Seviyor Ama Seni Sahiplenmiyorsa, İlişkiye Emek Vermesini Sağlamalısın
Hayatına alıyorsun. Yazıyor, geliyor, gidiyor, hatta kıskanıyor bile. Ama iş netliğe, sorumluluk almaya gelince yavaş yavaş kayboluyor. Tanıdık geldi mi arkadaşlar? Hayatına birini almak önemli bir karar. Ama bir önemli karar daha var ve bunu öğrendiğinde ilişkilerinde çok önemli bir seviye atlayacaksın. Söylüyorum: Seni, senin onu aldığın gibi hayatına almayan birini hayatına almamayı, dışarıda bırakmayı öğrenmek.
Bu olmadığında ne oluyor arkadaşım? İlişkide varsın ama ilişki sanki yok gibi. Yan yanayken çok iyisiniz ama evlere gidince uzak gibisiniz. Adı konmuyor, cümleler hep muğlak ve sen içten içe kendini sorguluyorsun. Bir şeyler var, kendini kötü hissediyorsun. Ne oluyor? İşte bugün o "Ne oluyor?"u çözeceğiz.
Neden seni kaybetme ihtimali ona gerçek gelmiyor?
Bunun tek sebebi her zaman adamın kötü niyetli olması değildir. Kadının da aynı şekilde. Seni kaybetme ihtimali ona gerçek gelmiyor. Problem burada. Çünkü kurduğun ilişki sistemi ona şunu öğretiyor: "Ne yaparsam yapayım bu kadın burada zaten." Ya da "Bu adam burada zaten."
Bu videolarda amacım ilişkilerinize bir sistem olarak bakmayı öğretmek. Taktiklere bu yüzden başvurmuyorum. Şunu unutma: Hayatında ya da ilişkinde ne tekrar ediyorsa o senin normalin oluyor. Bu çok önemli. Sen çok mu verici oldun? Bu ilişkinin normali oluyor. Adam almaya mı alıştı? O ilişkinin normali oluyor. Sen mi hep almaya çalıştın, aldığının değerini mi bilmedin? O da normali oluyor.
Bugün kendi açımızdan da anlatacağım çünkü iki hataya düşüyorsunuz. Birincisi, adamın tarzını anlamadan onu istenen adama çevirmeye çalışıyoruz. Baştan yanlış bir motorla yukarı uçmaya çalışıyorsun. O motorla çıkamazsın ki. Bazı adamlar var, onlara geleceğiz: Koleksiyoncu adamlar, konforcu adamlar. Bir de ilişki yaşanacak güvenli adamlar var.
Geri çekilmek neden işe yaramıyor?
İkincisi, ilişkiye gerçekten bir değer katmıyorsan "Ben geri çekileyim, güç bende olsun, temas olmasın" diyorsun. Ama çoğu arkadaşım bunu öfkeyle, triplerle ya da yapay bir yoklukla, yapay bir sessizlikle yapıyor. Bu ilişkide tamamen bir güç oyununa dönüşüyor. Ama bu güç aslında tepkiselliktir ve tepkisellik kaos üretir. Kaos da ilişkiyi gerer. Tepkisel değil, etkisel olmalısınız arkadaşlarım. Çünkü ilişkide dengeyi getiren tepkisellik değil, etkiselliktir. Yoksa küfür etmek de bir tepkiselliktir.
Çoğu kişide şu oluyor: "Ben biraz geri çekilirsem korkacak, biraz mesafe koyarsam sahiplenecek." Ama iki soruyu sormuyorsunuz. Birincisi: Koleksiyoncu adam ya da konforuna düşkün adam gelse ne olur, gelmese ne olur? Bu adamın böyle olduğunu ve onu istediğine dönüştüremeyeceğini anlamak yerine geri çekilip bu adamlarla oyun oynamaya çalışıyorsun.
İkinci soru seninle ilgili arkadaşım. Bazen güvenle emek veren, ilişkiye yatırım yapan birini bulursun. O adamın karşısında soracağın soru şu: "Ben bu adamın hayatına gerçekten bir değer katıyor muyum?" Bazen değer kattığını düşünürsün ama onun için çok anlamlı değildir. Katmadığın bir değeri geri çeksen de, kendini geri çeksen de bir anlamı olmaz.
İlişki sadece almak için gidilen bir yer mi?
Devamlı alıcı olmak da çok sıkıntılı ve bunu hiç kimse gündeme getirmiyor. Kadınlar "Dişil enerji almaya odaklıdır" diye videolar izledi, izledi ama güvenli, sağlıklı ilişkinin dengeden geçtiğini unuttu. Bu denge "Onun şartları da benim şartlarım da eşit olsun" dengesi değil. Parametreleri değişebilir, senin nasıl dengelediğin önemli. İlişki sadece almak için değil, vermek için de gittiğin bir yer. Adam için de öyle, kadın için de.
Sürekli hazır, sürekli anlayışlısın ama partnerinin hayatında dönüştürücü bir iz bırakmıyorsan geri çekilmen de şok etkisi yaratmaz. İstediğin kadar konuşma onunla, şok etkisi yaratmaz. Bir boşluk yaratır ama sistem boşluğu sevmez, onu doldurur. Boşluğun hissedilmesi alışkanlıktan olan bir şeydir, bir değer üretmez. Sen onda bir değer üretirsen o zaman senin esas yokluğunu hisseder.
Değer sadece cinsellik değil. Cinsellik çok güçlü bir değerdir ama tek başına yeterli değildir. Bir erkek bir kadına neden bağlanabilir? Çünkü o kadından birçok değeri alıyor olabilir. Arzu, şehvet, şefkat, belki ilham, gurur, huzur, belki anlam.
Masumiyet Müzesi'nde adamın dediği bir cümle vardı mesela: "Herkes benim aşkımı görecek, ne kadar bağlandığımı görecek." Adamın derdi aşkının ne kadar ulvi olduğunu anlatmak. Koyu bir narsist değil ama narsistik eğilimler var. Gerçekten seviyor mu kadını? Sevmesi de aslında kendi hazları için. Sahiplenmesi de kadını kontrol etme noktasına varıyor. Sahiplenme birini kontrol etme noktasına gidiyorsa bu hiç sağlıklı değildir.
Sahiplenmiyorsa senin payın ne?
Sözün özü, birinin senin yokluğunda sana gelmesi için o ilişkide sadece var olman değil, ilişkiye gerçekten değer katman çok önemli. Bu hepimiz için geçerli. Belki sen çok değer katıyorsundur, ben burada sadece tahmin ediyorum. Ama bu seni düşünmeye sevk etsin. Sahiplenmediyse "Ben bu adama gerçekten bir değer kattım mı, yoksa toksikleşiyor muydum, hayatındaki değeri alıyor muydum?" diye kendinde olan durumları da çok iyi düşünmen gerekir.
Görüşmelerde hep şunu söylerim: İlişki bir trafik kazası gibidir. Yüzde 100 birinin suçlu olduğu bir durum değildir, yüzdeleri vardır. Sen de kendi payını alacaksın. Herkes "Ben süperdim, ona çok değer katıyordum, çok şey yaptım" der. Gerçekten öyle de olmuş olabilir. Ama bununla herkes yüzleşemez. Dürüstçe yüzleştiğinde iyi bir seviye atlarsın arkadaşım. Seni kaybetme ihtimalini düşünebilmesi için bu değeri oluşturmamız lazım. Yoksa istediğin kadar konuşma, istediğin kadar mesafe koy, bunların hepsi işlevsiz kalır.
Hangi adamlar sahiplenme kapasitesine sahip değil?
Sahiplenecek adamı da iyi anlaman lazım. Yola çıktığın kişiyle o yolu tamamlayabilir misin, o kapasitede mi? Geçen gün bir paylaşım yaptım: Sevgi bir yetenek. Sahiplenme, sorumluluk alma ise bir kapasite meselesi. Bazı adamlar bunu taşıyamıyor. Tanıştığınız adamın tarzını iyi okuyun.
Birincisi konforuna düşkün adamlar. Seni hayatına alır ama rahatlığından taviz vermez. Önce onun ihtiyaçları vardır. Seninle rahatının dışında, arta kalan zamanda görüşmek ister. Seni seviyor gibidir, yanındayken iyi gibidir, ilgisi var gibidir ama düzenini, rahatını, rutinini asla bozmak istemez. Hayatında varsındır ama hayatının merkezine bir türlü giremezsin. Çünkü bu adamlar için merkez değişirse sorumluluk başlar. Nasıl anlayacaksın? Hafta sonu "Şunu yapacağım, arkadaşlarımla gezeceğim" der. Sana ve ilişkiye değil, konforuna zaman ayırmak istiyor. Temel motivasyonu ilişki değil, rahatlık. Sen ne kadar uyumlu, anlayışlı, sorunsuz olursan onun için o kadar iyi, çünkü her şey yolunda. Bu erkek seni kaybetmekten korkmaz, kaybetmeyeceğini düşünür.
İkincisi koleksiyoncu adamlar. Kötü bir isim gibi gözüküyor, değil mi? "O partnerim olsun, onunla da flört edeyim, o kişileri de takip edeyim." Devamlı yeni insanları takip ederler, sosyal medyada grafikleri hep artar. Flört imkanı olursa flört etmeye çalışırlar. Hayatlarında hep birileri olma potansiyeli vardır. Çok seçeneği sevdikleri için özgürlüklerinden asla taviz vermek istemezler. Neden koleksiyoncu diyorum? Çünkü gerçekten koleksiyon yapıyor gibiler. Hepsi arkadaşları, hepsiyle ilişki yaşama potansiyeli var ve hepsini farklı yerlere koyuyor. Bunlar genelde iş hayatında zirveye çıkmış tiplerdir. Bu adamların hayatında diğerlerinin arasında çok değerli olabilirsin. Bunu kabul eder misin? Tabii ki etmezsin. Bu ilişkiye çok değer verip yatırım yaparsan garantiye dönüşürsün. Garanti olan şey de bunlar için heyecan üretmez. Böyle bir adamın seni sahiplenmesini sağlayamazsın. Ya böyle kabul edeceksin ya da bunu beklemeyeceksin.
Üçüncüsü kaçan adamlar, yani kaçınmacı tipler. Bağlanma stillerinde bunu çok anlattım, o yüzden çok girmiyorum. Bu adamların sorunu yakınlıkla ilgili. Hep diyordum, termostat gibi, yakınlık arttıkça tık deyip geri çekiliyor. Sahiplenmemesinin sebebi kendi alanını korumak, daralıyor. Bazen sadık bile olabilirler ama ilişki derinleşmeye başladığında frene basarlar. Buradaki mesele başkaları değil, onun alan ihtiyacıdır.
Dördüncüsü güvenli erkekler. Daha yatırımcı, daha emekçi, partnerini seven, üstüne titreyen adamlar. En kritik olanı da bu. Bu adam ilişkide gerçekten bir değer aldığında ilişkiye adını koymaya, yatırım yapmaya başlar. Beyefendi adamlar da var. Onları görebilmeniz, onlara şans verebilmeniz önemli.
Bazı arkadaşlarım "Fedakar olursam, verici olursam daha fazla sahiplenilirim" diye düşünüyor olabilir. Bu dört tipte yapı farklı çalıştığı için bu inanç hiçbirinde işlemez. Sana gerçekten veren, senin kadar sana gelen birine verdikçe evet, sahiplenme iki tarafta da artar. Belki en hayran olduğun o potansiyel, o kapasite sana aradığın huzurlu, bağlı ilişkiyi vermiyor olabilir. Güvenli bağlanan bir adamdan alacağın şey aşık olduğun adamdan gelmiyor olabilir. Belki ilişkilerindeki en büyük sınavın bunu kendine anlatabilmen olacak. Bunu kabul etmediğin müddetçe ilişkilerde savrulmaya aday olabilirsin. Güvenli adamın hayatında da değer üretmeden beklenti koyarsan ondan da çok duygu alamayabilirsin.
Sahiplenme nasıl oluşur?
Sahiplenmek derken ilişkiyi koruyan, benimseyen, sorumluluk alan bir adamı kastediyorum. Sahiplenme romantik bir duygu değildir. Benim bakış açımda, ilişki dinamiklerinde sahiplenme bir sistemden gelen sonuçtur. Sen ilişkide nasıl bir sistem kurarsan partnerin ona göre sahiplenir ya da sahiplenmez.
Üç şekilde çalışır: Adam emek veriyor mu? Onun için önemli bir anlam taşıyor musun? Kaybetme ihtimali gerçek mi? Bunlar bir araya gelirse çok net söyleyeyim: Senin için emek verdikçe karşı tarafta bir anlamın olmaya başlar. Anlamın oldukça sahiplenir. Sahiplendikçe kaybetme korkusu başlar. Böylece seni kaybetmemek için ilişkiye daha çok emek vermeye başlar. Yani bu işler sözle, taktikle değil, döngüyle olur. Bu döngünün de şartları var.
Bu döngünün şartları neler?
Birincisi, bu işler tek taraflı değildir. O yüzden videonun başında adamı seçmen lazım dedim. Bu adam gerçekten ilişki kurulabilecek bir adam mı? Karşılıklılık çok önemli. Koleksiyoncu ya da konforuna düşkün biri bu adımı atmayacak biri olabilir. Tek taraf yatırım yapıyorsa sahiplenme oluşmaz, tek taraflı yorulma oluşur. Bir süre sonra yorulursun, taşıyamazsın, yıpranırsın. Sessiz kalırsın ama adam zaten koleksiyoncu, sen olmazsan başkasıyla flört ediyordur. Ama onun için gerçekten önemli bir değer oluşturduysan kendini geri çektiğinde geri dönebilir. Yani kişiye göre yapacağın şeyler hep değişiyor. Ben bunları dört tipe ayırdım ama nüfus sayısı kadar farklı insan var.
İkincisi, erişim olacak ama koşulsuz olmayacak. Birine sınır koymuyorsan ilişkiye ve karşındaki adama şunu öğretiyorsun: "Uğraşmasam da bu kadın zaten orada." Aşırı sınır varsa da adam şunu öğreniyor: "Ne yapsam ulaşamıyorum, bir türlü olmuyor." Karşındakinin seni sahiplenmesi için "Partnerime ulaşabiliyorum ama koşulsuz değil, her durumda ve her şartta erişemem" demesi gerekiyor. İnsan olarak koşulsuz sevebilirsin ama ilişkinin sürmesi için belli koşulların olması gerekir. Her koşulda kabul ettiğin, her an ulaştığın biri "Nasıl olsa oradasın" der. Ona sana değer vermemeyi sen öğretirsin.
Üçüncüsü, seni kaybetme ihtimalini bazen düşündürmek. Kendine duyduğun saygı bazen bırakabilmeyi, bazen vazgeçebilmeyi gerektirir. Bunu kendi öz saygın için yapabilmelisin. "Ben ilişkide belirsizliğe, süreçle ilgili bilgisiz kalmaya gelemiyorum. Bu beni çok rahatsız ediyor." Bunu net söylemen gerekiyor. "Böyle yaptığında ben şöyle hissediyorum" diye değil, net bir şekilde sınırını çekerek. Belirsizlik hoşuna mı gitmiyor? "Belirsiz ilişkileri sürdürmek beni çok yoruyor." Netliğini ortaya koyman çok önemli.
Konforcu adamlar ve koleksiyoncular "Biz neyiz?" sorusunu hiç sevmezler. Sevgililer gününde de, herhangi bir günde de. Ama belirsizlikte birinin seni sahiplenmesini sağlayamazsın. Bu yüzden ne istediğini, netlik istediğini açıkça ifade edebilmelisin.
Bu konuyu daha detaylı dinlemek istersen videosunu buradan izleyebilirsin.
