top of page

Çekici Kadınların Ayrılık Sırrı: Kendini Özletecek Şekilde Hızlı Unutmak

3 gün önce
7 dakikada okunur

Ayrılık anlarında çoğumuz sevdiğimiz kişiyi düşünmemeye çalışırız ama düşünmeden de edemeyiz. Telefonu aldığında o gelir aklına, gece yattığında o gelir aklına. En çok da gece gelir. Çünkü sohbet etmişsinizdir, birlikte güzel vakitler paylaşmışsınızdır, değil mi?

Şu da var: Birini çok düşündükçe davranışlarınla, hareketlerinle, story'lerine bakmanla, ondan bir cevap beklemenle bile karşı tarafı kendi üzerinde yükseltirsin. Bu çok da gözle görülmez bir şey demeyeyim, davranışlarına yansır. Bir konuşma, bir muhabbet olur, sen telefonu hevesle açarsın. "Sana muhtacım" enerjisiyle açarsın. Burada amaç bir taktikle onu kazanmak değil. Ama bu seni yine bağımlı bir ilişki döngüsüne sokar. Belki de karşındaki adam ya da kadın hayatına gerçekten iyi gelmeyen biri. Bilinçli zihninle bunu biliyorsun. Ama şuran, yani kalbin, onun sana iyi geldiğini sanıyor.

Neden düşünmemeye çalıştıkça daha çok düşünürsün?

Böyle anlarda birini fazla düşünmek istemiyorsanız önce duygularınıza inmeniz gerekiyor. "Onu düşünmek istemiyorum, düşünmeyi bırakacağım" dediğinde çoğu zaman bırakamazsın. Basit bir psikolojik test vardır: "Kocaman hortumu olan pembe fili sakın düşünmeyin" dediğimde ne oldu? Onu düşünmemek için önce düşünmen gerekir. Bir şeyi yapmamak için irade gösterdiğimiz her şey bilinç dışında bize direnir. "Düşünmek istemiyorum, başka şeye odaklanacağım" diyerek engellemeye çalışırsın ama irade gösterdikçe bu irade senin tersine çalışır.

Sigarayı bırakmak gibi. Ben sigara içmiyorum ama çoğu insan içtiği için buradan örnek veriyorum. Tiryaki yanlış olduğunu, sağlığına zararlı olduğunu bilir ama refleks olarak kendini yine sigara içerken bulur. Sen de bir bakmışsın adamı stalklarken bulmuşsun kendini. Ne alaka? Sana o kadar kötü davranmış. Bilinçli zihnin biliyor ama duyguların onun sana iyi geldiğini, iyi hissettirdiğini sanıyor. Evet, iyi de hissettirebilir. Sigara da birçok kişiye o anda rahatlama sağlıyor olabilir.

İyi hissettiren her şey doğru mudur?

İyi hissettiğimiz her şey doğru değildir. Bilinçaltında şöyle bir kural var: "İyi hissediyorsa doğrudur." Fazla düşünmeyi bırakmak için önce şunu bilmelisin: İyi hissettiğim her şey doğru değil. Alkol içiyorsundur, o sırada sana çok keyif veriyordur. Ama bu, o şeyin sana iyi geleceği anlamına gelmez. Ciğerlerin iflas etmiştir, hâlâ içiyorsundur. İyi hissetmek doğru bir şey yaptığın anlamına gelmez. "İyi hissettiriyorsa iyidir" mantığı yanlış bir mantık.

Hissettiğin şeyin doğru olup olmadığını düşünmen çok önemli. "Evet, şu anda bu hissi hissediyorum. Onun yalnızlığını hissediyorum. Onunla olsam belki şu an keyifli olabilirdi. Ancak bu doğru muydu? Yolun sonu neydi? Bana nasıl davranıyordu?" Bunları sorgulamadan, onun geçmişte sana iyi hissettirdiği zamanlara gidiyorsun. Geçmiş zamanda yaşıyorsun.

Birini neden sondan başa düşünmelisin?

Birini düşündüğünde baştan sona değil, sondan düşünmelisin. Bu konu özellikle son iki aydır çok gündemime geliyor, bu yüzden bunun üzerine konuşmak istedim. Algoritmaya ters de olsa topluluğumuzda böyle bir ihtiyaç olduğunu düşündüm.

Son noktadan düşünün. O ilgi zaten başkasına gitmişti. Sen zaten onun ilgisinde değildin. O zaten flört etmeye başlamıştı. Artık kendini kandırma. "Ama onunla ne güzel zamanlar yaşıyordum. Bana şunu yapmıştı." Ne zaman yapmıştı? İlişkinin en başında. "Ama iyi biriydi." Bunlar ne biliyor musun? Kendi kendine rasyonelleştiriyorsun. Rasyonelleştirerek kendini kandırıyorsun. Onun sana iyi geldiği konusunda kendini sarhoş ediyorsun.

Fazla düşünmek istemiyorsan onu gerçekler üzerinden analiz etmelisin. Duygu sana iyi hissettiriyor diye o kişinin doğru olduğunu sanarsan beyninin illüzyonuna kapılırsın. Bu yüzden birini düşünmeyi bırakmak istiyorsanız onu düşünmemeye çalışmamalısınız. Bırak o düşünceler gelsin. Ama sadece sana yaşattığı olumlu şeyler değil, sana eksik hissettirdiği, değersiz hissettirdiği, kırıp hırpaladığı anlar da gelsin. Güzel noktaları olabilir, ama sana yaşattığı eksiklikler, değersizlikler de var. Bütün düşünceler serbest bir akışla gelsin. Onu düşünmeyi bırakmak istiyorsan önce düşüncelerini gözlemlemen, gerçeği alman, gerçekleri görmen, uyanman gerekiyor. Direnmediğin şeyin gücü kırılır. "Düşünmek istemiyorum, dikkatimi başka şeye veriyorum" dersen düşünce yine gelir. Çünkü o duyguyla sözleşmeni yapmadın. O duyguyu hissetmedin, neden geldiğini anlamadın.

Ayrılığın bıraktığı boşluğu neyle dolduruyorsun?

İkinci yolumuz çok önemli: Birini çok düşündüğünde duygularını anlamak. Biri gittiğinde içinde ne oldu? Bir boşluk açıldı, değil mi? Belki cuma akşamları planların belliydi. Belki sabah kahveyle rutin mesajlaşmalarınız vardı, o günaydın mesajı hoşuna gidiyordu. Belki günün yoğunluğunda akşam arıyordu. Şimdi bir boşluk kaldı.

Sana sistemik bir kural söyleyeceğim: Zihin boşluğu sevmez. Sistem de boşluğu sevmez. Zihin belirsizliğe ve boşluğa tahammül edemez. Bu boşluğu, o an sana iyi geldiğini sandığın hisleri hayal ederek doldurursan, "Şöyle yapıyorduk, böyle yapıyorduk, aslında şöyle bir adamdı, birbirimize göreydik, o kadar yıl emek verdik" diye düşünürsen, güzel bir duygu hissediyor gibi olursun ama ortada hiçbir şey olmaz. Zihninde kendi kendini tatmin edersin ve o düşünce boşluğu büyüterek içindeki yarayı açmaya devam eder.

O boşluğu eski sevgilinle yaptıklarınızla ya da "Şimdi ne düşünüyor acaba? Başkalarıyla konuşuyor mudur?" gibi düşüncelerle doldurmak yerine, o an hangi duygunun içinde olduğuna bak. Sana kötü gelen duygularla yüzleşmen, o hissi hissetmen çok daha önemli. Çünkü kendi kendini uyutmayacaksın. Eğrisiyle doğrusuyla ilişkideki puzzle'ın bütün parçalarını hatırla, sadece iyi noktaları değil.

Acı çekmeden unutmak mümkün mü?

Bir ayrılık yaşıyorsanız bir yas süreniz olsun. Kişisel gelişimde "Hüzünlü arabesk şarkılar dinlemeyin" diye bir şey vardır. Böyle amatör, "Pozitif olalım" kişisel gelişimi. Arkadaş, hüzünlü arabesk şarkıyı da dinle. O andaki duyguyu kanlı canlı yaşatan, seni ağlatan ne varsa dinle ki oradaki sağaltımı sağla. Bunun için EFT tekniği yapmana gerek yok. O yas sürecinde sana iyi gelen neyse o.

İnsanlar unutmak istiyor ama "Mümkünse acı çekmeden, canım yanmadan unutayım" diyor. Tam da bu arayışta olduğun için unutamıyorsun. Bırak, acı çektikçe, seni acıtan o duyguyu hissettikçe içindeki o irin akacak arkadaşım. Sonra ne olacak biliyor musun? O bitmek bilmeyen stalklama halin var ya, bir bakmışsın o duygu boşalmış. Bir süre sonra stalklamayacaksın.

Zihnin boş kaldığında bir dopamin kaynağı, bir haz, bir keyif kaynağı arıyorsun. O sırada kendine güçlü telkinler yapman çok önemli. "Onu bırakmak istiyorum, düşünmek istemiyorum" değil. "Bana iyi gelmeyen, iyi hissettirmeyen, bana sahte bir merak veren kişiyi düşünerek kendimi kandırmayı bırakıyorum" demelisin. Doğru cümleler önemli, kendine doğru yaklaşman önemli. Bu sana keyif vermiyor. Sahte bir dopamin vaadi var ama gerçek bir keyif yok. İşte bu noktada senin o muhteşem, muazzam dişil enerjin devreye girmeli. Erkek arkadaşım, senin de eril enerjin.

Seni ona hatırlatan mekanlarla ne yapmalısın?

Böyle insanlara şunu öneriyorum: Önce yas sürecini atlat. Her an bir ilişkide olmak zorunda değilsin. Üç dört ay kendi kendine kal ve kendini şarj et.

"O mekan bana onu hatırlatıyor" diyorsunuz ya. Bana da çok hatırlattı arkadaşlar. Vakti zamanında ayrılık acısı yaşadığım yerler oldu. Ben ne yaptım? O mekanlara gerçekten sevdiğim insanla tekrar gittim. Eski sevgilimin yaşattığı duyguların çapasını çökerttim. Sana çok hatırlatıyorsa şimdilik oralara gitme. Ama güçlenip yeni biriyle tanıştığında o mekanlara tekrar git, oranın enerjisini yeniden şarj et. Bu işin aslı çapa çökertmedir. Bunun zihinsel yöntemleri de var, kişiye göre değişiyor, şimdi oraya giremiyorum. Kafanda da yapabilirsin ama en somut teknik budur. Ama bu "Çivi çiviyi söker" değil. Önce hazır olmalısın. Önce yasını tutmalı, kendine gelmeli, kendini geri getirmeli, kendi hayatına geri dönmelisin. Ondan sonra göreceksin, hatırlamıyorsun bile.

Değerin kaynağı kim?

Belki o ilişki boyunca güzel enerjini, şefkatli sevgini, emeğini sürekli ona yatırdın. Fedakarlık yaptın. Onun sana bağlanmasını beklerken belki de sen bunları yaparak ona bağlandın. Demek ki bu işte değer senden akmış. Kaynak sen olduğun müddetçe, bir başkası sana bunu vermediği müddetçe karşındaki ne kadar önemli olabilir? Bitmek bilmeyen emeğini, enerjini sen ona verdin. Kaynağın kendisi sensin. Böyle bir kaynak olduktan sonra onun hayatında ne kadar önemi olabilir? Bunlar çok güçlü sorulardır.

Karşındakini değerli yapmaya çalıştıkça değerli olacağını sandın. Oysa değerin kendisi sensin. Bu senin gönlünden akan bir şey. Onun ilişki kurduğu kişiler sana nasıl kendini değersiz hissettirebilir ki? Her şey bir perspektif. Bu örneği verdim çünkü "Fedakarlık yaptım, emek verdim" noktası kadınlarda daha fazla oluyor, ama erkeklerde de çok var.

Boş kalan saatleri nasıl geri alırsın?

O boş kalan saatleri artık kendine verme vakti geldi arkadaşım. Enerjini, zamanını keyifle kendine vermenin vakti. Hayatında varmış gibi görünen ama artık olmayan o kişinin senin tahtına oturmasına izin vermeden sabah rutinini değiştireceksin. Belki onun günaydın mesajını bekleyerek uyanıyorsun. Uyanır uyanmaz sana iyi hissettiren, güç veren en sevdiğin müzikle alarmını aç. Burada bir şeyin yerine başka bir şey koyma metodunu kullanıyoruz. Sana onu hatırlatan ne varsa yerine başka bir şey koyacaksın. Göreceksin, yirmi bir günden sonra o durgun, depresif ritüel dağılacak.

Duygularını yok sayma, erteleme. Stalklayarak kendine geçici, suni bir haz, bir merak veriyorsan hâlâ onda bağın var demektir. Duygusal ve ruhsal anlamda boşanamamışsın demektir. Tekrar stalklıyorsan bırak, kötü hissedişini hisset. Ona bakmak sana daha iyi bir enerji vermeyecek. Onun yokluğunu, boşluğunu hissettikçe o irin akacak. Yıllardır ertelediğin eğitime başla. İhmal ettiğin arkadaşlarınla kahve programları yap. Kitap okuma zamanlarını ayarla. Kendi hayatının merkezine kendin gel.

Bu kısacık dünyada şunu düşünün. Yaşınız kaçsa, otuz yıl sonrasını düşünün ve o halinizle şu anki halinize bakın. Ben kendime bakıyorum, otuz yıl sonra yetmiş yaşındayım. Yetmiş yaşında buradaki konumuna bak. Ne önemi var? Hiçbir önemi yok. Bu tarz şeyleri inanın kendi kafanızda çok büyütüyorsunuz.

Gece aklına hangi sahneler geliyor?

Zihnimizin oynadığı oyunlardan biri de şu: Geceleri aklına gelen sahneler seni değersiz, ağır kötü hissettirdiği sahneler mi, yoksa ilk baştaki romantik yürüyüşler, sürprizler, sana attığı ilk mesajlar mı? Başta dedim ya, tabii ki güzel anlar gelebilir. Özlem en çok o güzel anlarda ya da ortak noktalarınızı yaşadığınızda gelir. Beyin bu tür ayrılıklarda güzel şeyleri hatırlar, kötü ayrılıklarda kötüleri.

Bir arkadaşım vardı. "Sen nasıl bu kadar iyi unutuyorsun?" dediğimde "Hep eksik ve kötü noktalarını düşünüyorum" demişti. Böyle uzaklaştırmıştı. Ama bu da çok sağlıklı değil. İyiyi de hatırla, kötüyü de. O güzel duygular da senin duyguların. Ama birini hatırlarken diğerini hatırlamamazlık yapma. Böyle anlarda ilk zamanlardan değil, sondan başa gidin. Sondan başa gidip sonra tekrar sona gelin.

Böyle olduğunda gerçekten ayılıyorsun ve diyorsun ki: "Ben ona bu kıyafetleri giydirmişim. Aslında düşündüğüm gibi biri hiç değilmiş." Birini düşünmekten ne zaman vazgeçiyorsun biliyor musun? "Hiç de düşündüğüm gibi biri değilmiş" kanısına vardığında. "Bu filmi kafamda ben oynatmışım, bu elbiseyi ona ben dikmişim." Baktığında "Bu benim eserim" diyorsun. O kişi ona giydirdiğin elbiseye göre biri değil. Bu seninle ilgili bir şey. Düşündüğün gibi biri olmadığını anladığında zihinsel ve duygusal olarak ondan ayrışmaya başlıyorsun.

Onu idealize etmeyi nasıl bırakırsın?

Bununla ilgili basit bir pratik vereyim. Zihnin seni bu illüzyona götürdüğünde, romantikleştiğin zamanları, o güzel keyifli anlar geldiğinde fark et. Puzzle'ın tamamını görmeye niyet et. Zihninden değil, fiziksel olarak eline bir kağıt kalem al. Gerçekleri filtreden geçirmeden, rasyonelleştirmeden, acımasız bir şekilde yazmaya başla. Bu ilişki neden bitti? Seni ne kadar yordu? Hangi anlarda kendini yetersiz, ihmal edilmiş, ilgi görmemiş, hatta sıradan hissettirdi? Hangi sözleriyle kalbini en çok kırdı? Hangi davranışlarıyla, hangi flörtleriyle, yakaladığın, gördüğün hangi şeylerle sana kendini kötü hissettirdi?

Zihnin o adamın ya da kadının ne kadar harika olduğuna kaydığında, yumuşadığını fark ettiğinde, kendi el yazınla yazdığın o gerçekleri açıp tekrar oku. İdealize ettiğin o yalanı somut gerçeklerle yakmaya başlayacaksın. Kimseyi idealize etmeyin arkadaşlar. Herkesi normal mesafede görün. Kimse senin üstünde değil, sen de kimsenin üstünde değilsin.

Bugünlerde bununla ilgili çok çalışma, çok konuşma yaptığımız için bunu anlatma gereği duydum. Umarım birilerine faydalı olmuş, bir şekilde enerji vermiştir.

Bu konuyu daha detaylı dinlemek istersen videosunu buradan izleyebilirsin.

İlgili Yazılar

Hepsini Gör

ERDEM TAŞKINSU
 

Kendini Güncelle markasının kurucusu olan Erdem Taşkınsu, İstanbul Üniversitesi'nde Sosyoloji, Anadolu Üniversitesi'nde ise Sosyal Hizmetler Danışmanı bölümlerinden mezun olmuştur.
Atılım Üniversitesi’ndeki Aile Danışmanlığı programını başarıyla tamamlayan Erdem, önemli isimlere iş ve ilişki danışmanlığı yapmanın yanı sıra, geniş kitlelere yönelik öğretici konuşmalar düzenlemektedir. Atılım Üniversitesinde "Temel Koçluk ve  Mentorlük " dersleri vermiştir. 

YouTube/@erdemtaskinsu kanalındaki videoları 43 milyondan fazla izlenmiş olup, Milliyet gazetesinde ilişkiler ve kişisel gelişim üzerine yazıları yayımlanmaktadır.

ERDEM HAKKINDA DAHA FAZLA BİLGİ 
 

Ofis :

0 505 260 95 96

Takip

  • Instagram
  • Youtube
  • Facebook
  • X
  • TikTok
  • LinkedIn

Email 

bottom of page