top of page

Onu Aşırı Düşünmeyi Bıraktığın An Çekimin Başlıyor: Cool Davranmak Soğukluk Değildir

2 gün önce
5 dakikada okunur

İnsanlar daha biriyle tanışmadan, onu hayal ederek, onunla ilişki yaşama ihtimalini düşünerek bağlanıyorlar arkadaşlar. Bunun bir ismi de var, ona sonra gireriz. Ama birini düşünmeyi bırakamadığın zaman çok kötü bir şey oluyor, biliyor musun? Birçok kişi "Bu aşk, bu bağ, bu çok özel bir şey" diye kendini kandırıyor. Ama bu gerçekten bir aşk olsaydı seni bu kadar güçsüzleştirmezdi. Karşılıklı olurdu. Çünkü sevgi, ilişki, aşk insana iyi gelir, seni yükseltir. Toksik değildir.

Senin ise belki şu anda için daralıyor. Belki bir dönem konuştun, belki bir ilişkin oldu ama hâlâ onu düşünerek, ondan kopamayarak telefonuna bakıyorsun. Belki bir işaret vardır, belki eklemiştir diye. Sonra bir bakıyorsun, "Acaba bunu bana mı gönderdi?" diye düşünüyorsun. Sonra kendine kızıyorsun: "Niye hâlâ düşünüyorum? Bu girdaptan niye kurtulamıyorum?"

Onu düşünmek sevginin kanıtı mı?

Burada çok kritik bir gerçeği netleştirelim. Onu düşünmek onu sevdiğinin kanıtı değil. Onun sana yaptığı küçük jestler de seni sevdiğinin kanıtı değil. Çoğu zaman neyin kanıtı biliyor musun? Kontrolünü kaybettiğinin. Ve kontrolünü kaybederek kimseyi etkileyemezsiniz arkadaşlar.

Bunu söylüyorum çünkü etkilemeyi seviyoruz ya. İlişkide çekim gücümüz artsın istiyoruz. Oysa biri benden etkilenmiş, onu çekmişim, çekici olmuşum, hiç umurumda değildir. Bunun umurunda olması, nasıl söyleyeyim, kendi benliğine hakaret. Senin benliğin bir taktik uygulamadan da çekici olduğuna inanmalı.

Sana çok rahatsız edici bir şey söyleyeceğim. Onu düşünmeyi bıraktığın an onu kaybetmezsin. Kontrolünü geri alırsın. İşin ilginç tarafı, kişi sana adapte olmaya başlar.

Cool davranmak ne demek?

Kontrolünü geri alan insan dışarıdan cool görünür. Ama bu coolluk çok yanlış anlaşılıyor. Cool olmak umursamazlık değildir. Duyarsız olmak değildir. Oyun oynamak değildir. Toplum hep "Cool ol, havalı ol" diye empoze eder. Bunun asıl adı kendini hizalamaktır.

Bence insanların ilişkilerde, hele ki flört ettiğinde, bir ilişki başlatmak istediğinde kendini hizalamakla, düzenlemekle ilgili bir problemi var. Birinin etkisi altına, çekimi altına çok kolay giriyor ve sonra ona karşı çekici olmak istiyor. Mantık burada hatalı. Birinin etkisi altına girerek çekici olamazsın. Çekici olmak istiyorsan önce güçlü olmalısın. Duygusal olarak bunu kastediyorum. Enerjin onun duygusuna muhtaç olmamalı.

Cool olmak; takmamak, soğuk olmak, duyarsız olmak, hissetmemek gibi algılanıyor. Bunlar aslında bastırmadır. Bastırdığınız her şey daha güçlü geri döner. Onun yanında, onu gördüğünde belki daha çok heyecanlanırsın. Gerçek coolluk, düşünce geldiğinde, onu gördüğünde ona kapılmamaktır. Duygu geldiğinde duyguya göre, dürtülerine göre davranmamaktır. Trip atmak, tepki vermek yerine cevap verebilmektir. Kendi eşiğine, kendi alanına geri dönebilmektir.

Arkadaşlar, bu döngüden nasıl çıkarız? Bugün bunu anlatacağım. Zihinde çalışan bir sistem var ve bu sistem sizi geri plana itiyor.

Zihin boşluğu neden onunla dolduruyor?

Birinci nokta arkadaşlar: Zihin boşluk sevmez. Hayat da boşluk sevmez. Boşluk olduğu andan itibaren onu bir şeyle dolduruyoruz. Bir ilişkin var ve zihin şuna alışıyor: Gün içinde biri var. Ya da biriyle flört ettin, bir ilişki yaşadın, bitti. Bu bütün ayrılıklar için geçerli. Mesaj atılan biri, paylaşılan bir alan var ama ilişki bittiğinde bu alan boş kalıyor. Zihin o boşluğu onu düşünerek dolduruyor. Kendi kendini zihninde doyuma ulaştırmaya çalışıyorsun.

Yani bazen onu özlediğin için düşünmüyorsun. Zihin alıştığı düzeni kaybettiği için o düzeni tekrar hissetmek adına onu düşünüyor, dönüp duruyor. Ama zihindeki bu boşluk, çamurda patinaj yapan bir araba tekerleği gibi seni olduğun yerde bırakıyor. O yüzden momentum kazanamıyorsun.

Peki ne yapacaksın? Boşluğu faydasız bir düşünce yerine faydalı bir düşünceyle doldurman çok önemli. Story'lerine bakmak, ne yaptığını düşünmek, mesajlarına anlamlar yüklemek ya da "Neden böyle yapıyor?" diye düşünmek yerine boşluğu faydalı bir şeyle doldur.

İlişkideki eşiğin sana ne öğretti?

İkinci nokta: İlişkideki eşiğiniz çok önemli. Ne demek istiyorum biliyor musun? İlişkide o kadar vericiydin ki hep sen verdin. Hep enerji verdin, idare ettin, sabrettin. Karşı tarafa o kadar değer verdin ki "Benden zaten vazgeçemez" diye düşündü. Bunu ona sen öğrettin.

Tekrar seçilmeyi beklemek öz değerini nasıl sallar?

Üçüncü nokta: Tekrar seçilmeyi beklemek. Birinin seni seçmesini bekliyorsan öz değerin sallanır. Sürekli onu düşünürsün, sürekli senaryolar kurarsın, sürekli kendini sorgularsın. Ama aslında düşündüğün şey o kişi değil, kendinle ilgili bir boşluk. Birçok görüşmede hep aynı noktaya geliniyor: Bizi seçmeyen kişilere bağlanıyoruz.

O seni seçseydi senin için emek verirdi, yatırım yapardı, enerji verirdi. "Beni niye seçmedi? Beni seçecek mi?" beklentisinde kalırsan onun sınırlarını talep ederek, beklenti içinde zorlamaya başlarsın. Bu şuna benziyor: Biri yemek yemek istemiyor. Sen gidip bir paket yemek alıyorsun. "Bak senin için pizza aldım, hadi gel ye." "Yemek istemiyorum" diyor ama bu sefer tatlı alıp götürüyorsun. Devamlı zorluyorsun. İlişkide de bazı arkadaşlar bunu yapıyor. Seçilmek için daha talepkâr oluyor, daha işe yarar hale gelmeye çalışıyor.

Birisi sana kapıyı kapattıysa o kapıyı tekrar çalıp "Beni içeri niye davet etmiyorsun?" demek kendi öz saygına hakarettir. Kendi kapını ona kapatıp kendi alanında mutlu olmayı öğrenmek aslında bu kadar zor değil.

Onu düşündüğünde kendinde ne eksik hissediyorsun?

Sana minicik bir pratik vermek istiyorum arkadaşım. Şu soruyu içinden sor: "Onu düşündüğümde kendimle ilgili eksik ne hissediyorum? Kendimin hangi parçası kopuk gibi geliyor?" Cevap genelde şunlardan biri olur: "O beni tamamlayan bir tarafımdı." Yetersizlik mi? Seçilmemişlik mi? Değersizlik mi? Yalnızlık mı? Çalışacağın yer tam da orası.

Bir düşün bakalım: Onun varlığı seni gerçekten tam ve bütün yapıyor muydu? Sen onsuz hep öyle miydin? Hayata onunla mı merhaba dedin? Varlığı seni yonttu mu, toksik hale mi getirdi? Bunu fark etmen lazım.

Cool dediğin insanlar için içinden "Takmıyorlar" diyorsun. Hayır, mesele takmamak değil. Olay ne biliyor musun arkadaşım? Düşünce geldiğinde harekete geçmiyor. Arama duygusu, özlem duygusu geldiğinde kendini kaybetmiyor. Boşluğu eski kişiyle değil kendisiyle dolduruyor. Kendi benini büyüterek o boşluğun kaybolmasını sağlıyor. Sen ise o kadar sıkı kavradın, bırakmıyorsun ki ellerin kanamaya başladı.

Düşünce geldiğinde ne yapmalısın?

Düşünce geldiğinde ne yapacağız? Sosyal medya dürtüsü gelince, "Yazsam mı?" dediğinde bunu nasıl durduracağız? O kişi aklına geldiğinde önce şunu sor: Zihnini yüzde kaç oranında meşgul ediyor? Çalıştığım kişilere bunu sorduğumda genelde yüzde 60, 70 diye bir oran geliyor. Düşünsene, zihnimin içinde kendimle ilgili yapabileceğim o kadar faydalı seçenek, olasılık varken birini oraya almışım ve enerjimin yüzde 70'ini, 80'ini ona veriyorum. Hayatından aldığın tek keyif o adam mı, o kadın mı?

"O zaman onu durdurmam lazım" dersen bu en büyük hata olur. Çünkü bir düşünceyi durdurmaya çalıştıkça zihin onu daha önemli sanıyor. O kişinin aklına gelmesi ona bağlandığın, onsuz yapamadığın anlamına gelmiyor. O düşünceyi durdurman gerektiği anlamına da gelmiyor. Diyelim ki bir an aklına geldi. Şu an bir şey yapman gerekmiyor. Geldi ama o düşüncenin içine binme. Binip onunla ilgili hayallere daldığın an bir eylem yapıyorsun.

Oysa düşünce eyleme eşit değildir. Düşünce sadece düşüncedir arkadaşım. Düşündüğün her şeyi eyleme geçirmek zorunda değilsin. O düşünce gelecek ve geçecek. Gökyüzünde bulutlara bakmak gibi. Tek bir buluta takılma, geçmesine izin ver. İşte o anda sistem çatırdamaya başlar.

90 saniye kuralı nedir?

Ama henüz tam kıracağımız noktaya gelmedik. Düşünmeyi bırakmak istediğin o kişi aklına geldiğinde kendine şunu söyle: "Buna 90 saniye süre tanıyorum." Telefonu eline alma, mesaj yazma, profiline bakma. Sadece bekle.

Birinin profiline bakıp onu stalklamaya başladığında ne oluyor biliyor musun? Bazılarınız "Bırakmıyorum değil, sadece bilgi almak için bakıyorum" diye kendini kandırıyor. Aslında duygusal olarak bağlanmaya devam ediyorsun. Engellemek zorunda değilsin ama bakma, stalklama. Duygusal dalgaların çoğu bu yüzden oluyor. Nötrleştiğinde, artık bir şey hissetmediğinde bakabilirsin. O yüzden bu dürtü geldiğinde 90 saniye kuralını uygulayın arkadaşlar.

Arafta kaldığınızda bazen "Yazayım, ne olacak?" diyorsunuz. O anda belki kendini kandırıyorsun. Yazınca o an rahatlarsın, sıkıntı yok. Ama sana istediğin cevabı vermediğinde, bekledikçe, hemen cevap gelmedikçe güç kaybetmeye başlıyorsun. Rahatlamak için yazmak yerine rahatlamak için beklerim. Beklemek ve sessiz kalmak yazmaktan çok daha önemli bir adımdır. İlk başta zor gelir ama sistemini hem görüntü hem iç anlamında tamamen değiştirecek.

Yazma dürtüsü geldiğinde ayağa kalk. Odanı değiştir. Yürümeye başla. Dışarı çık, aromalı bir kahve al. Ya da evde yap, yanına bir şey al, bir kitap oku. Zihin mekânla birlikte mod değiştirir arkadaşlar. Birini zihninizden göndermek istiyorsanız mod değiştirmek için mekânları kullanabilirsiniz. Bu küçük hareketler sende büyük bir kırılma yaratacak.

Boşluğu neyle doldurmalısın?

En çok yapılan hata, boşluğu o kişiyle, eski kişiyle doldurmak. Bu çok önemli. Boşluğu zaten sana acı veren biriyle doldurma. Çünkü boşluğu doldurmak için bilinçaltın o kişiyi zaten getiriyor. "O zaman başkasını bulayım" diyebilirsin. Başkasıyla meşgul olmak o süre içinde kendini oyaladığın için o kişinin açtığı çiviyi gevşetir, unutmanı sağlar.

Ama boşluğu şöyle doldurmak iyidir: Sen nerede kaybolmaya başladın? Senin derinliğin, senin alanın neydi? Bu kişi bu kadar kısa sürede seni sen yapacak değil. Senin bir varlığın vardı. Bunu tekrar hatırlaman gerekiyor. Kendinizi hatırladıkça, güçlendirdikçe, güncelledikçe o kişiyi, onu sahiplendiğiniz o ipleri bırakmanız çok daha kolay olacak.

Bu konuyu daha detaylı dinlemek istersen videosunu buradan izleyebilirsin.

İlgili Yazılar

Hepsini Gör

ERDEM TAŞKINSU
 

Kendini Güncelle markasının kurucusu olan Erdem Taşkınsu, İstanbul Üniversitesi'nde Sosyoloji, Anadolu Üniversitesi'nde ise Sosyal Hizmetler Danışmanı bölümlerinden mezun olmuştur.
Atılım Üniversitesi’ndeki Aile Danışmanlığı programını başarıyla tamamlayan Erdem, önemli isimlere iş ve ilişki danışmanlığı yapmanın yanı sıra, geniş kitlelere yönelik öğretici konuşmalar düzenlemektedir. Atılım Üniversitesinde "Temel Koçluk ve  Mentorlük " dersleri vermiştir. 

YouTube/@erdemtaskinsu kanalındaki videoları 43 milyondan fazla izlenmiş olup, Milliyet gazetesinde ilişkiler ve kişisel gelişim üzerine yazıları yayımlanmaktadır.

ERDEM HAKKINDA DAHA FAZLA BİLGİ 
 

Ofis :

0 505 260 95 96

Takip

  • Instagram
  • Youtube
  • Facebook
  • X
  • TikTok
  • LinkedIn

Email 

bottom of page