top of page

Erkekler Bazı Kadınlardan Şu Yüzden Vazgeçemiyor: Erkeği Etkilemenin Yolu

2 gün önce
8 dakikada okunur

Sana bir şey soracağım arkadaşım. Hayatında hiç şöyle bir kadınla karşılaştın mı? Dünyanın en güzel kadını değil, en başarılısı değil, belki en zengini de değil. Ama yanındaki erkek onu bırakmıyor. Belki bırakmak istiyor, kavga ediyor, uzaklaşıyor ama her seferinde geri dönüyor. Bir de şöyle bir tablo var: Biri her şeyi yapıyor, fedakar, ama adam bir gün kalkıp gidiyor ve geri dönmüyor.

Sosyal medyada bunu sorsan sana ne derler? "Kendine değer ver, ilgini kes, kıskandır, mesafe koy, oyun oyna." Ben bugün sana bunların hiçbirini söylemeyeceğim. Çünkü mesele ne güzellik, ne oyun, ne bir strateji. Mesele o ilişkide kurulan bağ, kurulan sistem. O bağı kuran kadın özel bir şey yapmıyor, özel bir şey oluyor. Bugün sana bir erkeğin bir kadını neden bırakamadığının arkasındaki beş dinamiği anlatacağım.

Bu yazıda neden taktik yok?

Başlamadan şunu söyleyeyim: Bu videoda erkekleri manipüle etme teknikleri yok arkadaşım. Onu arıyorsan YouTube'da binlerce video var. Bunu, ilişkilerdeki buzdağının görünmeyen tarafını anlaman için hazırladım. Newton'un çok güzel bir sözü var: "Bana yeteri kadar büyük bir kaldıraç verin, dünyayı yerinden oynatayım." Sorunlarımız ve yaşadığımız tıkanıklıklar da böyle. Doğru kaldıracı bulursan her şeyin bir çözümü var.

Bir erkek neden duygusal olarak güvendiği kadını bırakamaz?

Bağ kuran kadınların birinci özelliği şu: Adam ona duygusal olarak güveniyor. Bir adam düşün. Bütün gün bir zırhı var. İş yerinde zırh takınıyor. Arkadaş ortamında güçlü görünmek zorunda. Çözüm üret, duygusallaşma. Toplum biz erkeklere hep bunu söyledi, "Erkekler ağlamaz" vesaire. Böyle bir cinsiyet rolü yüklenmiş durumda. Şimdi bu adam eve geliyor. Evde de, sevgilisinin ya da eşinin yanında da zırh giymesi, güçlü, sorunsuz, kusursuz olması gerekiyorsa o ev onun dinlenme yeri değil. İkinci bir savaş alanı, yorulma alanı gibi. Flörtle, tanışmayla başlayan ilişkilerde de öyle.

Adam ilişkide huzur bulmak istiyor. Bazı kadınların yanında adamlar bu huzuru buluyor. O evin kapısından girdiğinde zırhını çıkarabiliyor, o evden kaçmak istemiyor. O ilişkide gerçekten pozitif bir enerji alıyor. Yargılanmadan, "Erkek adam ağlamaz" inancıyla yaklaşılmadan, "Bu ne hal" denmeden. Bu anlayışlı olmaya çabalamak değil arkadaşım. "Hissettiğin duygularda yalnız hissetmeyeceksin, benim yanımda zırhını çıkarabilirsin" demek.

Bu alan erkeğin başka hiçbir yerde bulamayacağı bir şey. Neden? Erkek arkadaşlarına açılamıyor, zayıf görünür diye. Ailesine açılamıyor, aile endişelenir. Terapiste gitmek bazı erkekler için hala tabu. Bir kadın bu alanı yarattığında erkek orada sadece sevilmiş hissetmiyor, var olduğunu hissediyor. Var olduğunu hissettiren kişiyi de bırakmak istemiyor. Bu, kendi parçasını geride bırakmak gibi. Onun bir parçası gibi olmuş oluyorsun.

Ama şunu çok iyi anlamak lazım. Duygusal anlamda "Ben yanındayım" güvenini vermek, erkeğin duygusal çöplüğü olmak demek değil. Onun terapistliğini yapmak, toksikliğini almak demek asla değil. Orada sen yara bandı olmuşsun demektir. İkisi arasında dağlar kadar fark var. Toksikliği alan kadın erkeğin her yükünü alıyor. Kendi sınırı olmuyor, tükeniyor ve bir süre sonra patlak veriyor. Duygusal güveni veren kadın ise sınırı olan ama yargılamayan, pasif agresif bir şekilde aşağılamayan kadın. "Seni dinliyorum ama bu benim sorumluluğum değil" diyebilen kadın. Adamın sorumluluğunu almayı kastetmiyorum.

Bu duyguyu alan adam o kadınla ilerlemek istiyor. "Onunla ilerleyebilirim, gelecek kurabilirim" diye düşünüyor. Bu denge erkeğin zihninde "Bu kadın farklı, bununla yürüyebilirim" kodunu aktive ediyor. Magazinsel bilgilerde erkeklerin sonuç odaklı olduğu söylenir. Sonucu düşünüyor zaten. Her adımda aklındaki soru: "Bu kadınla bir ömür boyu bir ilişki yaşayabilir miyim?" Bu soru en yaramaz adamın zihninde bile gizlice çalışır arkadaşlar.

Tutarlılık neden bağlanmanın temeli?

İkinci dinamik tutarlılık. Bir restoran düşün. Yemekleri harika, ambiyansı mükemmel. Ama bir gün garson harika, ertesi gün ilgisiz. Bir gün yemek muhteşem, ertesi gün berbat. Bir gün sıcak karşılıyorlar, ertesi gün tanımıyormuş gibi davranıyorlar. O restorana güvenir misin? Hayır. İyi günlerinde bile rahat etmezsin, "Bugün hangi versiyonuyla karşılaşacağım?" diye düşünürsün. İlişkilerde de aynısı arkadaşım.

Sosyal medyadaki videolarda "Bazen ilgini çek, bazen ilgini ver, tahmin edilemez ol, merak uyandır" deniyor. Bu kısa vadede işe yarar. Adam sana ilgi duyuyorsa, senden haber alamadığında elbette merak eder. Ama uzun vadede güvensizlik inşa eder. Güvensizlik üzerine kurulan bağ da bağlanma değildir arkadaşım. Bir erkeğin bir kadını gerçek anlamda bırakmaması, sağlıklı bir biçimde bağlanması tutarlılıktan gelir.

Tutarlılık ne demek? İyi gününde de kötü gününde de aynı özü taşımak. Aynı özü taşırsan kötü gününde de o adam sana destek olur. Mutluyken de kızgınken de aynı değerlere sadık kalmak. Bugün seni seven, yarın cezalandıran bir kadın değil. Bugün de yarın da aynı kadın.

Neden bu kadar güçlü? Çünkü bir erkeğin ilişkide beynine giden yol güvenden geçiyor. Her erkek beyni ilk başta şunu sorar: "Bu kadın güvenilir mi, ona güvenebilir miyim?" Sen bu güvenlik sistemini devre dışı bırakıyorsun. Erkek artık bunun için enerji harcamıyor. Aşık olduğu kadınla uzun yıllar birlikte olup olamayacağını düşünmek zorunda kalmıyor, çünkü o güveni almış. Karışık sinyaller gelmiyor. "Ne buldu o kadında?" diyorsanız, işte bunu bulmuş olabilir. "Acaba bugün ne olacak, beni hala seviyor mu, kızgın mı?" Bu sorular bittiğinde adam ilişkiye yerleşmeye başlıyor ve yerleştiği yerden kalkmak istemiyor.

Ama dikkat. Tutarlılık her şeye evet demek değil. Her zaman aynı tepkiyi vermek de değil, sakın karıştırmayın. Tutarlılık karakterinde tutarlılık. Neye evet, neye hayır dediğinde tutarlılık. Değerlerinde tutarlılık. Bir gün cömertsen ertesi gün cimri olmaman. Bir sadakat değeri ortaya koyduysan, senden haber alamadığında da o değerin sarsılmayacağını bilmesi. Yoksa sadakatle ilgili ona karışık sinyaller mi gidiyor? Bunlar önemli şeyler.

Kendi ekseninde duran kadın neden çekicidir?

Üçüncü dinamik: kendi ekseninde olan kadın. Neden kendi ekseninde diyorum? Güneş sistemi nasıl çalışıyor? Güneş ortada duruyor, gezegenler onun etrafında dönüyor. Çünkü güçlü olan güneş. Güneş gezegenlerin peşinde koşmaz, onları çekmeye çalışmaz. Sadece kendi enerjisini üretir ve çekim doğal olarak oluşur. Güneş birdenbire Jüpiter'in peşinden koşmaya başlasa ne olur? Sistem çöker. İlişkilerde de en güçlü çekim, bir kadının kendi ekseninde durmasından geliyor. Kendi işi, kendi tutkuları, kendi iç dünyası, kendi değerleri, kendi büyümesi olan bir kadın.

Bu "İlgisiz ol, kendi hayatını yaşa, onu umursama" demek değil. Bu manipülatif bir taktik olur. Birçok kişi böyle taktiklerle oyun oynuyor ve bunu algılayan adam da ona güvenemiyor. Taktik videolarını eleştirmiyorum, kimseye kötü de demiyorum. Doğru şeyi alıyorsan problem yok. Ama bunları böyle uygulayıp adamın güvenini kaybediyorsan yaptığın şey boşa gidebilir.

Demek istediğim şu: Senin hayatın ondan önce de vardı, onunla birlikte de var ve bir gün giderse onsuz da var olmaya devam edecek. Erkekler bunu hisseder. Nasıl? Çünkü kendi ekseninde duran kadın erkeğe ihtiyaçtan değil, tercihten yaklaşıyor. Bunun erkeğin bilinçaltındaki anlamı şu: "Bu kadın mecbur olmadığı halde beni seçiyor." Bu havayı aldığında adamın gözünde kadının değeri bir anda yükselmeye başlıyor. Çünkü "Beni seçiyor" hissi, "Bana muhtaç" hissinden bin kat daha güçlü. Bir insan kendi dünyasında tam olduğunda en gerçek seçimini yapar. Düşünsene, "Bir şeye ihtiyacım var, bir konuda seni kaynak olarak görüyorum, bu yüzden seninle ilişki kuruyorum." Bunu adam da hisseder, kadın da hisseder. Bilinçaltı da bu yüzden hep ürkek davranır.

Yorumlara şimdi "Hocam ne insanlar var, hiç de öyle değil" diyenler gelecek. Arkadaşlarım, bazı adamların travması var. Geçmişinde yaşanmamışlıkları çoksa, kadınlara karşı zaafı varsa, gücü, parayı bulduğunda değişebilen adamlar da var. Onun travmasına göre de değişir. Ama ben sana yeterince öz bilgiyi vermeye çalışıyorum.

Kendi ekseninde durmak kolay mı? Değil arkadaşlar. Özellikle aşık olduğunda, birine kafan gittiğinde, ilişki yoğunlaşmaya başladığında eksen kayıyor. Bu normal. Mesele hiç kaymamak değil. Her kaydığını fark edip geri dönebiliyor musun? Esas mesele bu. Aklın gidebilir, gönlün gidebilir ama tekrar geri gelebiliyor musun? Geri gelmek için de hayatında seni geri getirecek çekiciler olması lazım.

Büyüme ortağı olmak ne demek?

Dördüncü dinamik: ilişkinin birlikte büyüyeceği hissini verebilmek, büyüme ortağı olabilmek. İki tür toprak düşün. Birincisi beton. Üstüne ne ekersen ek bir şey yetişmez. Serttir, değişime kapalıdır. İkincisi verimli toprak. Tohum atarsın, su verirsin, büyür. Ama sadece güzel çiçekler değil, bazen dikenli bitkiler de çıkar. Verimli toprak onları da kabul eder, çünkü büyüme sürecinin doğal bir parçası olduklarını bilir. Bir kadın erkeğin hayatında bu toprağa dönüştüğünde erkek de orada kök salmaya başlıyor.

"Her başarılı adamın arkasında bir kadın vardır" diye bir söz var ya. Bu klişe sözün arkasında böyle bir dinamik var. Adam o kadından bu havayı aldığında orada kök salmak istiyor. "Geleceğe evet, olabilir" diyor. "Ne olursa olsun yarı yolda kalmam" diye bir felsefesi oluyor içinde. Katılırsınız ya da katılmazsınız. Bu benim felsefem değil, genel anlamda erkeklerin söylediği şeyler.

Çoğu ilişkide şu oluyor: Kadın erkeği olduğu gibi sever, ta ki adam değişmeye başlayana kadar. Adam yeni bir iş denemek ister, kadın "Ama güvencen vardı, niye çıkıyorsun?" der. Adam farklı bir hobi edinir, kadın "Bu sana göre değil" der. Adam kendi üzerinde çalışmaya başlar, kadın kendini tehdit altında hisseder: "Ya beni geçerse? Farklılaşmaya başladı."

Erkeğin bağlandığı ve bırakamadığı kadınlardan biri de büyüme ortağı olan kadın. O farklı bir şey yapar. Adamın kariyeri, gelişimi arttığında, adam daha ileri gittiğinde erkeğin bugünkü halini sever ama yarın olabileceği hali de davet eder. Nasıl? "Şunu yap, bunu yap" diyerek değil, ilham vererek, kendini büyüterek. Kendisi okuyan, sorgulayan, gelişen bir kadın erkeğe dolaylı olarak şunu söylüyor: "Bu ilişkide büyümek güvenli. Ben de seninle büyüyorum."

Diyelim akşam adam televizyon izlemiyor, kendi hobisiyle ilgileniyor, yeni bir şey üretiyor. Mesela yapay zekayla uğraşıyor. Kadın "Hayatım çok güzel, harikasın. Bana da öğret bunları" ya da "Ben de şu konuda kendimi geliştireceğim" diyor. Büyüme ortağı olmaktan bunu kastediyorum. Ama orada onu çimdiklersen sıkıntı başlar.

Aklıma Milton Erickson geliyor, NLP'nin modellediği çok ünlü bir isim. Bir gün bir çift ona gidiyor. Adam "Ben aksiyon filmlerini seviyorum, eşim romantik filmleri seviyor. Hangi filme gireceğiz diye tartışıyoruz" diyor. "Eşim romantik filmde uyuyor, bu çok gıcığıma gidiyor." Kadın "Niye uyuyorsun?" diye adamı zorluyor, zorbalıyor. Aksiyon filmine gittiklerinde de bu sefer kadın sıkılıyor. Tartışıp duruyorlar. Milton Erickson diyor ki: "Size çok kolay bir formül söyleyeceğim. Sinemaya gittiğinizde adam aksiyon filmine, kadın romantik filme girsin. Sonra sinemada buluşun ve birbirinize anlatın. Bir hafta birlikte romantik filme gidin, bir hafta da birlikte aksiyon filmine gidin ve paylaşmaya başlayın."

Burada "ben" ve "biz" alanını dengelemek çok önemli. Adam aksiyon filmini seviyor diye onun sevdiği şeyi neden ben de denemeyeyim? Adam da onun aksiyon filmini denediğini görünce romantik filmdeki duyguyu almayı denesin. Denemiyorsanız ayrı gidin, tekrar buluşun. Bu ayrılmak demek değil. Ama partnerin bunu yapamıyor diye onu çimdiklediğinde, zorbaladığında sıkıntı başlıyor.

Bir adam büyüme ortağını bırakamaz. Çünkü onu kaybetmek, geliştiği ve büyüdüğü ortağı kaybetmek demek. Birçok kadın burada sıkıntı yaşıyor. Adam iş hayatında gelişirken kadın "Sen gel buraya" diyor. Hayır. Sen de orada kendi bakımına özen göster. "Sen çalışmaya başladın, ben de kuaföre gidiyorum" gibi. Çünkü bir adam için büyüme ortağını kaybetmek sadece bir sevgiliyi kaybetmek değildir, kendi potansiyelinin bir parçasını kaybetmektir. Onun terapisti değil, bir anlamda taraftarı gibisin. Erkek bilinçaltında şunu hissetmeye başlıyor: "Bu kadının yanında daha iyi bir versiyonuma dönüşüyorum." Daha iyi versiyonuna ulaştığı kişiyi bırakmak, o versiyonu da bırakmak demektir. Sen ona bunu vermiş oluyorsun.

Kriz anında duygusal olgunluk neden ilişkiyi korur?

Beşinci ve çok önemli dinamik: duygusal olgunluk. En kriz anlarında, birbirinizle en çok sıkıntı yaşadığınızda bile saygıyı korumak. Açık denizde fırtınaya yakalanmış bir gemi düşün. Dalgalar dev gibi geliyor, rüzgar uğulduyor. O geminin kaptanı iki türlü olabilir. Birincisi dalgalar büyüdükçe panikleyen, her yöne dümen kıran, mürettebata bağıran kaptan. İkincisi fırtınanın ne kadar süreceğini bilen, rotasını koruyan, yavaşlayan ama kontrolünü kaybetmeyen kaptan. Hangisinin gemisinde olmak istersin?

İlişki de böyle. Her ilişkide fırtına, tartışma, kavga, kriz olur. Bazen aile gibi dış baskılar olur, bazen üçüncü kişiler çıkar ortaya. Mesele fırtınanın olup olmaması değil, fırtınada ne olduğun. Duygusal olgunluk şu demek arkadaşım: Kızgınken bile sükunetini koruyabilmek, adil olabilmek, kendini tepkisellikten daha sakin, mantıklı düşünceye yönlendirebilmek. Kırılmışken bile seni ya da ilişkiyi yok edecek bir şey söylememek.

Çiftlerde en çok gözlemlediğim şey şu: Kriz anlarında birbirlerine vururken aslında ilişkiye vurduklarını anlamıyorlar. Belli bir noktada ilişkiyi bitiren kavga, tartışma değil. Tartışmada saygının kırılması. Kötü sözler, küfürler, aşağılamalar. Kavganın ortasında bile ilişkinin düşmanı değil, sorunun karşısında olmak çok önemli. Çoğu insan kavgada kazanmaya, haklı çıkmaya, kendi canı ne kadar acıdıysa o kadar acıtmaya çalışır. Duygusal olgunluğu olan bir kadın ise kavgada bile ilişkiyi korumaya çalışır. Bu haklarından vazgeçmek değil, sakın yanlış anlamayın. Haklarını savunurken, kendini ifade ederken, sınırlarını çizerken ilişkiyi patlatmamak.

Bu dinamik neden bu kadar güçlü? Çünkü çoğu insan stres anında otomatik pilota geçer. Çocukluktan gelen kalıplar devreye girer. Bağırma, suçlama, küsme, agresif tavırlar, surat asma, cezalandırma. Bunlar otomatik tepkiler. Bir kadın bu kalıpların farkına varır ve fırtınada bile bilinçli kalabilirse erkek o ilişkide başka hiçbir yerde bulamayacağı bir şey hisseder: "Bu kadınla güvendeyim. Kavga etsek bile güvendeyim." Dönüp dolaşıp yine senin yanına gelir. Güvende hissettiği kişiyi bırakamaz. Bu, dünyadaki tek limanı terk etmek gibidir. Vazgeçilmez kadın videoları var ya, bence esas olay bu.

Bu beş dinamiğin ortak noktası ne?

Dikkat ettiysen bu beş dinamikte "Şunu yap, bunu söyle, şu mesajı at" gibi taktik vermedim. Çünkü mesele taktik değil. Bir erkeği sana bağlayan şey ne söylediğin değil, kim olduğun. Kim olduğun bir gecede değişmez ama farkındalıkla adım adım değişebilir.

Bu beş şeyin ortak noktasına bak. Adamın duygularıyla sana güvenebilmesi, bunun için sınırını bilen bir kadın olmak. Tutarlılık. Kendi değerini tanımak, kendi ekseninde durmak, değerlerinde bir öyle bir böyle olmamak. Bunu alıyorsa adam kaçmaya başlıyor. Kendi hayatını inşa etmiş olmak. Büyüme ortağı olmak, bunun için kendin de büyüyor olmak. Adam büyürken onu paralıyorsan, zorbalamaya başlıyorsan, o adamın orada durma kararlılığı biraz yavaşlıyor arkadaşım. Elçiye zeval olmaz.

Hepsinin ortak noktası ne? Sensin. Bir erkeğin senden vazgeçmemesinin sırrı ona ne yaptığın değil, kendinle ne yaptığın. Bu yazı içinde bir şeyleri kıpırdattıysa o hissi bir yere not et. Çünkü bilgiyi hatırlamayabilirsin ama farkındalığı, hissi hatırlarsın. Belki kolay cevaplar vermiyorum ama gerçek cevaplar vermeye devam ediyorum.

Bu konuyu daha detaylı dinlemek istersen videosunu buradan izleyebilirsin.

İlgili Yazılar

Hepsini Gör

ERDEM TAŞKINSU
 

Kendini Güncelle markasının kurucusu olan Erdem Taşkınsu, İstanbul Üniversitesi'nde Sosyoloji, Anadolu Üniversitesi'nde ise Sosyal Hizmetler Danışmanı bölümlerinden mezun olmuştur.
Atılım Üniversitesi’ndeki Aile Danışmanlığı programını başarıyla tamamlayan Erdem, önemli isimlere iş ve ilişki danışmanlığı yapmanın yanı sıra, geniş kitlelere yönelik öğretici konuşmalar düzenlemektedir. Atılım Üniversitesinde "Temel Koçluk ve  Mentorlük " dersleri vermiştir. 

YouTube/@erdemtaskinsu kanalındaki videoları 43 milyondan fazla izlenmiş olup, Milliyet gazetesinde ilişkiler ve kişisel gelişim üzerine yazıları yayımlanmaktadır.

ERDEM HAKKINDA DAHA FAZLA BİLGİ 
 

Ofis :

0 505 260 95 96

Takip

  • Instagram
  • Youtube
  • Facebook
  • X
  • TikTok
  • LinkedIn

Email 

bottom of page