top of page

Yaranamazsın: Seni Kullanan Birine Kırmızı Halı Olma, Seni Hak Etmesini Sağla

2 gün önce
8 dakikada okunur

Bir insana yaranamamak çok acayip pis bir duygu ve tahmin ediyorum ki çoğunuz bunu ilişkilerinizde yaşıyorsunuz. Çünkü şunu yapıyorsunuz arkadaşlarım. Anlayış gösterirsin, emek verirsin. Şefkatli olursun, düşünceli olursun. İstediği şeyi alırsın, belki bazen kendinden ödün verirsin. Bir şeyler yaparsın, verirsin ama sonuç yine aynı: Yaranamazsın.

Sorun tam olarak burada. Sen bir ilişki yaşamak için birinin hayatında kendini garantilemesine kredi veriyorsun. Bunu yaparken de kendinden ödün veriyor ve kendine borçlanıyorsun. O kişi de senin bu bedava çaban sayesinde parmağını bile kıpırdatmaya gerek duymuyor.

Çok çaba gösterirsem beni sever mi?

Asıl problem, ilişkiyle ilgili yanlış bir şeye inanmanız arkadaşlarım: "Elimden gelen her şeyi yaptığımda, çok sevdiğimde, çaba gösterdiğimde karşımdaki de beni sever." Çaba sevginin bir göstergesidir, doğru. Sevildiğini hissettiğin biri için çaba göstermek şahanedir. "Senin sevgini görüyorum ve ben de senin kadar çaba gösteriyorum" demenin bir yoludur. Ama sevildiğini hissetmediğin birine sevilmek için çaba göstermek sevgi almana değil, kullanılmana, senden faydalanılmasına neden olur.

Bugün seni hak etme noktasına onu nasıl getireceğini ve tersine çevirme tekniğini anlatacağım. Bu bir numara değil. Mesajı geciktirmek ya da kasıntılı bir şekilde gizemli davranmak da değil. Bu teknik senin yalvaran, muhtaç, bekleyen taraf olmanı bitirip seçen taraf olmanı sağlayacak. Hazırsan, onu hayatının prensi ya da prensesi gördüğün o pembe gözlükleri çıkarma zamanı. Birazdan anlatacaklarım canını acıtabilir ama seni gerçekten çok güçlendirecek.

Bir ilişik var ama ilişki yoksa ne oluyor?

Çevremde de görüşmelerimde de sıklıkla şu konu gündemde arkadaşlar: "Erdem, bana bir sevgili gibi davranmıyor. Ne yapsam olmuyor." Biriyle bir ilişik durumdasın ama ortada bir ilişki yok. Mesajlaşma var, ara sıra buluşma var, biraz yakınlık var ama ortada "biz" diye bir şey yok. Sen de soruyorsun: "Ne oluyor, nereye gidiyor, niye böyleyiz? Bak, bu kadar da uğraşıyorum."

Beni hayatımda daima haklı çıkaran bir ilişki kuralım var. Romantik ilişkide de diğer bütün özel ilişkilerde de çok işime yarıyor: Birinin ederi, yaptığı ya da yapmadığı kadardır.

Birinin ederi neden yaptığı kadardır?

Bu ne demek arkadaşlar? Sana güzel şeyler yapmıyor, kötü şeyler yapıyor, hatta seni duygusal olarak boşlukta bırakıyor. Bu durumda onun ederi ne olmalı? Düşük olmalı, değil mi? Ama sen yüksek değer vermeye devam ediyorsun. O kişinin bir zamanlar peşinden koştuğu insanlar ona ederi kadar değer vermemiş, ona kötü davranmışlardır. Şimdi sana iyi davranmıyor, çünkü sen ona, onun başkalarına yaptığı gibi ederi kadar değer vermiyorsun.

Şöyle düşün arkadaşım. Bir tarafta plastik bir bardak var, yanında da altın bir bardak. Altın bardağın barkodunu çıkarıp plastik bardağa yapıştırıyorsun. Kasadan geçtiğinde, yani o kişi zihninden geçtiğinde, plastik bardağın değerini altın kadar sanıyorsun. Ama o barkodu sen yapıştırdın. Zihninde de o kişiye onda olmayan özellikleri, yetkinlikleri, halleri sen yapıştırıyorsun.

Sonra kötü davranışı tolere ediyorsunuz ve kazanmak, düzeltmek için çaba gösteriyorsunuz. Çünkü içinden "Çaba ve emek verdikçe kazanırım" diyorsun. İyi de, mücadelede kazanırsın, başarman gereken bir hedef varsa kazanırsın. İlişki başarılacak bir hedef değildir arkadaşlar, yakınlıkla ilgilidir. O yakın hissetmiyorsa orada başaracağın bir hedef yoktur. Sen çabaladıkça kendin bağlanıyorsun. Plastiğe altın etiketini yapıştırıp ona altın gibi davrandıkça o da kendini altın, seni de plastik sanmaya başlıyor. Bunu seni kullanan erkek nasıl davranır yazısında da konuşmuştuk.

Kullanıldığını gösteren uyarı işaretleri nelerdir?

Burada bir denge ayarı yapmamız gerekiyor. Kendine şu soruları dürüstçe sor arkadaşım. O geri çekildiğinde, seninle konuşmak istemediğinde üstüne mi gidiyorsun? Arıyor musun, "Bugün buluşalım mı, neyin var, bir şey mi oldu, ben mi bir şey yaptım?" diye mesaj yazıyor musun? Panik mi yapıyorsun?

Buluştuğunuzda temasınız nasıl? Yakınlık temasla başlar. Sosyal ortamlarda sana dokunuyor mu, insanların yanında elini tutuyor mu? Bu çok önemli. Yoksa seni insanların içinde sevgilisiymiş gibi göstermekten kaçınıyor mu? Bu kadınlarda daha az, erkeklerde çok daha fazla görüyorum. Bu çok ciddi bir uyarı işaretidir, kırmızı alarmdır. Yanındaki insan seninle toplum içinde "biz" görüntüsü vermekten kaçınıyorsa orada bir ilişki değil, bir kullanım söz konusu olabilir.

Bir diğer klasik yalan da şudur, bu da erkeklerde daha fazla var: "Biraz bana zaman ver. Daha yeni başladık, bir kendimize gelelim. Kafam karışık." Bu bir oyalama taktiğidir. Size bir dostunuz olarak söylüyorum: Bir ilişki başlayacaksa o enerjiyle, o heyecanla başlar. Bir şeyi uzattıkça o işin gazı kaçar. Zaman istiyorsa ve o zamanı verince de başlamıyorsa o işin gazı çoktan kaçmıştır. Bir ay geçiyor, iki ay geçiyor, üç ay geçiyor. İki üç ay bir ilişkide çok ciddi bir süredir, altı ay ise çok daha ciddi. Üç aydır hâlâ ilişki diyemiyorsanız uyanmanız gerekiyor. Orada bir ilişki başlamayacak. Orada senin bekletildiğin, birinin menfaati için kullanıldığın bir durum ortaya çıkacak. Tabii bunlar sen ilişki istiyorsan geçerli. Sen de ilişki istemiyorsan, alan razı veren razı, problem yok.

Kendini birinin hayatında garantilemek neden yaranamamayı başlatır?

O kişiyi gönlünde ederinin olduğu yere koymadıkça, hep yukarı koydukça şu olacak: Daha fazla ver, daha fazla göster, daha fazla kendini kanıtla, sevgini göstermek için daha fazla çabala. İşte yaranamama döngün tam burada başlar arkadaşım. Çünkü karşındaki senin sevgini şöyle okuyor: "Bu kişi beni kaybetmekten korkuyor." Sen onun hayatında bir garanti oluyorsun.

Kendinizi kimsenin hayatında garantilemeyin. Sadakati verin, güveni oluşturun. Ama onun her davranışı karşısında orada duracağınızı göstermeyin. Gösterirseniz karşınızdaki "Demek ki ben değerliyim, paha biçilmezim" diyor. Plastiğe altın barkodunu yapıştırdınız mı arkadaşlar? Plastikleri altın sanarsan senin değerin karşı tarafta düşük algılanmaya başlar. Kaybetme korkusunu yenmek de burada başlıyor.

Peki Erdem, ne yapacağız?

Kendini sahiplen, kimseyi sahiplenme. Değerinin bir formülü var: Değer eşittir sınırların, artı karşılıklılık, yani yaptıklarının yankısını bulma halin, artı kendine duyduğun öz saygı, artı seçicilik ve ritim. Ritmi de okumalısın. Sert mi yazıyor, çok mu geç yazıyor? Ritimden kastettiğim bu. Sınır koymak bu formülün ilk parçası.

Bu dengeyi bozduğunda ne oluyor biliyor musun arkadaşım? İyi niyetli de olsan ilişkideki dinamik şunu üretiyor: Ne yapsan yaptıkların artık sayılmıyor, yapmadığında da "Ne oluyor?" deniyor. Bu sadece romantik ilişkilerde değil, aile ilişkilerinde ve yakın arkadaşlıklarda da böyle.

Çoğunuz mesajlaşmada da hata yapıyor. Gösterdiğiniz aşırı çabayı sevgi göstergesi sanıyordunuz ya, "Ne kadar çok çabalarsam beni o kadar çok sever" diye bir denklemimiz vardı. İşe yaramayan bir denklem bu. Seni seven insana çaba göstermelisin ama seni sevmesi için çaba göstermemelisin. Sevgi oluştuysa, onu kaybetmemek için çaba göstermelisin. Aradaki farkı fark ettiniz mi? Çaba göstererek sevilmezsin. Var olduğunu ve sevilmeye layık bir insan olduğunu hissettiğinde sevilirsin. Bu da önce kendine karşı duruşunla, sonra karşındakine karşı duruşunla başlıyor.

Kendine nasıl davrandığın neden bu kadar önemli?

Kendimle ilgili trajikomik bir durum anlatayım. Geçen ay bir TV programına çağırdılar, beni evden alacaklar. Açıkçası kolayıma da geliyor, hoşuma da gidiyor. 8.30'da gelecekleri söylenmişti ama 8.00'de geldiler. "Erdem Hocam, aşağıda bekliyoruz." "Tamam ama 8.30'da gelecektiniz, yarım saat erken geldiniz" dedim. "Bize böyle söylendi Hocam, biz bekleriz." "O zaman hazırlanacağım, yarım saate inerim" dedim. "Aa Hocam, acele edin, konuğumuz da var, onu da bekletmeyelim." Dedim ki "Bakın, acele edemem. Koştur koştur gelemem. Sizi de bekletmek istemem, siz gidin. Karşı tarafa bekleterek saygısızlık yapmak istemiyorum ama kendime karşı da saygısızlık yapmak istemiyorum."

Şunu düşünsenize: Aşağı koştur koştur, telaşla arabaya iniyorum, "Yetişeceğim, yetişeceğim." Güzel bir görüntü değil, hem yorucu hem şık değil. "Emin misiniz?" dediler, "Eminim, siz gidin" dedim. Sonra kendime "Erdem, helal olsun, çok güzel bir duruş gösterdin" dedim. Övünülecek bir tarafı yok ama iç iletişim böyle bir şey arkadaşım. Karşı tarafı bekletmeyi sevmem ama bana mobbing yapılmasını da sevmem. Kendine nasıl davrandığın çok önemli.

Soğuk mesaja nasıl karşılık vermelisin?

Sana örnek vereyim. Sabah hevesle, samimiyetle yazıyorsun: "Canım, günaydın, bugün nasılsın aşkım, böceğim?" Enerjin full. Karşı taraftan gelen cevap: "Günaydın." Ya da "İyiyim, sen?" Ben buna hep mesajlaşmanın konsolosluk düzeyine geçmesi diyorum. Sen ona aşk mektubuyla paragraflar döküyorsun, o sana resmi ve soğuk bir cevap veriyor. Bu bir mesajdır ve bu bir veridir arkadaşım.

Bu soğukluğa rağmen gardını almıyorsan, "canım cicim" demeye devam ediyorsan kendi değerini kendi ellerinle çöpe atıp karşı tarafa kırmızı halı sermeye devam ediyorsun. Karşı taraftan değer almak istiyorsan sana kırmızı halı sermeyen birine asla kırmızı halı sermemelisin. Orada duracak ve kendine "Bir dur bakalım" diyeceksin. O konsolosluk düzeyindeyse sen de diplomatik düzeye geçeceksin.

Seni sahiplenmeyeni sahiplenirsen ne olur?

Sahiplenme ve aidiyet birlikte işliyor. Karşı taraf seni sahiplendikçe ona ait hissediyorsun, onun sevgilisi olduğunu hissediyorsun. Bunu hissedemiyorsan seni sahiplenmiyor demektir. Sizi sahiplenmeyen insanları sahiplendiğiniz için bunlar başınıza fazlaca geliyor. Yaranamamanın temel nedeni budur. Seni sahiplenmiyorsa, seni hanesinin dışına çıkarıyorsa ve sen onun hayatını, sorunlarını, trajedilerini sahipleniyorsan sistem seni cezalandırıyor. Bunu seviyor ama sahiplenmiyorsa yazısında detaylı anlatmıştım.

O yüzden kuralımız neydi? Birinin ederi, yaptığı ya da yapmadığı kadardır. Güzel şeyler yapıyorsa odur, yapmıyorsa da odur. Sana kötü davrananı da iyi davrananı da doğru yere koymalısın. Toplumda şöyle bir şey var: Birisi kötü davrandığında hemen dikkate almaya başlıyoruz ama iyi davrananın kıymetini bilmiyoruz. Bu farkındalığın olsun, iyi davrananın kıymetini bilmek çok önemli.

Dışarı çıkmayı hep sen mi teklif ediyorsun? "Hadi şuraya gidelim, akşam şunu yapalım, bak yeni bir yer açılmış." Onu dışarı çıkarmak için adeta bir tur rehberi gibi mi çalışıyorsun? Arkadaşım, sen onun tur rehberi değilsin, o da senin değil. Bu birlikte karar verilip birlikte yapılacak bir şey. O ne yapıyor? "Bakarız, yorgunum, olmaz, çok acele ediyorsun, belki sonra." Ya da lütfedip geliyor ama zorla getirilmiş gibi surat asıyor. İlişkide zorlamak hiç iyi bir şey değil. Sen enerjini harcıyorsun, o bu enerjiyi alıyor ama karşılığında sana yatırım yapmıyor, yıkıcı bir enerji veriyor.

Geri çekilmek ne demektir?

Burada yapman gereken çok basit ama uygulaması zor, biliyorum: Geri çekilmeyi öğrenmek. Geri çekilmek, kendinle vakit geçirmeyi öğrenmek demek. "Hobilerine git, sevdiğin alanlara git" demiyorum. "Hiçbir yere gitmesen de kendinle mutlu ol" da demiyorum. Kendinle baş başa durabil diyorum. Bazı arkadaşlarımız duramıyor, çünkü korkuları var: Yalnızlık korkusu, onu kaybetme korkusu. Bunlardan kaçarak seni gerçekten sahiplenmeyen birine tutunuyorsun. Bu korkuları aşmak için kendi üzerinizde çalışın arkadaşlar.

Şu küçük farkındalık bir adım olabilir: Birinin fiziksel olarak yanında olması ya da sana ilişki beklentisi vermesi yalnız olmamanın garantisi değildir. Fiziksel olarak yanında ama ilişkide değilse zaten yalnızsın. Yanında ama söylediği cümlelerle, çektirdiği acılarla seni yalnız hissettiriyorsa yine yalnızsın. Çok kalabalık bir ortamda da yalnız hissedebilirsin. Ama mesafeler uzak olsa bile yalnız hissetmeyebilirsin. Bazen yalnızlık kendini şarj etmektir. Sen yalnız olmama umuduna tutunuyorsun.

Seni olduğun gibi mi seviyor, şablonuna mı sokuyor?

Şimdi en can alıcı noktaya geliyoruz. Bu kişi seni olduğun gibi mi seviyor, yoksa kafasındaki bir şablona mı uydurmaya çalışıyor? Sana aşağılayıcı kelimeler mi söylüyor, bedeninle ya da özelliklerinle ilgili? Bunu "dost acı söyler" kılıfı altında mı yapıyor? Kardeşim, sen benim dostum değilsin, sevgilimsin, değil mi? Böyle manipüle etmesine izin vermemelisin.

Senin iyiliğin için istiyormuş gibi yapıp kendisi için mi yapıyor? Kadın ya da erkek fark etmez. "Biraz kitap oku, kendini geliştir, vizyonunu geliştir." Ya da "Biraz forma gir, karın kası severim." Sen de "Aman beni beğensin, gözüne gireyim" diye kendini paralamaya mı başlıyorsun? Diyete girip kitaplara mı gömülüyorsun? Bir gün hevesle "Bak ne kadar ilerledim" diye bir şey bekliyorsun, o da "Daha iyi çalışmadın" diyor. Seninle böyle oyun oynamasına izin vermemelisin.

Orada forma giremediğin, kitap okumadığın, kilo aldığın için kaybetmedin. Kendi benliğini bir başkasının onayına sunduğun için kaybettin. Kendi benliğinizi asla bir başkasının onayına sunmayın arkadaşlar. İlişkide gelişim güzeldir ama paylaşımla olur. Birbirine destek olmak, birbirini geliştirmek güzeldir ama dayatmayla değil. Sen istediğin için kitap okursun, sağlıklı hissetmek için spor yaparsın, belki birlikte yaparsınız. Seni hamurdan bir oyuncak gibi şekillendirmeye çalışıyorsa orada sevgi yoktur, bir tatmin vardır. Sizi sürekli bir sınava sokan, level atlamanız gerekiyormuş gibi davranan insanlara çaba gösterirseniz günün sonunda yine yaranamazsınız. Kendinizden uzaklaşır, kendinizi kaybedersiniz. En kötüsü ne biliyor musunuz? Sen kendini kaybedince o kişi de sana olan sevgisini ve saygısını kaybediyor.

Tersine çevirme tekniği nedir?

Buraya kadar farkındalığımızın tozunu biraz üfledik arkadaşlar. Tersine çevirme tekniği aslında enerjinin rengini biraz değiştirmek.

Birinci adım: Musluğu kapat. Şu andan itibaren yaranmak için yaptığın her hareketi durduruyorsun. Bunun için önce o hareketleri fark et ve kendine sor: "Bunu onu gerçekten sevdiğim için mi yapıyorum, yoksa sevilmek için mi? Gerçekten sevildiğimi hissediyor muyum?" Aramıyorsun, sormuyorsun, "Beni seviyor musun?" diye onay dilenmiyorsun. Gereksiz uzun açıklamalar, paragraf paragraf mesajlar atmıyorsun. Biliyorum, yazıyorsunuz arkadaşlar. Karşındakinin ederi, yaptığı ve yapmadığı kadardır.

İkinci adım: Enerjini kendi iç kaynağına yönelt. Birebir görüşmelerde bu soruyu çok sorarım, size de sormak istiyorum. Zihnin bir bilgisayar gibi, o kişi de açık dosyalardan biri. O dosyaya yüzde kaç enerji veriyorsun? O zihinsel enerjiyi kendine vermiş olsaydın nasıl bir sen olurdu? "Acaba ne yapıyor, beni düşünüyor mu, neden aramadı?" sorularının yerine "Bu enerjiyi kendime harcasam ne yapıyor olurdum?" diye sor. Spora git ama o dediği için değil, kendine bakıp "Vay be" demek için, kendini aşmak için git. Kitap oku ama kendin için oku.

Üçüncü adım: Boşluğun gücüne güven. Sistemik düşüncede şöyle bir yasa vardır arkadaşlar: Doğa boşluk sevmez. "Evren istediğini verir" kuralından çok daha güzel işleyen bir kuraldır. Sen geri çekildiğinde aranızda devasa bir boşluk oluşacak. O kişi sana zerre kadar değer veriyorsa o boşluğa düşmemek için sana doğru hareket etmek zorunda kalacak. Seni merak edecek: "Ne oldu, neden artık üzerime düşmüyor, neden artık onayıma muhtaç değil?" İşte o an hak etmeye çalışan değil, hak edilmesi gereken taraf sen olmaya başlayacaksın. Ulaşılmaz erkek yazısında anlattığım denge de tam olarak bu.

Boşluk hiç dolmazsa ne olur?

Geri çekildin ve o boşluk hiç dolmadı mı? O zaman boşluğunu zararlı enerjisiyle doldurup seni tüketecek birinden kurtuldun arkadaşım. Bu kendini kandırmak değil. İlişkide neler yaptığını düşündüğünde göreceksin: Sana iyi mi geldi, kötü mü geldi? Her iki türlü de sen kazandın.

"Erdem, o gerçekten plastik değildi. Altın etiketini ben yapıştırmamıştım, o gerçekten altındı" mı diyorsun? O zaman onun yaptıklarına ve yapmadıklarına bir bak. Ama kendi yaptıklarına ve yapmadıklarına da bakmanın zamanı gelmiş olabilir.

Bu konuyu daha detaylı dinlemek istersen videosunu buradan izleyebilirsin.

İlgili Yazılar

Hepsini Gör

ERDEM TAŞKINSU
 

Kendini Güncelle markasının kurucusu olan Erdem Taşkınsu, İstanbul Üniversitesi'nde Sosyoloji, Anadolu Üniversitesi'nde ise Sosyal Hizmetler Danışmanı bölümlerinden mezun olmuştur.
Atılım Üniversitesi’ndeki Aile Danışmanlığı programını başarıyla tamamlayan Erdem, önemli isimlere iş ve ilişki danışmanlığı yapmanın yanı sıra, geniş kitlelere yönelik öğretici konuşmalar düzenlemektedir. Atılım Üniversitesinde "Temel Koçluk ve  Mentorlük " dersleri vermiştir. 

YouTube/@erdemtaskinsu kanalındaki videoları 43 milyondan fazla izlenmiş olup, Milliyet gazetesinde ilişkiler ve kişisel gelişim üzerine yazıları yayımlanmaktadır.

ERDEM HAKKINDA DAHA FAZLA BİLGİ 
 

Ofis :

0 505 260 95 96

Takip

  • Instagram
  • Youtube
  • Facebook
  • X
  • TikTok
  • LinkedIn

Email 

bottom of page