Cepte Görünmekten Kurtulmanın Yolu: Bedelini Ona Göstermek
Bazen iyi niyetli oluruz, fedakâr oluruz. Ama şöyle bir söz vardır ya: "Kötü davrandığın zaman sayılırsın." Arkadaşlar, seni cepte görmesinin nedeni iyi niyetli olman değil. Bugün size bundan bahsedeceğim. Kötü davrandığında da bu sefer ne oluyor? İlişki toksikleşiyor. İnsanlar toksik ilişkiye de artık gelmiyorlar, gelemezler de zaten.
Geçen hafta size sınır koymanın gücünden bahsetmiştim. Sınır koymamanın ilişkide bir bedeli vardı. Karşındaki neyi öğreniyordu? "Bu ihmal edilebilir, problem yaratmaz." Ya da kişi sana istediği gibi davranmayı öğreniyordu. İnsanlar böyle davrandıkları insana doğal olarak, her insan değil tabii, saygı duymuyorlar. Saygı duyulmadığı zaman da sayılmıyorsun. Seni arka plana atabiliyor, rahatlıkla cepte olabiliyorsun.
Cepte görünmenin asıl sebebi ne?
Problem iyi niyetli, fedakâr ya da toleransının yüksek olması değil. Tam aksine bunlar seni insan yapan, çok önemli, kadim ilişki değerleri. Bunları asla kaybetmeyin arkadaşlar. Problem başka yerde. Şimdi size o problemi anlatacağım.
Karşındaki kişi bir noktadan sonra şunu öğreniyor: "Ben ne yaparsam yapayım, bu insanın bana davranışı çok fazla değişmez. Birkaç güzel söz söylerim." Manipüle ediyor yani. "Breadcrumbing yaparım, masaya iki ekmek kırıntısı atarım, tekrar masaya gelirim, o yine yemeye devam eder. Geç cevap veririm ama yine aynı." Senin kaybetme korkunu biliyor. Onun kokusunu almış, sevgiyle ilgili duygusal zaafını almış. "Yine bir iki güzel söz söylerim, aynı sıcaklığı alırım. Planı son dakika bozsam da önemli değil, yine aynı anlayış devam ediyor. Bir şey söylerim, canını yakarım, hiçbir şey olmamış gibi yine aynı yakınlığı görürüm."
İşin ilginç tarafı, sen bunları biriktirdiğinde bir gün patlayabilirsin. Belki de güzel gidecek bir ilişkide sen patladığın için karşı tarafta yıkıcı bir etki oluşturabilirsin. Bu yüzden sınırı zamanında koymak önemli. Bunu hangi tekniklerle yapacağınızı geçen hafta anlatmıştım, o konulara bir daha girmiyorum.
Bir ilişkide cepte olmanız, ilişkinin yaşanan her şeyden sonra eski ayarına, yani bu bozuk dengeye geri dönmesiyle ilgili bir şey. Ne demek istiyorum? Bunun sebebi aslında senin gösterdiğin bazı davranışlar. Şimdi onlardan bahsedeceğim.
İyi niyet ile kendini susturmak arasındaki fark ne?
Birinci nokta şu: İyi niyet başka arkadaşım, kendini susturmak başka. Sana bir örnek vereyim. Diyelim ki biriyle plan yaptın, saat 7. Hazırlanmışsın, işini ona göre ayarlamışsın, belki başka bir planı reddetmişsin. Partnerin diyor ki: "Bugün yapmasak olur mu? Biraz yorgunum, dışarı çıkmasak olur mu?"
Senin içinden bir ses diyor ki: "Bu yaptığın hoş değil. Keşke bana daha önceden haber verebilseydin." Bu "daha önceden haber verebilirdin" lafını da aşırı stresle söylememek lazım. Ama hemen başka bir tarafın devreye giriyor, seni çok kolay cepte görmesi de buradan geliyor: "Şimdi sorun çıkarmayayım. Zaten yorgunmuş, zor bir gün geçirmiş." Çünkü karşı taraf bazen seni öyle ikna eder: şu geldi, bu geldi, öyle bir yorgunluk ki... Belki de gerçekten kötü bir gündür, değil mi? "Anlayışlı olayım. Beni zor bir insan sanmasın." Ve sen "Tabii canım, hiç sorun değil, dinlen" gibi bir şey yazıyorsun.
Bu arada şunu da söyleyeyim: İlişki çok olgun bir düzeye gelmişse böyle şeyler problem olmaz. Bunu daha çok olgunlaşmamış, daha flört düzeyindeki ilişkiler için söylüyorum. Burada problem olan "sen dinlen" demen değil. Gerçekten bir defalık bir durumsa ve karşındaki insan genel olarak özen gösteriyorsa elbette anlayış göstermek güzel bir şey. İnsan bu, hayat dediğimiz şey de bu.
Problem şu: İçinde bir rahatsızlık var ama dışarıya hiç yokmuş gibi bir mesaj veriyorsun. Yani aslında sadece iyi niyet göstermiyorsun, kendi deneyimini siliyorsun arkadaşım. Bu çok önemli bir fark. İyi niyet şudur: "Olabilir, insanlık hali. Ama bu durum beni de etkiledi." Kendini susturduğun nokta ise şöyle gerçekleşiyor: "Ben etkilendim ama etkilenmemiş gibi davranacağım. Yeter ki aramız bozulmasın."
İşte arkadaşlar, cepte görülmenin ilk kırılma noktası bu. Çoğu zaman burada başlıyor ve bu gibi küçük şeylerde fark etmiyoruz bile. Çünkü karşındaki kişi senin içinden geçenleri bilmiyor. Göstermediğin, sakladığın şeyleri bilmediği için kendi kendine seninle ilgili bir imaj yaratıyor. Bu imajdan geçen haftalarda sınır koymayı anlatırken bahsetmiştim. O senin davranışını görüyor. Senin ağzından "sorun değil" çıkıyor. Seni "hiç sorun değil" diye kaydediyor, kodluyor: "Ondan sorun çıkmaz."
Ama başka birine aynısını yapmıyor. Sen de belki bir arkadaşına "Bana niye böyle davranıyor da ona niye aynısını yapmıyor?" diye soruyorsun. İşte bu yüzden. Onun kafasında senin ağzından "sorun değil" yazıyor. İkinci kez oluyor, üçüncü kez, dördüncü kez. Sen içeride daha çok kırılıyorsun, o daha az problem görüyor. Bir gün patlıyorsun: "Sen zaten beni hiç önemsemiyorsun!" O da şaşırıyor. İşte burada krizler oluşuyor. İlişkilerde en çok gördüğümüz düğümlerden biri de bu.
O yüzden kendi rahatsızlığını uzun süre saklamaman gerekiyor. Bunun nedeni çoğu zaman kaybetme korkusu, çatışmadan kaçma, ilişkinin ilk heyecanı, iyi insan olma ihtiyacı, reddedilme korkusu olabilir, bir sürü nedeni olabilir. Ama neden ne olursa olsun sonuç değişmiyor.
İlişkide gerçek kuralları sözler mi belirler, sonuçlar mı?
İkinci nokta: İlişkide sözlerden çok sonuçlar öğretir arkadaşlar. Sonuçlar çok daha öğreticidir.
Bir çocuk düşünün. Annesi her gün "Tablet sadece bir saat" diyor. Ama çocuk iki saat oynuyor, üç saat oynuyor ve hiçbir şey değişmiyor. Bir hafta sonra o evde gerçek kural nedir? Tablet bir saat mi? Hayır. Evde gizli bir kural oluşur, değil mi? Gerçek kural şu: "Annem bir saat diyor ama üç saate de bir şey olmuyor." İşte burada olduğu gibi gizli kurallar sözle değil, davranışla, eylemle yazılıyor.
Şimdi bunu aynı mantıkla ilişkiye getirelim. Sen "Benimle böyle konuşulmasından hoşlanmıyorum" diyorsun. Karşındaki kişi yine aynı şekilde konuşuyor. Sen belki yarım saat küsüyorsun, mesajlara biraz soğuk cevap veriyorsun. Akşam oluyor, özlüyorsun. O da güzel sözler söylüyor. Yine "aşkım" diyorsun, yine yakınlık. Sonra eski düzen yine geliyor.
Bu ilişkide gerçek kural ne arkadaşım? Nasıl oluştu? "Benimle böyle konuşamazsın" kuralı gerçekten oluştu mu? Yoksa kural "Böyle konuşursan birkaç saat ortam gerilir ama biz yine barışırız, hayat devam eder" mi oldu?
Barışmak kötü bir şey değil, çok güzel şeyler bunlar. Ama bunu anlamadan sınır koymayı da anlayamazsınız arkadaşlar. Sınır sadece söylediğin cümle değildir. Sınır, ihlal edildiğinde seni nasıl etkilediğidir. Bu "ceza ver" demek değil. "Üç saat cevap verme, mesafe koy, belli et" demiyorum. Bunlar değil arkadaşlar. Sonuç başka bir şey: Sende oluşan sonuç ne? Onu anlatman.
Mesela birisi planlarını sürekli son dakika bozuyorsa sonuç şu olabilir: "Ben artık önemli işlerimi senin planına göre ayarlayamayacağım. Önceden netleşirse görüşelim, çünkü son anda olduğunda ayarlayamıyorum." Böyle daha kolay oluyor, değil mi? Bu bir ceza değil, kendini ifade etmek. Davranışını kendi gerçeğine göre ayarlamak.
Birisi sana kaba konuşuyor ve sonra hiçbir şey olmamış gibi yakınlık bekliyorsa: "Hayırdır, dünkü konuşma biçimimizi henüz çözmedik. Normale dönmeden önce bunu bir masaya yatıralım." Bu da bir ceza değil. Burada ne var? Bu, ilişkinin tamir edilmesini istemektir. Bu, insanları korkutarak değil, sözlerinle davranışların arasındaki mesafeyi kapatarak olur. Toleransını azaltarak da değil. O sende devam etsin, ilişki için çok önemli bir şey. İyi niyetin devam etsin. Fedakârlığın aşırı olmadığı ve karşılık bulduğu müddetçe o da devam etsin. Mesele sadece kendi duygularını ifade etmek.
Onarım olmadan sayfayı yeniden açmak neden tehlikeli?
Üçüncü nokta: Tamir olmadan, ilişki onarılmadan ilişkiye baştan reset atmak arkadaşım. Özellikle bu kavram aklınızda kalsın istiyorum. Tamir olmadan, kişinin bir onarım girişimi olmadan, değil mi? Her şeyi yeniden başlatmak, yeni bir sayfa açmak.
Arkadaşlar, ilişkide kırılmalar olur elbette. Yanlış anlaşılmalar da olacak, kavga olacak, didişeceksin, tartışacaksın, hata yapacaksın. Karşındaki bazen kötü bir gün geçirir, istemediği bir şey söyler. Bunlar olacak şeyler ve tek başlarına ilişkiyi bozmaz. Ama bugüne kadar kendini sürekli ifade etmediysen, söylemediysen bozucu bir etki oluşturabilir. İlişkiyi bazen bozan şey, o kırılmanın ardından hiç tamir olmadan, onarım olmadan normalmiş gibi davranmak.
Adam ya da kadın sana çok ağır bir şey söyledi. Sen gece ağladın, kendini kötü hissettin. Sabah mesaj geldi: "Günaydın, ne yapıyorsun canım?" Sen ne dedin? Özlemişsin, içinde bir rahatlama oluyor. İki kalp koyuyorsun, sonra kahve, buluşma derken konu kapanıp gidiyor. Ama aslında kapanmıyor, sadece üstü örtülüyor. Burada o ne öğreniyor? Bir şeyi öğreniyor, ilişkiyi de buna göre yürütüyor: "Kötü bir şey söylesem de çizgiyi aşabilirim. Ertesi gün ilişki nasıl olsa kendine gelir."
Mesele anlayışını azaltman değil. Burada kendini ifade etmen önemli. Sen o davranışları görmezden gelirsen karşı taraf da bir süre sonra senin duygularını görmezden geliyor.
O yüzden çok net bir şey söyleyeceğim: Özür bir tamir değildir. Özür tamirin arkadaşıdır, başlangıcıdır. Onarıma giriştir. Bazı arkadaşlar "araba tamiri mi bu" diye yorum yazmasın, beni ilk defa izleyenler için söylüyorum, bunları metafor olarak kuruyorum. Metaforlar kalıcı oluyor.
Onarma girişimi nedir? Bir, ne yaptığını anlaması. İki, bunun sende ne oluşturduğunu görebilmesi. Üç, aynı negatif etkiyi bir daha oluşturmamak için sorumluluk alması. Belki dördüncüsü de şu olabilir: Aynı durumda artık farklı davranmaya çalışıyor mu? Bu çok önemli. Çünkü bazı erkekler gerçekten öğreniyor. Yaptığı hatayı hemen anlıyor ve kadına da ifade ediyor. Etkisini görüyor, sorumluluk alıyor, inisiyatif alıyor ve gerçekten değişiyor. Karakteri değişmiyor ama davranışı değişiyor. Bir ilişkide karşı tarafın da dengesini bozmaman lazım.
O yüzden şuna bakın arkadaşlar: Senin ilişkinde ne kadar çok özür ve ne kadar az değişim, yani davranış değişimi var? Çok özür var ama çok az değişim varsa cepte görünüyorsundur. Demek ki yaşadığın etkiyi eylemlerinle yeterince ifade etmiyorsun. Kişi artık seni kaybedebileceğini düşünmüyor. Yaptığı hatayı onarmadan da seni geri kazanabileceğine inanmış, değil mi? İşte bu çok tehlikeli. "Ben ona istediğim gibi davranırım, sonra da istediğimi alırım." Kafasında böyle bir ilişki şablonu, böyle bir imaj oluşmuş. Bunu kırmak lazım.
Senin amacın onun kafasına kaybetme korkusu sokmak değil. Senin tek bir amacın var: Gerçeği bilmesini sağlamak. "Bu ilişkiye zarar verirsem, bu zararı onarmadan eski ilişkinin ayrıcalıklarına, konforuna, güzelliklerine dönemem." Bu o kadar önemli ki. Yoksa ilişki gerçekten uzun süre zarar görür, senin de mutluluğun, huzurun kaçar. Kişiye bunu öğretmeniz lazım. Ama bunu öğretirken kötü olmak, surat asmak, küsmek, mesafe koymak, anlayışsız bir insana dönüşmek gerekmiyor. Senin yapman gereken aslında duygularını ifade etmen ve sınır koyabilmen. Bunu geçen hafta anlattığım tekniklerle yapabilirsin, çok uzun olduğu için burada tekrar anlatmıyorum. Olgun ilişki işte budur.
Karşındakini fazla savunmak seni nasıl cepte bırakır?
Dördüncüsü arkadaşlar, iyi niyetin en tehlikeli hali. Bazılarında şunu görüyorum: Karşındakini savunmaya devam ediyor. Fazla empati kuruyor. "Ama o öyle. Ama beni seviyor da. Yapamıyor işte." Bazı arkadaşlar partnerinin savunmasını partnerinin yerine kendisi yapıyor.
Adam üç gün aramıyor. Kadın diyor ki: "Yoğundur o. Mesajı görüyordur ama dönemiyordur. Kaçıngan bağlanmadır o." Plan yapmıyor. "Geçmişte çok incinmiş" diyorsun, geçmişine anlayış gösteriyorsun. "Çok yeni ayrılmış, bağlanmaktan korkuyor." Sen aslında gerçekle yüzleşip o ilişkiyle ilgili güzel umudunu kaybetmek istemiyor olabilir misin? Karşındaki kadın da olabilir, erkek de, fark etmez.
Biz bazen karşımızdaki kişinin davranışını anlamaya çalışırken, kendi zihnimizde onu gereğinden fazla savunuyoruz. Anlamak çok güzel, empati güzel. Ama savunmak, fazla anlamak başka. Bu kanalda yıllardır insanların neden böyle davrandığını anlatıyorum arkadaşlar. Ama psikolojiyi, birini anlamayı kendini kandırmak için kullanırsan bu teknik sana yardımcı olmaz, empati de sana yardımcı olmaz. Empatiyi, gerçekten anlaşılmaya ihtiyacı olan biri varsa göstermelisin. Gereksiz empati kendi hakkına girmektir arkadaş.
Birinin neden öyle davrandığını anlamak, o davranışın sana iyi geleceği anlamına gelmez. Kaçıngan olabilir, tamam. Çocukluğu zor olabilir. Eski ilişkisinde çok sıkıntı yaşamış olabilir, işi stresli olabilir, ailesi olabilir, bir sürü şey olabilir. Peki sana nasıl davranıyor? Bu soruyu kaybetme. Çünkü iyi niyetli insanların önemli bir kısmı niyete bakıp davranışı görmezden geliyor, affediyor. "Kalbi kötü değil. Biliyorum, beni seviyor. Aslında çok iyi biri. Bunları yapıyor ama kötü niyetinden değil."
İlişkide zarar vermek için kötü niyet şart değil arkadaşım. Bir insan çok sevip yine de sana iyi gelmeyebilir. Vicdanlı olabilir, merhametli olabilir, ama bu iyi bir partner olacağı anlamına gelmez. Şunu demek istiyorum: Sana karşı gerçekten merhametli ve şefkatliyse zaten bunu yapmaz, sana böyle kötü davranmaz. Merhameti de doğru okumak lazım. Kendimizi o kadar kandırıyoruz ki karşı tarafın insanlara, doğaya, kediye, köpeğe merhametine bakıp bir yorum yapıyoruz. Merhamet merhamet de, bana nasıl davranıyor? Kendine ve insanlara nasıl davrandığından daha önemlisi, bana ne hissettiriyor? Önemli olan bu. Dediğim gibi, bir insanın niyeti temiz olup kapasitesi ilişki taşımaya yetmeyebilir. Bunu kabul etmek çok önemli.
"Ben kıskanç biri olmayacağım" diyorsun ama içinde bir alarm çalıyor, değil mi? Sonra kendi kendine "Herhalde çok büyütüyorum" diyorsun ve o kadar makul olmaya çalışıyorsun ki kendine karşı adaletsizleşmeye başlıyorsun. Burada çok ince bir çizgi var arkadaşlar. Her his doğru değildir. Hisler gerçek bir deneyimdir ama yorumları doğru olmayabilir, yani o hisse yüklediğimiz anlam doğru olmayabilir. Kıskandın diye karşındaki kişi aldatıyor ya da flört ediyor demek değildir. Rahatsız oldun diye karşındaki kesinlikle kötü değildir. Ama bir duygu varsa ona bakacaksın: "Ben neden rahatsız oldum? Burada benim hangi ihtiyacım karşılanmadı?"
Her şeyi affeden insan bazen çok sevgi dolu olduğu için değil, kaybetmeyi göze alamadığı için affediyor olabilir. O yüzden arkadaşlar anlayış geliştirin, bu güzel bir şey. Ama kendinize sorun: "Gerçekten anlayış mı gösteriyorum, yoksa ilişki bozulmasın diye kendimi mi siliyorum?" Bu önemli. Gerçek anlayış güzel bir şey.
Karşılıklılık ilişkide ne anlama gelir?
Bir sonraki nokta: Karşılıklılık çok önemli, ama tek taraflılık da sevgi değildir arkadaşlar. Karşılıklılık bir alışveriş değil, ama tek taraflılık da sevgi değil.
Bazı arkadaşlar bunu duyunca şöyle yapıyor: "O bana iki mesaj attı, ben de ona iki mesaj atayım. Üç saat sonra döndü, ben de üç saat sonra döneyim. Bir kere aradı, ben de bir kere arayayım." Arkadaşlar, böyle bir şey değil. Böyle yaparsanız ilişki taktiksel hale gelir, mekanikleşir. Ben size asla hesap kitap yapın demiyorum. İlişkinin içinde karşılıklılığa bakın diyorum. Karşılıklılık artı eksi, "o bana ne yaptı, ben ona ne yapayım" değil.
Karşılıklılık ne demek? Sen bugün düştüğünde o seni kaldırıyor mu? Yarın o düştüğünde sen kaldırıyorsun. Her gün yüzde 50 olmak zorunda değil, ince ayar yapmak zorunda değilsin. Bazen yüzde 80 taşırsın, bazen yüzde 20. Onun annesi hastadır, işi bozulmuştur, hayatında bir problem olmuştur. O dönem zordur, sen destek olursun. Senin başına böyle bir şey gelir, sen dağıldığında o seni taşır. Yani bu sürekli aynı kalan bir şey değil. İlişkide düşüşler olduğunda seni dengeleyebilme kapasitesidir. Uzun süreli, ömürlük ilişkilerde, seçtiğiniz hayat partneri için bu nokta çok önemlidir. Neyse, şimdi ona girmeyeyim.
Partnerini sürekli taşımak neden seni cepte gösterir?
Arkadaşlar, cepte görünmenin bir göstergesi de partnerini sürekli taşımaktır. Gerek yokken, ihtiyaç olmadan sürekli destek vermek. Düşünsene, onun için sürekli bir şeyler yapıyorsun. Geçici olması gereken bu halleri, kendi üzerine aldığın kalıcı bir göreve dönüştürmüş olabilirsin. İlişkide her şeyi vazife haline getirmiş olabilirsin.
Adam bir ara gerçekten yoğundur, sen de anlayış göstermişsindir ama bu bir yıla ulaşmıştır artık. İlişki seni belirsizlikte bırakıyordur, adam aslında seni oyalıyordur. Daha ilişki bile başlamamış. Burada kendimize dürüst olmak çok önemli. Birinin zor döneminde yanında olmak evet, bir sevgi göstergesi. Ama birinin sorumluluk almadığı bir hayatı günlerce, yıllarca taşımak ayrı bir şey. Onun alması gereken sorumluluğu sen taşırsan cepte olursun.
Çoğu zaman o kişi seni baştan cepte gördüğü için değil, sen her yükü üstlendikçe seni cepte görmeye başlıyor. Aranızdaki ilişkide, karşındaki erkek ya da kadın, senin her şeyi taşıyacağına zaten güveniyor.
Duyguların sana ne söylüyor?
İçinizdeki duygular aslında sizin en büyük sinyaliniz. Bir şey içinize sinmediğinde duygular sinyal verir, o sinyali mutlaka alın. Bu, duygu her zaman doğrudur demek değil. Duyguları da akıl süzgecimizden geçireceğiz. Dediğim gibi, kıskanıyorsam sorun benimle de ilgili olabilir. Her flört aldatma değildir. Belki flört etmiyordur bile, kıskançlık benimle ilgili olabilir. O yüzden her duygu doğru değil. Ama duygularını hesaba katman çok önemli.
Karşı tarafla ilgili bir sinyal alıyorsan, karşındakinin seni çok kolay algıladığı bir noktaya geldiyseniz, bir şey senin vazifen haline gelmiş olabilir. Onu görevleştirmiş olabilirsin. Rahatsızlığını bugüne kadar ifade etmemiş olabilirsin. O yüzden duyguların sana bu sinyali veriyorsa, rahatsızlığını net bir şekilde söylemen çok önemli.
Bu konuyu daha detaylı dinlemek istersen videosunu buradan izleyebilirsin.
