top of page

Kaçan Adamla Böyle Konuş: Kovalamadan, Vazgeçmeden Sana Gelsin Çünkü Enerji Sensin

1 gün önce
8 dakikada okunur

"Ben bu ilişkinin içinde neyim ya?" Kaçıngan biriyle bu soruyu çok sık sorabilirsin arkadaşım. Mesele aslında onun kaçması değil. Senin kendi bağlanma stilin, yani kaygın da bu işin içinde.

Şöyle bir sahne düşünün: Akşam 11, telefon elinde. Tahmin ediyorum o sahne aklınıza geldi. WhatsApp'a bakıyorsun, son görülmesi 3 saat önce, mesajın çoktan gitmiş ama adamda hâlâ tık yok. Mavi tik de yok. Belki mavi tik oldu ama cevap yok. İçinden şu cümle geçiyor: "Bu kadar da olur mu? İnsan iki satır bir şey yazar." Yazar, değil mi? "Ben bu ilişkide neyim?" demez misin? Dersin. Bir arkadaşım "Erdem, şu mobilyadan farklı olayım ya" demişti. Adam ortada yok.

Böyle bir süreç yaşıyorsan olayın içinde başka şeyler de olabilir. Her şeyi kaçıngan bağlanmayla açıklayamazsın. Gençler de artık bu kavramlara çok aşina. Genç arkadaşlarla da görüşmeler yapıyorum ve böyle durumlarda "Seni bu ilişkiye motive eden ne?" diye sorarım. Genelde cevap şu oluyor: "Biliyorum, o da beni seviyor ama evlilikten, sorumluluktan korkuyor. Ben kabul etsem bu ilişki yürür mü?" İşte burası çok önemli.

Kaçıngan bağlanma bir bozukluk mu?

Bazı arkadaşlar yorumlara yazıyor: "Kaçıngan birini bulduysanız onlar bozuk tiplerdir." Hayır arkadaşlar. Bu bir bağlanma stili, bir bozukluk olarak geçmiyor. Ama her kaçıngan ilişki de herkese uygun değil.

Kaçıngan bağlanma dediğimiz şey çoğu zaman aslında bir savunma sistemi. Çocuklukta duygusal olarak mesafeli, eleştirel ya da aşırı beklentili, mükemmeliyetçi ebeveynler duygularını göstermemesi için çocuğa güç uyguladıysa, o çocuk "Güçlü ol, ağlama, güçsüz görünme" mesajlarını hep aldıysa, kendini korumak için o soğuk adam ya da soğuk kadın oluyor. İçinde aslında bağımsızlığını kaybetmekten ve duygusal acıdan korkuyor. Kaçınganın neden korktuğunu kaçıngan korkuyor mu, istemiyor mu yazısında ayrıca konuşmuştuk.

Bu onu kötü bir insan yapmıyor. Ama onun korkusunu anlamadan sadece "Beni seviyor mu, sevmiyor mu?" kriterine takılı kalırsan bu seni ilişkide kurban yapabilir, yıpratabilir arkadaşım.

"Peki Erdem, ben bu durumu sonsuza kadar çekecek miyim?" Hayır, çekmeyeceksin. Bu durumu yöneteceksin ama yönetebilmek için elinde bir harita olması lazım. Bugün üç kadrana bakacağız: zihniyet, yani olaya nereden baktığın. Duygu, yani kendi kaygını nasıl yöneteceğin, çünkü en çok hatayı o anlarda yapıyorsun. Ve dil, yani kaçıngan birine baskı hissettirmeden, onu kovalamadan nasıl konuşacağın. Bir de şunu hep aklında tut: "Onu kazanmak için kendimi kaybetmeyeceğim." Bu bizim düsturumuz. Kimseyi kazanmak için kendimizi kaybetmeyeceğiz ama uyum sağlayabiliriz. Bu farklı bir şey.

Kaçan adamla ilişki yürür mü?

"Kaçan adamla ilişkiye girme, zaten düzelmez" diye bir bakış açısı var. Bir tarafı doğru. İlişki yaşamaya niyeti yoksa, "Ben buyum, değişmem" deyip tüm yükü karşısındakine bırakıyorsa o zaman doğru olabilir.

Ama şunu da görüyorum: Kaçıngan partneriyle senelerce birlikte olup evlenen, dört dörtlük bir mutlulukları olmasa bile çocuk sahibi olan insanlar da var. Sevgili olarak bu tarzı kabul etmiş olanlar da var. "O öyle" diyor ve kabul ediyor. Onun kendi alanında olması ona da kendi alanının özgürlüğünü sağlıyor. Yani sadakat bozulmuyorsa, sevgi ve saygı zehirlenmiyorsa bu şekilde yürütenler de var.

Mesele sadakatin bozulması, kaçınganın flörtöz olması, başka şeyler yapması, narsistik eğilimleri olması. Burada biraz da bu ince ayrımları fark etmenizi istiyorum. "Evlilik istemiyorum ama senden de vazgeçmek istemiyorum" diyen birine karşı "Ben de istemiyorum" deyip bunu sürdüren insanlar da var. Evlilik senin kriterin değilse sorun yok. Ama evlilik senin kriterinse ve bu sana uymuyorsa o zaman zaten bir karar vermek zorundasın.

"Kaçıngansın, bu yürümez" demek işin çok kolay kısmı. İki yetişkinin açık iradesi varsa bu iş toksik olmak zorunda değil. Buradaki kırılma noktası şu arkadaşım: Sen gerçekten buna gönüllü müsün, yoksa bir gün değişir diye içten içe kendini mi kandırıyorsun?

Zihniyet kadranında kendine hangi soruları sormalısın?

Bak, taktik anlatmıyorum, sadece farkındalık açmaya çalışıyoruz. Kendine şunu sor: "Bu adam böyle kalmaya devam ederse 3 yıl sonra kendimi nerede görüyorum?" Evlilik amacın değilse "Problem görmüyorum, gayet iyi geçiniyoruz" diye cevap verebilirsin. Ama "Benim beklentim evlilik, çocuk istiyorum, bu adam hayatta evlenmez" diyorsan bu seçenek sana göre olmayabilir arkadaşım.

"Bugünkü hali benim için idare etmek mi, yoksa farkında olarak seçtiğim biri mi?" İdare ediyorsan bu iş zor olur. "Onun gerçek halini kabul ederek mi ilerliyorum, yoksa kafamda onunla ilgili başka projeler mi var?" Bunu da sor kendine.

Zihniyetin "Ben onu değiştireceğim, kaçınganlığını iyileştireceğim, yeter ki beni çok sevsin" ise işte orada film kopuyor arkadaşım. Çünkü kendini bir terapist, bir kurtarıcı rolüne sokuyorsun. Bu senin rolün değil. Bu rol bir süre sonra seni yiyip bitirir.

Kaçıngan bağlanma bir bozukluk değil, bir başa çıkma biçimi. Zihniyet olarak bunu anlarsan işin kolaylaşır. Partnerin bunu fark edip kendi değişimi için harekete geçerse çok mesafe alır, bu harikulade. Ama bunun için kendi niyeti olmalı. Bir kaçınganla sevgi ve sadakat kurallarıyla ilişkini yürütebiliyorsan bu zaten onun niyeti olduğunu ve biraz farkındalığı olduğunu gösterebilir. Onun karakterine ve yoluna saygı duyarken kendi varlığını ve kendi hikâyeni çöpe atmaman çok önemli.

Zihniyetini şuna alıştırabiliyor musun? "Bu kişi duygusal yakınlık arttığında boğulma hissi yaşıyor. Bu onunla ilgili. Benim yetersizliğimle ya da bana duyduğu sevgisizlikle ilgili değil." Bazen düşündüğün gibi de olabilir, ayrımını birazdan söyleyeceğim. Bu durumu kişisel algılamayı bırakırsan zihnin berraklaşır ve zihniyetin şu olur: "Onu anlamaya çalışıyorum ama kendimi feda etmeden. Kapasitesi bana yetmiyorsa gitmek benim elimde. Ama kalıyorsam onu değiştirmeye çalışarak değil, olduğu gibi kabul ederek kalmalıyım."

Bu zihniyet sana göre değilse belki ilişkiyle ilgili başka beklentilerin var. O zaman bir karar vermelisin. Bunu kafana oturtamıyorsan diğer kadranlara geçmenin çok da anlamı yok.

Kaygılı bağlanıyorsan iki saatlik sessizliği nasıl okumalısın?

İkinci kadran duygu durumunu yönetmek. Kaçıngan biri kaygılı tarafı ortaya çıkarıyor. O üzerine yapışma, üzerine odaklanma hali benim hayatımda da çok oluyordu. Size söylemiştim, bende de biraz kaygılı bağlanma var. Partnerin bir şeyle uğraşırken onunla uğraşmasın, sana yakın olsun, biraz daha ilgi göstersin istiyorsun. İlgisizliğini sevgisizlik olarak algılayabiliyorsun. O yüzden kaygılı bağlanan kişiyi çok iyi anlıyorum.

Onun sessizliği, kendine odaklanması sende şunu tetikliyor: "Beni sevmiyor. Kesin bitti. Daha iyisini bulacak. Beni aldatacak. Belki yanlış bir şey yaptım." Aslında üçlük bir duygu yaşıyorsun ama kaygılı bağlanma stilinde olduğun için onluk gibi hissediyorsun. Bu kısım seninle ilgili. Kaygılı tarafın bu döngüsünü ilişkilerde kaybetme korkusu yazısında da konuşmuştuk.

Somutlaştıralım. Diyelim ki 2 saat seni aramadı. Bu objektif bir olay. "Demek ki umurunda değilim" yorumunu çıkardın. Bu senin verdiğin anlam. Bu anlam doğru olabilir mi? Evet, olabilir. Olamaz diyeceğimi sandınız, değil mi? Önemli olan ne zaman doğru olabileceği.

Birinci senaryo: Partnerin normalde bir saat içinde bile arayan biri, toplantıya girmeden bile arıyor. Aranızda sevgi var, niyet iki taraflı, ilişki anlaşılır ve güvenilir. O iki saat bir toplantıda ya da görüşmede kayboluyor. Niyetinden emin olduğun, sevgisini hissettiğin, duygusal ihtiyaçlarını belli bir ritimde aldığın için kaygın onluk değil, ikilik kalıyor. Bu sağlıklı bir şey. Ama bu haldeyken bile kaygın ona çıkıyorsa burada kendi kaygını yönetmen gerekiyor.

İkinci senaryo: Aranızda zaten bir mesafe var, netlik yok. İlişkide misin, değil misin belli değil, arafta gibisin. Çoğu zaman öncelik olmadığını hissediyorsun ve adam seni gerçekten dördüncü, beşinci plana itiyor. Zaten ilgi göstermiyor, üstüne iki saat sessizlik geliyor. Buradaki kaygı sadece senin verdiğin anlamla ilgili değil, ilişkinin gerçeği bu. Evet, seni zaten umursamıyor da olabilir. Buradaki sıkıntı senin kaygılı bağlanman değil. Ve o kişinin "Sen kaygılı bağlanıyorsun, bak senin yüzünden oldu" diyerek seni manipüle etmesine asla izin verme.

Burada kaygını yönetmenin ötesinde yüzleşmen gereken şey ilişkinin gerçeği: "Bu insanın hayatında zaten ben yokum. Sırasında bile değilim. Benimle teması önemsemiyor, yakın olmak istemiyor." Bu noktada iki saati sadece kendi kaygılı bağlanmana bağlarsan kendini kandırmış olursun. Belirsizlikte tutulmanın nasıl bir şey olduğunu belirsiz bırakan erkekler ve kadınlar yazısında anlatmıştım.

Partnerin günlük hayatta sevgisini, ilgisini ve netliğini gösteriyorsa iki saatlik sessizlik çoğunlukla hayatın akışıdır. Kaygılı bağlansan bile dert etmeyebilirsin. Ama zaten belirsizlik, ihmalkârlık, geçiştirme ve bahaneler varsa o iki saatlik sessizlik ilişkinin aslında bir ilişki olmadığına dair bir ayna olabilir. O güne kadar niyetinden ve duygusundan emin olmadıysan ve seni iki saat ortada bırakıyorsa, büyük ihtimalle şu anda öncelik değilsin demektir. Bu gerçekle yüzleşmek, onu değiştirmeye çalışmaktan ya da "Ben kaygılı bağlanıyorum" demekten çok daha sağlıklı. Kendine değer veren biri olarak doğru seçimi yapmak senin en doğal hakkın. "Bu ilişki bana ihtiyacım olan özeni vermiyor. Burada kalırsam standardımı düşürüyorum." Bunu içinden diyebiliyor musun? Bu önemli.

Bunu anlamadan harekete geçersen haritaya bakmadan yola çıkmış olursun: "Yine ortadan kayboldun. Ben sana ne yaptım? Ben mi saçmalıyorum? Beni oyalıyor musun? Aldatıyor musun?" Bunlarla oyalanırsın. Ama önce kendini anlaman lazım.

Kaçıngan biriyle nasıl konuşulur?

Üçüncü kadran dil: Mesajımı, sıkıntımı doğru bir şekilde nasıl ifade edeceğim? Bunu çok merak ediyorsunuz.

İletişimle ilgili klasik kurgu şöyledir, koçluk ekollerinde de uzmanlar hep bunu söyler. Eleştirmek için söylemiyorum ama kaçınganlarda şu cümle işe yaramaz: "Sen böyle yaptığında ben kendimi dışlanmış ve değersiz hissediyorum." Kâğıt üzerinde, teoride çok doğru bir cümle gibi görünebilir. Ama kaçıngan biri bunu iç dünyasında şöyle duyar: "Yine yanlış bir şey yaptım. Gördün mü, yine suçluyum. Yine benden bir şey bekleniyor." Bir baskı var. Cümlenin başında "sen" olduğu sürece onun beyninde "Üzerime geliyor" alarmı çalıyor. "Sen suçlusun" demiyor, biraz daha iyi, kaliteli bir cümle ama kaçıngan için yetersiz.

O yüzden benim size önerdiğim bazı yaklaşımlar var. Uygularsın ya da uygulamazsın ama birçok kişide işe yarıyor.

Birincisi nötr ol ve gözleme dayalı bir cümle kur. Kendi iç dünyanı sahiplen, onu sahiplendiğini hissettirme. Mesela: "Hayatım, son bir haftadır aramızdaki iletişim azalıyor mu? Bana mı öyle geliyor, yoksa birbirimizden mi uzaklaşıyoruz diye kafamda bir film dönüyor. Bu filmi içimde büyütmek istemiyorum, sadece seninle paylaşmak istedim." Burada "Sen beni aramıyorsun, niye bana ilgi göstermiyorsun?" yok. Durumu nötr bir gözlem olarak tanımlıyorsun ve kendi iç filmini sahipleniyorsun. Bu, kaçıngan biri için çok daha sindirilebilir bir giriş. Bende de kaçıngan bir taraf olduğu için biliyorum, bu cümleye ego aktif olmuyor.

İkincisi onun alan ihtiyacını önemse ve kendi ihtiyacını net iste. Mesela: "Bazen yalnız kalıyorsun, bazen işin oluyor, kendine odaklandığın anlar var ya. O anların senin için çok önemli olduğunu anlıyorum ve saygı duyuyorum. Bence ikimiz için de önemli. Sen şarj olup ilişkiye geliyorsun, ben de şarj oluyorum. Bazen kendi alanlarımızda şarj olmamız ikimiz için de, ilişkimiz için de güzel oluyor." Burada onun bağımsızlığını inkâr etmiyorsun, kabul ediyorsun. Aynı zamanda kendi ihtiyacını da net ve sakin bir şekilde arka planda gönderiyorsun. Kontrol kalemi gibi kontrol etmiyorsun. Bir üniversitede yapılan bir araştırma, kaçıngan bağlanan kişilerin istedikleri zaman gidebileceklerini hissettiklerinde ilişkiye daha çok bağlandığını gösteriyor. İlişkinin içinde sonsuza kadar mecbur kalacakmış gibi hissettiklerinde ise boğuluyorlar. İşin garibi, böyle hissetmediklerinde ilişkiyi sürdürüyorlar.

Üçüncüsü ilişkinizi merkeze al, onu etiketleme. Mesela: "Aramızda ilginç bir ritim oluştu. Bir süre çok yakınlaşıyoruz, sonra birden bir mesafe giriyor. Biraz daha yakın olmak için neleri kolaylaştırabiliriz? Bunu konuşmak ister misin?" Burada "Sen soğuksun, senin bağlanma stilin zaten kaçınganmış" demiyorsun. Onu köşeye sıkıştırmıyorsun, bir diyaloğa çağırıyorsun.

Kaçan adama tehdit etmeden sınır nasıl konur?

Konuşurken bir diğer nokta: Asla tehdit etme. Kendini sahiplen, onu sahiplenme. Tehdit etmeden duygularını ve isteklerini netleştir. Mesela: "Bu ilişkide bazen kopuk olduğun dönemler oluyor. O zaman sanki ilişkide değilmişim gibi hissediyorum. Bu benim sınırım: Senden 5-6 saat haber alamadığımda bana ağır geliyor. Eğer bu tempo senin için çok rahatsa bunu bilmeye ihtiyacım var. Her ilişkinin bir temposu, bir ritmi vardır. Çünkü kendimi görmezden gelmek istemiyorum."

Burada "Senin peşinde koşuyorum, seni çok merak ediyorum" demiyorsun. "Kendimi görmezden gelmek istemiyorum" diyorsun. "Böyle devam edersen seni bırakırım" diye bir manipülasyon da yok. "Benim sınırım var, bu sana uyuyor mu?" diyorsun. Sınır koymanın dilini ilişkide sınır koymak yazısında da anlatmıştım.

Tabii bunların hepsi karşındakinin flörtöz, ghostlayan, manipülatif, narsistik eğilimli biri olmadığını varsayıyor. Böyle insanlar da var. Kaçınganlığı bu karanlık özelliklerle de birleşmişse bu kadar uğraşmana asla değmez.

Kadınların genel yaklaşımında "Biz neyiz?" sorusu vardır. Bir yön beklerler. Kaçınganın en çok kaçtığı şey de budur zaten. Evlilik gibi daha üst seviye bir şey bekliyorsan ve uyum kurmana rağmen karşı taraftan adım görmüyorsan bu ilişki sana göre olmayabilir. Kesin bir şey söylemeden şöyle diyebilirsin: "Şu an bu ilişkiyi nereye koyduğunu merak ediyorum. Ben duygusal olarak ortada bırakıldığım ilişkilerde uzun süre kalamıyorum. Uzun vadede yakınlık seni çok zorlayacaksa bunu dürüstçe bilmek isterim. Ben de kendi yolumla ilgili net kararlar vermek istiyorum, belirsizlikte kalmak istemiyorum."

Bunlar biraz önce söylediğim teorik, klasik cümleden çok daha etkili cümleler. Kendi hayatının direksiyonunu bilerek elinde tutuyorsun arkadaşım. Ortak noktaları ne? Suçlama yok. Dramatikleştirmiyorsun. Kendini feda etmiyorsun. Netlik var. Kaçanı kontrol etmeye çalışmak yerine gücünü geri almayı kaçanı avucuna almak yazısında konuşmuştuk.

Bu konuyu daha detaylı dinlemek istersen videosunu buradan izleyebilirsin.

İlgili Yazılar

Hepsini Gör

ERDEM TAŞKINSU
 

Kendini Güncelle markasının kurucusu olan Erdem Taşkınsu, İstanbul Üniversitesi'nde Sosyoloji, Anadolu Üniversitesi'nde ise Sosyal Hizmetler Danışmanı bölümlerinden mezun olmuştur.
Atılım Üniversitesi’ndeki Aile Danışmanlığı programını başarıyla tamamlayan Erdem, önemli isimlere iş ve ilişki danışmanlığı yapmanın yanı sıra, geniş kitlelere yönelik öğretici konuşmalar düzenlemektedir. Atılım Üniversitesinde "Temel Koçluk ve  Mentorlük " dersleri vermiştir. 

YouTube/@erdemtaskinsu kanalındaki videoları 43 milyondan fazla izlenmiş olup, Milliyet gazetesinde ilişkiler ve kişisel gelişim üzerine yazıları yayımlanmaktadır.

ERDEM HAKKINDA DAHA FAZLA BİLGİ 
 

Ofis :

0 505 260 95 96

Takip

  • Instagram
  • Youtube
  • Facebook
  • X
  • TikTok
  • LinkedIn

Email 

bottom of page