme kaygısı yaşarsın ve üzerine gidersin. Böyle bir psikolojide adam da kadın da boğulur. Boğulan biri senden uzaklaşmak ister.

Zihninizin oyunlarına gelmeyin. Bir insanın adımlarını, düşüncelerini kontrol edemezsin. Birisi seni aldatacaksa, olacağı varsa zaten olur. Partnerinin sadakatsizliğini senin kontrol etmenle durdurabileceğini düşünmek kaygından başka bir şey değildir. Olabilecek bir potansiyeli asla engelleyemezsin, o partnerine bağlı bir şey. Bu yüzden kontrol etmen daha da kötüdür. Gerçekle bir an önce tanış ki zaman kaybetme, planını ona göre yap. Aldatanı, sadakatsiz olanı hemen gör. Kontrol etme, bırak.

Birini kontrol ederek yanında tutamazsın. Onun özgürlüğünü kısıtladıkça seninle yaşadığı hayatı bir kafes olarak görmeye başlar. Hiçbir insan, altın da olsa bir kafeste yaşamak istemez. Eninde sonunda o kafesten kaçmak ister.

İlişkide özgür olmak ne demek?

Özgür ilişki derken kastettiğim şey bu: Bağımlı olmadan bağlı olmak. İlişkinin kurallarını yaşamak ama ilişkiyi toksikleştirmemek. Birini yanında tutmanın yolu manipülasyon ya da aşırı kontrol değil. Vibe'ını, enerjini yükselterek, kendi öz değerine ve kendine yatırım yaparak olur. O zaman adam da kadın da zaten senin yanında kalmak ister. Düşünsene, enerjisi yüksek, başarılı, albenisi yüksek birinin yanında her adam kalmak ister. Başarılı bir adamın yanında da kadın durmak ister. Kontrole mesai harcadıkça bu taraftan uzaklaşıyorsunuz.

Toparlayacak olursak: Birine kaybetme korkusu verme niyetin varsa bile önce kendi kaybetme kaygını çözmen gerekiyor. Bunu kaybetme korkusundan ayırmalısın, ikisi aynı şey değil. Kaybetme kaygısında zihin geleceğe gidiyor. Bulduğun kanıt gerçekten bir kanıt olmayabilir. Yaşadığın senaryoların dünyanın sonu, olağandışı bir şey olmadığıyla, tam aksine ihtimal dahilinde olduğuyla yüzleştiğinde, kaybetme kaygını yenmek için mental olarak en önemli adımı atarsın.

Bu konuyu daha detaylı dinlemek istersen videosunu buradan izleyebilirsin.

İlgili Yazılar

Hepsini Gör

ERDEM TAŞKINSU
 

Kendini Güncelle markasının kurucusu olan Erdem Taşkınsu, İstanbul Üniversitesi'nde Sosyoloji, Anadolu Üniversitesi'nde ise Sosyal Hizmetler Danışmanı bölümlerinden mezun olmuştur.
Atılım Üniversitesi’ndeki Aile Danışmanlığı programını başarıyla tamamlayan Erdem, önemli isimlere iş ve ilişki danışmanlığı yapmanın yanı sıra, geniş kitlelere yönelik öğretici konuşmalar düzenlemektedir. Atılım Üniversitesinde "Temel Koçluk ve  Mentorlük " dersleri vermiştir. 

YouTube/@erdemtaskinsu kanalındaki videoları 43 milyondan fazla izlenmiş olup, Milliyet gazetesinde ilişkiler ve kişisel gelişim üzerine yazıları yayımlanmaktadır.

ERDEM HAKKINDA DAHA FAZLA BİLGİ 
 

Ofis :

0 505 260 95 96

Takip

  • Instagram
  • Youtube
  • Facebook
  • X
  • TikTok
  • LinkedIn

Email 

bottom of page