Söylenenleri Takmamak: "Vallahi Tınlamıyorum" Diyebilmenin Yolu
Vallahi artık umurumda bile değil bir başkasının ne söylediği, ne söylemediği. Çünkü artık takmayı bıraktım, tınlamıyorum. Tınlamak, üstünde boş çıkarılan bir ses demek. Ona anlam veren, onu itibarlı hale getiren ise bizim kendi zihnimiz. Eğer kendi gerçeğimi biliyorsam ve bu hayatla uyumluysa, o zaman bir başkasının kınayıcı ifadeleri, yargılayıcı sözleri, yıkıcı eleştirileri neden bana kendimi kötü hissettirsin? Neden bunları kendi zihnimde itibarlı hale getireyim? Geride bırakabilmek, boş verebilmek. Bunu sen de hayatında yapabilmek ister miydin?
Birileri bir şey söylediğinde bazen onu arkaya atmak isteriz ama bir türlü atamayız. "Umurumda bile değil" demek isteriz ama diyemeyiz. Bununla ilgili bazı bilgiler paylaşacağım, boş vermeyi öğreneceğiz.
Birinin söylediği söz bizi neden rahatsız eder?
Birisi bize pozitif bir şey söylediğinde rahatsız olmayız. Ama yıkıcı bir şey söylediğinde, eleştirdiğinde neden rahatsız oluruz? Yapıcı eleştiriyi kastetmiyorum, onu alabilmek bir beceridir. Daha çok üslupsuz, yıkıcı eleştiriyi ya da imalı bir şekilde laf dokunduran birilerini kastediyorum. Bu kişi arkadaşın, tanıdığın, tanımadığın, eşin, dostun olabilir. Neden rahatsız oluruz?
Aslında kabullenilmemişlik insanı rahatsız eder. Karşı taraf belki bir ifadesiyle, belki bir bakışıyla, belki imalı bir davranışıyla sana "Sen okey değilsin" mesajını bilinçaltından verir. Seni rahatsız eden çoğunlukla budur. Ama durum böyleyse bile sen bu durum karşısında rahatsız hissetmemeyi seçebilirsin. Neden kendimi kötü hissetmek zorunda kalayım ki? Sen kendini değerli, yeterli ve güçlü hissettiğinde kim sana kendini kötü hissettirebilir ki?
Bunun dört nedeni var. Sonra da dört çözüm olasılığı söyleyeceğim. Bunlar kişiye göre değişebilir, herkese geçerli şeyler değil. İnsanın kişiye özgü yapısı ve dinamiği çok farklıdır. Ama söyleyeceğim şeyler sana iyi gelebilir.
Söylenenlerden rahatsız olmamızın dört nedeni nedir?
Birinci neden: Söylenen sözden rahatsız olmamızın nedeni, o kişinin seni aşağılayacakmış ya da aşağıda görüyormuş gibi hissetmenden kaynaklanabilir. Bunun sonucunda o kişinin söylemlerine karşı çok hızlı bir şekilde duyarlı olmaya başlarsın.
İkinci neden katılaşma. Birisi sana yıkıcı bir şey söylediğinde sanki senin varlığını, öz değerini tehdit ediyor, sanki kırılacakmışsın gibi katılaşırsın. Katılaştıkça daha yıkıcı bir karşılık vermeye çalışırsın, kendini seçeneksiz hissedersin. Halbuki insan seçeneklerle doludur ve seçeneklerini kullanabilir. Bir başkasının sözü seni ne kadar katılaştırıyorsa o kadar kırılacağını sanıyor ya da varlığına o kadar tehdit algılıyor olabilirsin.
Üçüncü neden benmerkezcilik. Dünyanın senin etrafında döndüğünü sanmak. Herkesin seni konuştuğunu, bütün gözlerin senin üzerinde olduğunu sanarak aslında herkesin sözünü çok fazla ciddiye alıyor olabilirsin. Egonun aşırı derecede önceliklendirilmesi, herkesi kontrol etme ihtiyacını da geliştiriyor.
Dördüncü neden ise akşam eve gittiğinde daha çok olur. Koltuğa uzandığında "Keşke böyle deseydim" dersin. Hatta günler geçer, hala takılırsın: "Niye böyle demedim?" Çünkü tepki verememişsindir. Bir kere şunda anlaşalım: Birisi üslupsuz, haddini bilmeden, yıkıcı bir şekilde davrandığında mutlaka kendi alanını koru. Ama bu durumda kötü hissetmek zorunda değilsin. Durum bu, aslında bir sorun bile değil. Durum olumsuzsa onu iyi hissederek de karşılayabilirsin.
Söylenenleri takmamak için neler yapabilirsin?
Birinci çözüm: Birisi seni rahatsız edecek bir şey söyledi ve sen rahatsız oldun. Bir söz seni rahatsız ettiyse, beklediğin saygı ya da davranış gelmediği için rahatsız oldun. Halbuki bu senin beklentinle ilgili bir durum, o kişiyle ilgili değil. O kişi sen olmasan da o sözü söyleyebilirdi. Niyeti kötü olabilir, iyi olabilir, üslup bilmiyor olabilir, bir sürü neden olabilir. Ben neden o kişinin her durumda saygı ve sevgi dolu davranmasını bekleyeyim ki?
Bu da bizi ikinci maddeye götürüyor: O kişinin kendi doğasını kabul ettiğinde ve serbest bıraktığında. O kendine göre, kendi seviyesine göre bir şey söylüyor. Herkes kendi bilinç seviyesine göre konuşur. Onun bilincini değiştirmek, ona biçim vermek senin misyonun değil. Onu değiştirmeye çabaladığında işte rahatsızlık hissi buradan geliyor. Kişinin kendi doğasını serbest bıraktığında ve bu bakış açısıyla baktığında çok da olağandışı bir durum yok. O zaten bildiğini yapıyor. İnsanların doğasını kabul ettiğimizde ve onu o kişiye ait gördüğümüzde, kendi doğrumuzu ya da fikrimizi kabul ettirmeye de çalışmayız. Bu bakış açısı bizi daha yukarıda bir bilinçle tutar.
Olumsuz bir yorum senin değerinden bir şey eksiltir mi?
Üçüncüsü yorumlarla ilgili. Sana söylenen olumlu ya da olumsuz bir yorum, bir görüş ya da fikir senin değerinden bir gram eksiltmez, bir gram da katmaz. Sen neysen osun. Biri sana olumsuz bir yorumda bulunuyorsa, sana rahatsızlık hissi veren aslında kendi içinde kendini değersiz hissediyor oluşun. Ne kadar çok tepki, ne kadar çok rahatsızlık hissediyorsan, aslında bu kendi içinde yaşadığın duyguyla ilgili. Bir başkasının olumsuz ya da olumlu fikri senin değerinden, gücünden bir şey eksiltmez, bir şey de artırmaz.
Kendini çok ciddiye almamak neden önemlidir?
Dördüncüsü ciddiyetle ilgili. Hayat biraz da kendini çok ciddiye almamakla ilgili. Çünkü ciddiye aldıkça katılaşırsın. Nedenlerden birinde katılaşmadan bahsetmiştim. Katılaştıkça kırılmaya çok daha müsait olursun. Bir başkasının rahatsız edici sözünde katılaştığında kırılacakmış gibi düşünürsün, daha da katılaşırsın, kendini koruma altına alırsın. Halbuki kendini de, onu da ciddiye almadığında ortada çok rahatsız olacak bir şey kalmaz. Hayat çok büyük bir ciddiyetle yaşanacak bir şey değil. Oscar Wilde'ın bununla ilgili çok sevdiğim güzel bir sözü vardı: "Ciddiyet, sığ insanların en büyük sığınağıdır." Ciddiyete sığınmak aslında kendi kabuğuna çekilmek demek. Birinin bir şey söylemesi ya da söylememesi, inan senin değerinden ya da yeterliliğinden bir şey eksiltmiyor, bir şey artırmıyor.
Bilmek ile yapabilmek arasındaki fark nedir?
Bu dört maddeyi bilmek çok önemli. Ama bir de yapabilmek boyutu var. Bilmek ve yapabilmek her zaman farklı. Yapabilmek kısmı için her zaman dediğim gibi kişiye özgü, duruma özgü, kişinin inançlarına ve değerlerine özgü çalışma yapılması gerekir.
Gerçekten hiç kimse seni rahatsız hissettirme gücüne sahip değil, sen o olumsuz görüşe, fikre ya da sana yapılana itibar etmedikçe. Onu nasıl itibarlı hale getiriyoruz? Kabullenilme arzusu ve onay alma isteği kişiye önem vermene, o sözün peşine düşmene, daha iyisini söylemesini arzu etmene ve bu yüzden beklentiye girmene neden oluyor. Beklentiyi bıraktığında sıkıntı da gidiyor. Çünkü o onunla ilgili bir durum, seninle ilgili değil. Sen olmasan da o öyle davranacaktı. Bu bakış açılarına dikkat ettiğinde birinin sözü seni öyle kolay kolay rahatsız etmez. Kimse seni rahatsız hissettiremez, eğer sen rahat olmayı seçersen. Çünkü bu bir seçim.
Bu konuyu daha detaylı dinlemek istersen videosunu buradan izleyebilirsin.
