Canını Sıkan, Ezmeye Çalışan İnsanlara Karşı Portakal Tekniği
Kendini bir portakal gibi düşün. Bu portakalı sıktığımız zaman içinden ne çıkar? Çok tuhaf ve komik bir soru gibi geldiğini tahmin ediyorum. Ama bunun aynısını bir doktor bir seminerin sonunda bir öğrenciye soruyor. Çocuk "Tabii ki portakal suyu çıkar" diyor. "Neden nar suyu ya da elma suyu çıkmıyor?" diye soruyor. "Çünkü bu bir portakal" diyor çocuk.
Portakal metaforu sana ne anlatıyor?
Hayatın kendisinde de insanlar seni sıktığında, hayat seni sıkmaya başladığında, insanlar seni aşağılamaya, ezmeye çalıştığında bu portakal gibi senin içinde ne varsa o çıkıyor. Korku varsa korku, öfke varsa öfke, nefret varsa nefret. Birilerinin söylediklerine ya da söylemediklerine kafan gidiyorsa işte o, senin içindeki kendine dair düşüncelerin. Birisi seninle dalga geçiyorsa, alay ediyorsa, o ezilen, aşağılanan konumla barıştığında bu ikisi sıfırlanıyor. Bu metaforu hayatımıza nasıl katabiliriz? Bununla ilgili ipuçlarını altı maddede anlatacağım. Hayat sıkıp canımızı acıtmaya başladığında bizde ne varsa o çıkıyor. O yüzden kendimizin olumsuz taraflarını sevmemiz çok önemli.
Kör noktalarını fark etmek seni nasıl korur?
Birinci madde: Kör noktalarını fark etmen. İnsanların fark ettiği ama senin fark etmediğin kör noktalar. Birisi sana "İyisin, hoşsun ama çok bencilsin" dediğinde "Neden böyle dedi?" diye takılıyorsan, o bencil tarafını kabullen. Gerçekten içinde öyle bir şey olduğu ve rahatsız olduğun için o konuya takılmaya başlıyorsun. Diyelim ki birisi "Kaşın güzel, gözün güzel ama dudaklarındaki silikon fazla olmuş" dedi. O konuyla barışık değilsen takılırsın. Durum aslında onun söylemesiyle ilgili değil, bunun bir gerçek olması ve bu gerçeğin seni rahatsız etmesiyle ilgili.
O yüzden kendi gerçeğin, kendi karanlık ya da eksik tarafın neyse önce onunla barış. Kabullenmen, gerekiyorsa affetmen o kişinin dediğini etkisizleştirecektir. "Evet, biliyorum, teşekkür ederim. Peki bu konuda bir şey mi yapacaksın?" gibi daha esnek, daha yaratıcı, daha etkili ve hızlı cevap vermeni sağlar. İnsanlar seni aşağılamaya, yargılamaya çalıştığında, yargılandığın noktayla barışık olman bu yüzden önemli.
Kafanda zihin okumalarla kendini neden doldurmamalısın?
İkinci nokta: Kendini doldurma. İnsanlarda şöyle bir şey oluyor: "Neden bunu bana söyledi? Bana söyleyemez. Bak görüyor musun, kesin bunu düşündü." Bu zihin okumalarla kendini doldurmayı bırak. Başkalarının da seni doldurmasına izin verme. Neden izin veriyorsun ki? İnsanların düşünceleri insanlarla ilgili, önemli olan senin ne düşündüğün.
Üçüncü nokta: Yargılamayı bırak. İnsanları suçlamayı da bırakabilirsin, kendini de suçlama. Ama bu uyumak anlamına gelmiyor. Uyanık kal. Birisi bir manipülasyon yapıyorsa, bir oyun oynuyorsa, menfaatçi bir şekilde yaklaşıyorsa bunun farkında ol. Farkında olmak illa kendini doldurman anlamına gelmiyor.
Her şeyi kişisel algılamamak her zaman doğru mu?
Dördüncü madde: Kişiselleştirme. Ama bazen kişisel algılaman gereken noktalar da olabilir. Kişisel gelişimde öyle şeyler var ki ezber öğrendiğinde çok eksik kalıyor. Kişisel algılamak yerine göre doğrudur, yerine göre yanlıştır. Çok eskiden bir kırtasiyeye girmiştik, oradaki görevli bana çok kaba davranmıştı. Arkadaşım "Sana bu kadar kaba davranıyor, sen kibar davranmaya devam mı edeceksin?" dedi. Ben de "Bu durum benimle ilgili değil ki, onunla ilgili" dedim. Burada kişisel algılamamak gerekiyor.
Ama ikili ilişkilerde, arkadaşlık ve sevgili ilişkilerinde gereken sınırı zamanında çizmediğin için biri alanına çok fazla giriyorsa, burada kişisel algılaman gerekiyor. Demek ki gerektiğinde alanını, gereken sınırı çizmemişsin. Ya da sevdiğin insanlara gereken özeni zamanında göstermediysen ve beklediğin gibi davranmıyorlarsa burada kişisel algılaman gerekiyor. Yoksa gelişemezsin, yeni şeyler öğrenemezsin, eksikliğini göremezsin. Her şeye "Kişisel algılamıyorum" dersen gamsız bir insan olmaya başlarsın. Doğru yaptığından eminsen, zarar vermiyorsan, işte o zaman kişisel alıyorsan sıkıntı oluyor.
Duygularını ifade etmek neden şart?
Beşinci nokta: Kendini ifade et, duygularını ifade et. İçinde kalan her duygu o anda ifade edilmezse bir süre sonra içinde birikmeye başlıyor. Pratik olarak kendi kendine yapabileceğin en basit şey yazmak. Yazdığında duygularını çok rahat bir şekilde salmanı sağlayacaktır. O anda tepkini ifade etmezsen o da içinde kalmaya başlar.
Kontrol edemediğin şeyler için neden suçlu hissetmemelisin?
Altıncı nokta: Hayatta kontrol edebileceğimiz şeyler vardır, kontrolümüz dışında olan şeyler vardır. Mesela bu kanalın içindeki şeyler benim etki alanımdadır ve bunları kontrol edebilirim. Ama YouTube politikası benim etki alanımda değildir. Sen kendi davranışlarından sorumlusun. Sen değiştikçe yavaş yavaş karşındaki de değişir. Ama bir başkasını rızası olmadan değiştiremezsin.
Birileri sana tepki gösterip seni yargılamaya başladığında, sen geliştiğini ve farkında olduğunu fark ettiğinde o kişiler için kötü olmaya başlarsın. Belki çamur atabilirler, hoşuna gitmeyen şeyler söyleyebilirler. Değişimin getirdiği şeyler de var ve bunu göze alman gerekiyor. O kişinin söylediği şeylere takılmaman gerekiyor, çünkü onun davranışları senin kontrolünde değil. Kriter biliyor musun ne? Vicdanın. Vicdanın rahatsa, zarar vermediysen problem yok. Suçlu hissetmeni gerektirecek bir durum yok. O yüzden son madde: Duygularında suçlu hissetme. Kontrolünde olan ve olmayan şeylerin farkına vardın, yeterli.
Boş ver deyince çok basit bir kelime gibi gözüküyor. Ama bu altı maddeyi derinleştirmek, bilinçli seviyede kendine katmak ayrı süreçler gerektiren bir yetenek.
Bu konuyu daha detaylı dinlemek istersen videosunu buradan izleyebilirsin.
