Erkekler Neden İlişki İstemiyor? İstediği İlişkiyi Bulan Kadınların Sırrı
Son günlerde şöyle bir kanı oluşmuş durumda: "Son iki üç yıldır erkekler ilişki istemiyor." Size bir şey söyleyeyim, buna zerre kadar katılmıyorum. İlişki isteyen çok erkek var. Hatta bunun, yaptığımız seçimlerin üstünü örtmek için koca bir yalan olduğunu düşünüyorum. Sorulması gereken soru "Erkekler neden ilişki istemiyor?" değil. "Hangi erkekler ilişki istemiyor ve sen neden ısrarla hala onları seçiyorsun? Neden onları ilişkiye geçirmek istiyorsun?"
Hangi erkekler ilişki istemiyor?
Dünyada iki tür erkek vardır, çok basit: İlişki yaşanacak adam ve ilişki yaşanmayacak adam. Bugün kadınların çoğunun düştüğü tuzağı anlatacağım. Sen gidip doğası gereği ilişki adamı olmayan, etrafı kadınlarla dolu, popüler, statüsü çok yüksek, o ulaşılmaz vitrin adamını seçiyorsun. Sonra bu adamdan ilişki yaşanacak sadık bir adam performansı bekliyorsun. Adam seni bırakıp başka birine gittiğinde de "Erkekler ilişki istemiyor" diye isyan ediyorsun.
Arkadaşlarım, erkekler ilişki istiyor. Sadece senin seçtiğin o adam ilişki istemiyor. Çünkü o adam haz arayışında. Sen de onun o anki dopamin krizini, haz krizini çözen maddelerden sadece birisin. Ve maddeler hep değişir.
İşin daha da garibi ne biliyor musun? Bu haz bağımlısı, umursamaz adamları güçlü zannedip peşinden koşarken, sana gerçekten sevgi, sadakat, romantizm verebilecek düzgün, sakin adamlara ezik muamelesi yapabiliyorsun. Bugün burada kendimizle yüzleşeceğiz. Romantik adamlara "sıkıcı" diyebiliyorsun. Sonra statüsüyle, parasıyla, şovuyla belki sana yukarıdan bakan adamın peşinden sürükleniyorsun. O adamın statüsünden etkilenen tek kişi sen değilsin ki. Senin etkilendiğin o statü zaten yüzlerce kadını etkiliyor.
Kendi elinle bir aslan kafesine giriyorsun. Sonra "Bu aslan neden benimle evcilik oynamıyor, neden bana pençe atıyor?" diye kendini kötü hissediyorsun. Bu adamlar için sen tek seçenek olmayacaksın. "Bu adamlar kötü adamlardır, uzak durun" demiyorum. Sadece istediğin uzun süreli, gerçek bir ilişkiyse bunu bu adamlarla yaşayamazsın diyorum. Sonra da "Erkekler artık ilişki istemiyor" demeyin. Bu adamlar istemiyor. Çünkü bireyselliğine düşkün, istediğini zaten elde ediyor. Kendi kafasında "Neden bir ilişkiyle zaman harcayayım ki?" diye düşünüyor.
Gerçek güç neye benzer?
Bir de mafya dizileri var ya. Kadınların bir kısmı da sürekli, kendisine uygun olmayan höt höt, macho, kaba saba adamları alfa zannedip onlara çekiliyor. Gerçekten gücün bu olduğunu mu sanıyorsunuz? Size gücün ne olduğunu anlatayım. Bu, ilişkilerde seçiminizi daha kaliteli yapmanızı sağlayacak.
Kafanızda kocaman bir alfa erkek safsatası var arkadaşlar. Diziler ve benzerleri standartları sürekli yükselttiği için adam hem zengin olsun, hem statüsü olsun, hem alfa olsun, masaya yumruğunu vursun, beni yönlendirsin, ama bir yandan da istediğim her şeyi yapsın, diğer taraftan da eşit olalım istiyoruz. O kadar tutarsız istekler var ki. O adam güç falan değil arkadaşım.
Gerçekten güçlü adamlar dışarıdan ceylan gibidir ama içi aslan gibidir. Hiç de düşündüğün gibi değildir. Mesela dünya ağır siklet boks şampiyonu Alexander Usik. Tartışmasız (undisputed) boks şampiyonu. Hem orta siklette hem ağır siklette bütün unvanları elinde taşıyor. Ringe çıktığında en akıllı dövüşen adamlardan biri. Sokakta nasıl davranıyor biliyor musun? Sağa sola bağırıp çağırmıyor, birini ezerken görmüyorsun. Hele eşiyle olan ilişkisine bir bak. Görüntülerini gördüğünde kadına tamamen prenses gibi davranıyor. Tarzında "Ben alfayım, bana itaat edin" gibi buyurgan ifadeler görmüyorsun bile. Bakıyorsun pembe tişört giymiş. Komik komik danslar yapıyor. Hasta çocuklar için bir bağış gecesinde sahnede soytarılıklar yapıyor, onlarla dans ediyor. Kendini komik duruma düşürmekten zerre kadar çekinmeyen bir adam.
Neden biliyor musun? Çünkü ölümcül derecede güçlü olduğunu hissediyor ve biliyor. Bunu sana, bana, etrafındakilere kanıtlamak zorunda hissetmiyor. Sen ise o gerçek güce sahip, içi dolu, rahat, kompleksiz adamı gördüğünde, belki onu ilk defa duyuyorsun, "Bu ne biçim erkek, hiç ağır abi değil" diyeceksin. Sonra gidip kendi içindeki ezikliği, güvensizliği kapatmak için sağa sola bağıran, hay huy diyen, statüsünü vitrine koyan kişiye aşık olacaksın.
Sonra o "güçlü" adam ne diyor? "Sermaye bende, kapital bende. İstediğimi seçerim. Bugün sen, yarın başkası." Sonra seni bırakıp başkasını seçiyor. Böyle yaptığında kadınların etkilendiğini görüyor. Bu gücü ona sen veriyorsun. Ataerkil düzeni, o hegemonyayı devam ettirdikçe, seçimlerine boyun eğmesi gereken kadınlar oluyor. Bu ataerkil düzene biat ettikçe sen de onun kurbanı oluyorsun. Alfa erkekle ilgili bir bakış açınız varsa gerçek alfayı anlamak önemli. Alexander Usik gerçek alfa. Bu adamlar öyle görünmekle uğraşmaz, zaten öyledir.
Bir ilişkiden gerçekten ne bekliyorsun?
İkinci yüzleşmemiz beklentilerle ilgili. Bir ilişkiden gerçekten ne istiyorsun arkadaşım? Gerçek bir ilişki yaşamak istiyorsan o adamdan sevgi, saygı, romantizm dışında çok şey beklememen lazım. Ama bugün ilişkiler neye döndü biliyor musun? "Beni nereye götürecek? Beni şu yemeğe götürsün. Bana şu takıyı alsın. Arabası şu model olsun. Tatilde şuraya gitmeliyiz."
İçindeki ideal ilişkinin tanımı sana devamlı bir şeyler alan, hesabı devamlı ödeyen, seni lüks yerlerde gezdiren bir adamsa, farkında olmadan kendi kalbine bir kısıtlama getiriyorsun, bir etiket yapıştırıyorsun. O adamın bilinçaltı bunu anında okur. O takıları alan, o yemekleri yediren, seni mekan mekan gezdiren adam içten içe şunu düşünüyor: "Bu kadının sevgisini ve ilgisini paramla ve statümle gayet alabiliyorum." Seni parasıyla ve statüsüyle etkileyebildiğini gören bir adam, yarın senden sıkıldığında başkasını da aynı şekilde etkileyebileceğini çok iyi biliyor. Seni sırt sırta vereceği, omuz hizasında bir hayat arkadaşı olarak görmüyor. Seni koleksiyonunda tuttuğu bir parça, bir eşya gibi görüyor. Belki o koleksiyonun en değerli parçası sensin.
Sonra adam seni aldattığında ya da terk ettiğinde "Bana bunu nasıl yapar? Ona duygularımı verdim, enerjimi verdim, saçımı süpürge ettim" diyorsun. İlişkilerinde kadını zaten bir nesne gibi algılayan ve senin etkilendiğin o güçle bunu birçok kadına yapan bir erkek, sana bunu yapmasın da kim yapsın? Sen ilişkinin temelini duygu üzerine kurmadın ki. İlişkinin temelini alacakların üzerine kurmuş olabilir misin? Bunu bir düşünün.
Bu bir yüzleşme yazısı. "İlişki yaşanacak erkek yok" diyoruz ya, ilişki yaşanacak çok erkek var. Bu söylediğim profilde de çok arkadaşım var, onları da yargılamıyorum. Ligi gereği öyle. Ama o ligde koşturabilmen için senin de o ligde olman lazım. Kastettiğim bu.
Hep veren taraf olmak neden bir erdem değil?
Şu an bazı güzel arkadaşlarımın içinden isyan ettiğini duyar gibiyim. "İyi de ben kimsenin parasında pulunda değilim ki. Hiçbir şey beklemiyorum. Sadece biraz sevgi, biraz saygı istedim, çok mu istedim? Hep alttan alan, hep fedakarlık yapan, saçını süpürge eden ben oldum. Yine de yaranamadım, yine de terk edildim." Öyle mi arkadaşım?
Şimdi sana çok acımasız bir şey daha söyleyeceğim. Senin en büyük hatan tam olarak buydu. "Ondan hiçbir şey beklemedim ve sürekli fedakarlık yaptım" demek bir ilişkide övünülecek bir erdem değil. Bu aslında öz değerini sıfırladığının bir itirafı. Tüm dikkatini buraya ver. Biraz önce devamlı alıcı olanı konuştum, şimdi devamlı verici olan kadını konuşuyorum. Bir ilişkide sınırların yoksa, alma verme dengesini kurmuyorsan, sürekli verici konumdaysan, kendi ihtiyaçlarını yok sayıp onu mutlu etmeye odaklandıysan bu da bir problem. O adamın gözünde bir hayat arkadaşı, bir sevgili olmazsın. Her an cepte olan, ne yaparsa yapsın gitmeyeceğini bildiği, bir seçenek olarak, belki bir anne figürü gibi gördüğü bedava bir duygusal sığınağa dönüşürsün.
Erkeklerden bekleyeceğin şey sevgi, saygı, sorumluluk, enerji. Evet, bunlar ilişkide önemli, bunları beklemelisin. Organik olan şeyleri beklemelisin. Ne kadar organik şeyler beklersen o kadar organik bir ilişki yaşarsın. Ne kadar hormonlu beklentilerin varsa o kadar hormonlu bir ilişki yaşarsın. Kaliteli bir ilişki yaşamak isteyen insan maddi manevi ihtiyaçlarını önce kendinden beklemeli. Önce kendini doldurmalı. Sonra kendi gibi dolmuş birini bulduğunda çok güzel olur. Birbirini kullanmadan, birbirine yük olmadan, sırt sırta veren, birlikte düet yapmayı başarmış ilişkiler olur.
İyi bir ilişki yaşamak istiyorsan önce kendi hayatını yaşamalısın. Birinin birini sevmesi ve o sevgiyi koruyabilmesi için saygı duyması gerekiyor. Biz ilişkide "Ona o kadar çok şey verdim, o kadar fedakarlık yaptım, bu iyiliğimi görüp bana minnet duysun, o da yapsın" zannediyoruz. Hayır, böyle olacak bir şey değil. Sevgi, bu dengeyi kurduğunda olabilecek bir şey.
Olgun sevgi nasıl bir sevgidir?
Ne demek istediğimi çok daha iyi anlamanız için şunu da söyleyeyim. Videolarda ara ara Erich Fromm'un sevgiye bakış açısını anlatırım. İlişkiye bakış açısıyla en sevdiğim insanlardan biri. Şunu diyor: "Daha iyi olanı değil, sana daha iyi hissettireni seçmelisin." Daha ne desin? Çünkü ilişki daha iyi olan biriyle değil, yanında daha iyi hissettiğin biriyle yaşanır. Daha iyi ama huzursuzsun, huzurlu olamıyorsun. Ne yapacaksın? Genç arkadaşlarımız için söylüyorum, kriterlerin çok olursa bir gün hep yalnız kalan tarafta olabilirsin.
Erich Fromm şunu da diyor: "Seni seviyorum çünkü sana ihtiyacım var." Yani ihtiyaçlarından dolayı partnerini seviyor. Bu olgun sevgi değil. Sevgi var ama olgun değil. Olgun sevgi ne diyor? "Sana ihtiyacım var çünkü seni seviyorum. İhtiyaç duyduğum tek şey sevgin." İlişkiyi bu noktaya getirebilmek için senin de kendi seviyeni yükseltmen lazım. "Partnerim benim için neden bir şey yapsın ki? Sevgisinin dışında hiçbir ihtiyacım yok." Onun için de aynısı geçerli olduğunda ilişkiler uzun sürüyor.
Neden benzemek istemeyeceğin adamı seçmemelisin?
Seçimlerinizde çok önemli bir filtre daha var: Benzemek istemeyeceğin adamı seçme. Neden biliyor musun? Yıllar geçtikçe çiftler birbirine benzer. Bunu çok önceki videolarımda da söyledim. Birine yakınlaştığında onunla ilgili iyi, kötü, travmatik tüm duygular da bu alışverişin içinde sana geçiyor. Buradan çıkaracağımız sonuç çok net, bunu aklınızın bir köşesine koyun: Benzemek istemeyeceğin bir insanla ilişki yaşamak çok sıkıntılı.
Diyelim hayatına aldığın kişi çok popüler, çok alfa diye geçiniyor. Ama dünyaya bakışı, insanlara davranış biçimi saygısız, bencil. "Ben asla onun gibi kaba ve bencil biri olmak istemem" diyorsan, yavaş yavaş ona benzeyeceksin zaten. Karakterine kefil olmadığın, insanlığına hayranlık duymadığın bir adamın sadece statüsüne, işine, gücüne, parasına ya da sana verdiği anlık heyecana tav oluyorsan kusura bakma arkadaşım, o ilişkinin hüsranla bitme olasılığı çok fazla.
Huzur neden sana sıkıcı geliyor?
Toparlayalım. Vitrine oynayan, haz bağımlısı, koleksiyoncu adamları seçiyorsan ve onlardan sadakat, uzun süreli bir ilişki bekliyorsan bu adamlarla ilişki yaşayamazsın. Bu adamların da suçu yok bu arada. Onlar da kendi liginde, kendi dünyaya bakışlarıyla hayata öyle anlam vermiş. Belki onların anlamını anladığında bu tarz ilişkilerden özgürleşeceksin.
Sana gerçekten sadakat, sevgi, o çok aradığın romantizmi verecek adamlara hayatında nasıl bir anlam veriyorsun? Onlara sıkıcı mı diyorsun? Çok düz mü diyorsun? Hatta bazen acımasızca ezik mi diyorsun? Neden biliyor musun? Senin sinir sistemin kaosa, dramaya, lunapark treni gibi inip çıkan toksik heyecanlara alışmış olabilir mi? Bunu aşk sanıyor olabilir misin? Sadece bir düşün. Bu adam sana mesaj atmadığında hissettiğin o kaygıyı, o mide kramplarını aşk mı zannediyorsun? Bu yüzden karşına ne istediğini bilen, seni manipüle etmeyen, net, düzgün, dürüst, oyun oynamayan bir adam çıktığında şaşırıyor olabilir misin?
Adam sana huzur veriyorsa ilişki yaşarsın. Biraz haz verecek ama huzuru daha fazla verecek. Huzuru sıfırlayıp ya da çok az verip hazzı maksimize eden adamlarla ilişki yaşayamazsın arkadaşım. Kısa süreli, anlık ilişkiler yaşarsın. Huzur sana neden sıkıcı geliyor? Bunu bir düşün. Çünkü ortada çözülecek bir kriz, peşinden koşulacak bir ulaşılmazlık yok. Belki zor, ulaşılmaz ilişkilerin peşinden koşmaya alışmış travmatik bir zihin yapın var. Belki kendini güzel, rahat bir ilişkiye layık görmüyorsun. Altyapıda bunu çözmen gerekiyor olabilir. Yine dönüp dolaşıp bu noktaya geliyoruz. Çevrenin, sosyal medyanın sizi nasıl programladığına dikkat edin. Çünkü programlanmış zihniniz size gerçeği vermiyor olabilir.
Bu konuyu daha detaylı dinlemek istersen videosunu buradan izleyebilirsin.
