Sessizlikte Seni Özlüyor mu, Unutuyor mu? Onu Neden Aklından Çıkaramıyorsun
Güncelleme tarihi: 1 gün önce
İlişkinin en sevimsiz anı hangisidir arkadaşım? İkinizin de birbirinize yazmadığınız dönemler var ya. Belki aranız soğuk, belki ayrıldınız. O sırada aklından tek bir cümle geçer, tahmin ediyorum: Beni merak ediyor mu acaba? Şimdi ne yapıyor? Beni düşünüyor mu?
Bunu anlamak için ne yapıyoruz biliyor musun? Hikâyelerine bakıyoruz, araştırıyoruz. Ama bu kadar merak etmenin sebebi onun ne yaptığını öğrenmekten çok, senin hâlâ onun için kıymetli olup olmadığını anlamaya çalışman olabilir mi? "Hâlâ onun hayatında önemli miyim?"
Acı çekiyorsa özlüyor, eğleniyorsa unuttu mu demek?
Burada yanlış bir sonuç çıkarıyoruz. Bakın burası önemli: Acı çekiyorsa özlüyordur. Keyifliyse, arkadaşlarıyla eğleniyorsa unutmuştur. Kendi kendimize böyle bir mantık kurup rahatlamaya çalışıyoruz. Rahatlama yerimiz bile onun dünyasını anlamak üzerine kurulu.
Hikâyesinde onu enerji dolu, mutlu görürsen kafanda yazdığın hikâyeye inanma arkadaşım. Şunu ayırman çok önemli: "Şu an arkadaşlarıyla dışarıda, gülüyor" bir gerçek. Ama eğleniyor mu, eğlenmiyor mu, bunu bilemezsin. Bu senin yorumun. Belki içi üzgün, belki o şarkıda seni hatırlıyor, belki o bardağın arkasına saklanıyor. Paylaşım yapmıyorsa da bu özlediği anlamına gelmez, belki toparlanıyordur.
Hikâyelerine bakmayın derim ama biliyorum, bu yazı bittikten sonra da bakacaksınız. Madem bakıyorsun, farkındalıkla bak. Gerçek olanla yorumunu ayır. "Mutsuzsa demek ki değerliyim, mutluysa demek ki beni unuttu" algısı seni mutsuzluk döngüsüne sokar. Size bu yazıda vermeye çalıştığım şey "özlüyor mu, unuttu mu" sorusunun cevabından daha büyük: Bu soruya takılmamanın anahtarı.
Ayrılıktan önce aranıza ne girdi?
Asıl başlangıç noktamız şu: Uzaklaşmadan ya da ayrılıktan önce partnerin en çok neden yakınıyordu? Son mesele önemlidir ama o noktaya getiren olaylar daha önemlidir arkadaşlar.
Bir de ilişkilerde incir çekirdeğini doldurmayacak meseleler vardır. Kaşığı niye öyle koydun? Macunu ortasından sıktın. Çorabını hep aynı yere atıyorsun. İlişkiyi bitiren şeyler bunlar değildir, bunlar genelde bahanedir. Bunlardan önce içimize sindiremediğimiz, içimize attığımız ya da anlaşılmadığımızı hissettiğimiz konular vardır. Bir soğukluk varsa, partnerinin tarafında senin henüz anlayamadığın bir şey olmuş olabilir. Hep hassas bir konu vardır ve gündeme getirilmemiştir. Bunu anlamadan attığın her adım beyhude bir çabadır.
Bu kısım erkekler için de çok önemli. Kadınlar genelde içlerini açmaz, duygularını adamın anlamasını bekler. Oysa erkek zihni bunu anlamaya pek elverişli değildir. Ben mesleki deformasyondan dolayı biraz anlıyorum belki ama ifade etmek çok önemli. Sen bu konuları açan ama anlaşılmayan tarafta mısın, yoksa onları ciddiye almayan, kaçan tarafta mı?
Bazen mesele karşı tarafın fark etmediği bir şeydir. Mesela biri diğerine sürekli üstten bakıyordur. Sevgililik ya da eş kimliğine gizli bir kibir, gizli bir ego girmiştir. Yargılıyordur, eleştiriyordur, onaylamıyordur. Ya da bir taraf yalnız hissediyordur, diğeri yeterince vakit ayırmıyordur ve o bunu içine atıyordur. Bu yüzden sor: Bugüne kadar partnerinle arana ne girdi? Kim kime kuruluyor? Çünkü kaçan kişi, kafasında kurulduğu için kaçıyor olabilir. Onu çözmek, özlüyor mu unutuyor mu diye düşünmekten çok daha önemli.
Zihin okumak neden işe yaramaz?
Bu gergin anlarda zihin okumayı bırakın. Okuyamazsınız zaten. "Böyle düşünüyor, unuttu, bitirdi" bunlar senin yorumun. Bunun yerine bu sürece nasıl gelindiğini anla. Aklıselim, objektif bakan ve bu konuda senin tarafını tutmayacak bir arkadaşın varsa, analizi o yapsın. Genelde arkadaşlarımız bizim yanımızda olur, o yüzden objektif olması önemli.
Ben de eskiden birinin zihnini okumaya çalışırdım, önyargı yapardım. Ama önyargı yaptığını fark ettiğinde gerçek hislerine ve sezgilerine daha iyi yaklaşıyorsun. Şimdi boş boş zihin okuma yapmıyorum, sezgilerimi dinlemeyi öğrendim. Ama aşk acısı anlarında sezgilerine ulaşmak çok zordur.
Kaygılı bağlanan neden sabırsızdır?
Bir arkadaşım "Keşke kaçıngan bağlanan olsaydım" dedi. "Neden?" dedim. "Baksana, daha güçlüler, daha rahatlar. Ben kaygılı bir kızım, kıvranıyorum." Kaygılı erkeklerin derdi de farklı değil bu arada.
Bu iletişimsizlik dönemleri için bir kavram icat ettim: kaygılı sabırsız. Kaygılı bağlananlar bu dönemde sabırsız oluyor. Oysa sabırlı, huzurlu modda olmalısın. Sen sabırsız ve huzursuz moddasın. Sabırlı ve huzurlu olduğumuzda o dürtüsel tepkileri vermeyiz. Hikâyesinde biriyle gördüğümüzde hemen bir şey yazmayız. "Şuraya mı gittin, ne yapıyorsun?" demeyiz. Bunlar, tam da seni özlemeye başlayacağı anda onun bu duyguyu yeniden bastırmasına neden olabilir. Burada amacım onun seni özlemesini sağlamak değil, senin bu döngüden çıkmanı sağlamak.
Bu bir bağlanma stili, bozukluk değil. Kaçınganı kötü, kaygılıyı iyi görmeye eğilimliyiz ama kaçıngan kadın da çok, kaçıngan erkek de. Kaçıngan bağlanan korkuyor mu, istemiyor mu yazısında bunu ayrıca konuşmuştuk.
Kaygılı ve kaçıngan neden farklı zamanlarda toparlanır?
İki tarafın geri dönme süreleri farklıdır. Kaygılı bağlanan fevridir, hemen aksiyona geçer. İlişkide kendini kaybedebilir. Kaçıngan ise ilişkide kendisi gibi olamaz. Bu yüzden ayrılıktan sonra acıyı bastırıp kendi özgürlüğüne daha hızlı döner, çünkü özgürlüğüne hasrettir. Sonra vakti geldiğinde o acı ortaya çıkar.
Kaygılı bağlanan ise acıyı bastırmaz, şoku en başta yaşar. Bu yüzden farkındalığı daha yüksek olan da odur. Beş altı ay sonra o yaklaşma uzaklaşma döngüsünde kendini ne kadar kaybettiğini fark etmeye başlar. O altı ayda kendinle ilgili doğru çalışmaları yapacak, o duygularla yüzleşeceksin. O an sana iyi gelecek şey ona yazmak değil. Acıyı bastırmadan, derin yaşadığı için kaygılı bağlanan yolun sonunda kaçıngandan daha güçlü ve özgür olabiliyor. Kaçıngan pişman olup geri geldiğinde de köprünün altından çok sular geçmiş olabiliyor.
Kaçınganların daha güçlü olduğunu söyleyen arkadaşım bunu anlayınca bana şunu dedi: "Ben bu ilişkide gerçekten kendimi kaybetmişim. Zihinsel enerjimin yüzde sekseni ilişkiye gidiyormuş." Kaygılı bağlananlar böyledir arkadaşlar.
Kaçıngan da ilişkide kendini kaybeder ama başka türlü. Biri karşı tarafı merkeze koyduğu için kendini kaybeder, diğeri kontrol ve domine edildiğini hissettiği için kendisi gibi olamaz. Karşında yoğun kaygılanan biri varsa, kontrol altında hissetmek o kaçıngan adamı ya da kadını yormuş olabilir. O yüzden onun kendi doğasına çok müdahale etme. İçine kapanıyorsa bırak kapansın, çok deşme. Kırıldığı şeyleri kolay kolay ifade etmez. Zamanla ifade ettirebilirsin ama bunun için güveni iyi tesis etmen ve sevgini iyice hissettirmen lazım.
Ayrık otu mu suluyorsun, çiçeği mi?
İki ay oldu, üç ay oldu: Özlüyor mu, unutuyor mu? Bu aylarda hayatını yeniden onarma, inşa etme aşamasına girmeye başlarsın. Özlemin azalır, merakın da azalır. Ama beşinci, altıncı aya kadar sürekli onun hikâyeleriyle, anılarla o döngünün içinde kalırsan, bir bahçedeki ayrık otlarını sulamış olursun. Sulandıkça büyürler. Oysa bu dönemde güzel çiçekleri sulamalısın: kendinde ihmal ettiğin tarafları. Bu soruya takıldığın için o doğal akışa izin vermiyorsun. Bu döngüyü birini düşünmeyi bırakamıyorsan yazısında da konuşuyoruz.
Hayatın tek ayaklı bir sandalye mi?
"Erdem içim yiyor, ne yapmam lazım?" Hayatını bir sandalye gibi düşün. Çok sevdiğim bir metafordur. Arkadaşlıkların, işin, ilgilerin, kendinle kurduğun ilişki. Bunların her biri seni taşıyan bir ayak. Bütün ağırlığı sadece partnerinin üzerine verirsen, o soğuk davrandığında, yazmadığında sallanmaya, savrulmaya başlarsın. Hayatını tek ayaklı bir sandalyenin üzerine kurarsın. Bütün düşüncelerin o ayağın etrafında döner, sürekli terk edilmekten korkarsın. Bu güvenli bir ilişki dinamiği değil.
Birçok insan farkında olmadan hayatının diğer alanlarını ihmal ediyor. Ayrılıktan dört beş ay sonra sandalyenin diğer ayaklarını yeniden görmen, onları onarman gerekir. Belki kariyerine yeniden odaklanırsın, spor salonuna dönersin, ihmal ettiğin arkadaşlarını, aileni, kedini, köpeğini yeniden hayatına alırsın. Kaygılı arkadaşlarımın hayatı ihmal ettiği her şeye döndükçe canlanır. Ayrılık sonrası güçlü durmak da buradan başlıyor.
Kaçıngan pişman olduğunu nasıl belli eder?
Bu süreçte kaçıngan daha iyi hissetmeye başlar, hobilerine yönelir. "Ne kadar rahat, ne kadar güçlü" dediğin hal bu. Ama o, ilişkide bastırılan tarafını yaşıyor. Önce kendini yaşıyor, sonra seni düşünmeye gelecek. Altı yedi ay sonra kaygılı bağlanan bağımsız hissederken, kaçıngan aynı bağımsızlığı hissetmeyebilir. İçinde sinek vızıltısı gibi tatlı bir kaşıntı, hayatında bir şeyin eksik olduğunu fark etmeye başlar. Güç dengesinin değiştiği dönem budur.
Kaçıngan pişmanlığını asla söze dökmez, davranışlarıyla belli eder. Kırıntı mesajlar atar: "Bu şarkıyı duyunca aklıma geldin." "Rüyamda seni gördüm." İçinde ne özür vardır ne duygu, ama kapıyı aralık bırakır. Uzaktan izler. Hikâyene ilk bakan odur, eski fotoğrafını beğenir, ortak arkadaşlara seni sorar. Bahaneler kurar: "Sende bir eşyam kalmıştı." Hafifçe sorumluluk alır: "O zaman ben de doğru durmadım." Küçük bir cümle ama onun için büyük bir adımdır. Kaçıngan erkek pişman olur mu yazısında bunu detaylı anlatmıştım.
Kaygılı bağlanan ise pişmanlığını saklamaz. Doğrudan, yoğun ve hızlı gösterir. Uzun mesajlar, özürler, "tekrar başlayalım"lar. "Hata bendeydi, hepsi benim yüzümden" diye kendini suçlar. Cevap gelmese de yazmaya devam eder, sesli mesaj atar, ortak arkadaşlara ulaşır. Ama bu gergin dönemde bunları yaptığında, tam kendisi olmaya çalışan kaçıngan yeniden kaçmaya başlar.
Bu konuyu daha detaylı dinlemek istersen videosunu buradan izleyebilirsin.
