Saygı Duyulan İnsan Olmanın 7 Sırrı: Kaliteli ve Cool Görünmek
Saygı ile sevgi arasındaki farkı hiç düşündün mü? İşin en güzel tarafı şu: Saygıya layık bir şey yaptığın zaman insanlar seni sevse de sevmese de bu değeri sana vermek zorunda kalırlar. Saygı, insanların senin varoluşuna vermiş olduğu bir puandır aslında. Peki başkalarının gözünde nasıl yüksek saygı kazanırız? Şununla karıştırma: Birilerine kendimizi beğendirmek için bir şeyler yapmayı kastetmiyorum. Beğendirmeye çalışırsan o saygıyı kaybedersin zaten.
Para, yaş ya da makam saygıyı satın alır mı?
Para olarak güçlü olmak saygıyı satın alır mı? Yaşının büyük olması, makam olarak daha üst bir pozisyonda olman saygıyı satın alır mı? Bunlar saygıyı satın alıyormuş gibi gözükse de aslında karşı tarafta korku yaratabilir. Karşındaki kişi korktuğu için, seni daha yukarıda algıladığı için saygı duymak zorundaymış gibi görüntü verebilir. Karşındaki kişi cesur ve korkmuyorsa ne senin makamına, ne senin parana ne de başka bir şeye hürmet etmez.
Geçenlerde YouTube'da bir boks müsabakası izledim. Dünya boks şampiyonu Tyson Fury ile Francis Ngannou diye bir adam karşılaştı. Bu adam MMA'de, aslında UFC'de dövüşüyor; karma dövüş sanatlarında dövüşüyor ama boks tecrübesi yok. Tyson Fury dalga geçiyor, "Ben en iyiyim" diyor. Bu arada Francis Ngannou'yu Mike Tyson çalıştırıyor. Skora baktığında puanları dünya boks şampiyonuna verdiler, Tyson Fury yenmiş gibi gözüktü. Ancak Ngannou, Tyson Fury'yi yere yıkmayı başardı. Çok daha iyi bir performans sergiledi ve bence birçok kişinin saygısını kazandı. Bir gösteri maçıydı, adamın karizmasını yerle bir etmek istemediler ama Ngannou gücü olduğunu gösterdi.
Daha zengin insanlardan daha çok saygı kazanan orta halli insanları görmüş olabilirsin. Bazı bilim insanları böyledir; zekasıyla, başarısıyla, yaptığı sonuçlarla ön planda olur. Saygı da kazanılan bir şey. Şarlatanlık yaparak, efelenerek ya da üstten bakarak olacak bir şey değil. Tamamen kaliteyle ilgili bir şey.
Zamanına nasıl davrandığın saygıyı nasıl etkiler?
Karşındaki kişinin sana saygı duymasını sağlayan en önemli noktalardan birisi zamanla olan ilişkin. Kendine verdiğin değeri ölçmek istiyorsan zamanını nasıl değerlendirdiğine bak. Zamanını kimlere verdiğine bak. Sevgilinden saatlerce mesaj bekledikten sonra hemen bir mesajına anında dönüyorsan, zamanla ilişkinin çok basit olduğunu söyleyebiliriz. Kendine değer veren, öz saygısı yüksek olan insanlar zamanını öyle kolayca satmazlar.
Bu akşamüstü müsait olmayacağını söyleyen birisinin mi zamanı daha değerlidir, yoksa aradığın her an hazır olduğunu gösteren birisinin mi? Sakın yanlış anlama, bunu bir taktik olarak kullan demiyorum. Bazı insanlar bunu manipülasyon için kullanıyor; bu tarz manipülasyonlara da kanmamak lazım. Gözünü açacaksın, söylediği şeylerin ne kadar tutarlı olduğuna bakacaksın. Darwin'in güzel bir sözü var: "Bir saatini boşa harcamaya cesaret eden bir insan, hayatının değerini keşfedememiş demektir."
Zamanını ciddiye almayan insanlara karşı kendini sorumlu hissetme. Karşı taraf seni düşünmüyor, kendi menfaatini düşünüyor. Zamanına değer vermediğini karşı tarafa gösterirsen karşı taraf niye senin zamanına değer versin?
Bulunduğun ortamın boşluğunu nasıl doldurursun?
İkinci nokta, boşluğu doldur. Etkileşime girdiğin herkes istisnasız bir ön yargı yapar. Bunu bilinçaltı zihnimiz refleks olarak yapar ve konuşmaya başladığında değil, gözleri seni gördüğü anda yapar. O sırada şüpheli davranıyorsan o boşluğu dolduramadın, o alanda enerji olarak yeterince yer kaplayamadın demektir.
Herhangi bir ortamda senden daha popüler, daha zengin ya da daha başarılı birisi olabilir. Bunlar karşısında ne kadar sarsılmaz bir özgüvenin varsa karşındaki kişi o kadar saygı duyuyor. Burada önemli olan, senin de orada bulunma hakkın olduğunu karşı tarafa hissettirmek. Nerede olursan ol, kimle konuşursan konuş, "Bu ortamda bulunmaya benim de hakkım var" deyip cesur bir şekilde durabildiğin ölçüde karşı taraf bunu hissediyor. Etkileyici bir hitabetçi olmana gerek yok ama orada bir şekilde bir sesin çıkması lazım.
Ses tonun ve cümlelerin nasıl olmalı?
Üçüncü nokta: Ses tonun asla titrek çıkmamalı, cümle kurulumların belirsiz ve dağınık olmamalı. Söylemeden önce düşünmen, ne istediğini toparlaman, hedef odaklı konuşman ve güçlü bir ses tonuyla başlaman çok önemli. Ne istediğini bilmeden, gelişigüzel konuştuğunda karşı tarafa kendinden emin değil havasını veriyorsun.
Mesela birisi sözünü kestiğinde ne yaparsın? Bazı kişisel gelişim kitaplarında "Bir dakika, daha sözümü tamamlamadım" diye başlatıyorlar. Bence bu kaba bir ifade. Benim tarzım şu: Gözlerinin içine bak ve "İzninizle şunu da ifade ettikten sonra sözü size bırakacağım" de. Burada iki hamle var: "İzninizle" diyerek egosunu sıvazlıyorsun, gözünün içine bakarak kendinden emin olduğunu gösteriyorsun.
Prensiplerin saygı kazanmanda neden önemli?
Dördüncü nokta: Prensiplerin olsun ve onları koru. Prensipli insana saygı duyulur. Güzel bir söz vardır: Karakter, kimse olmadığında doğru olanı yapmaktır. Seni kimse izlemediğinde bunu yapmanı sağlayan şey prensiplerin, değerlerindir.
Özgüvenin temeli ne diye sorarsan bir cümleyle şunu söylerim: Değerlerine inançlı bir şekilde dürüst kalmaktır. Bunu koruduğunda başkaları tarafından onaylanmasan bile saygı görürsün. Sevmezsin ama saygı duyarsın, tasvip etmezsin ama saygı duyarsın. Eğer birisi seni değerlerin konusunda kolayca manipüle ediyorsa unut saygıyı. Mesela Leon filmi vardır. Leon orada bir tetikçi ama işini o kadar profesyonel yapıyor ki herkes ona saygı duyuyor. Yaptığı şey kötü ama iyi yürekli de bir adam, filmde bir kıza yardım ediyor. Yine de saygı duyuluyor. Bu yüzden ne olursa olsun prensiplerini koru.
Hazırlıksız anlarda nasıl profesyonel kalırsın?
Beşinci nokta: Hazırlıksız da profesyonel ol. Sana zor bir soru geldiğinde, birisi sana laf çarptığında illa hazırlıklı olmayı bekleme. Bu seni çok fazla mükemmeliyetçi yapar. Hayatın içindeki sınavlar hep hazırlıksız gelecek ve hazırlıksızken gösterdiğin performansa göre not alacaksın.
Arkadaş ortamında, romantik bir ortamda ya da bir iş toplantısında zor bir soru geldi diyelim. O anda kekeleyip dağılmaya mı başlarsın, yoksa hiç çaktırmadan ortama bakıp göz iletişimi kurup ortamın kontrolünü ele almak için bir süre bekler misin? Bir süre beklediğinde zaten diyeceğin şey de aklına gelecek.
Kendini beğendirmeye çalışmak neden saygını düşürür?
Beğendirmeye çalıştıkça saygı düşüyor aslında. Bazen konuşuyoruz, görüşüyoruz ve karşı taraf bir saat boyunca hep kendini anlatıyor: Şunu başardık, şunu yaptık. Devamlı kendini anlatan birinde genelde bir cacık yoktur. Usta etkilemeye çalışmaz, ustalığını o sırada gösterir. Dikkat et, bu sende de olabilir.
Meydan okumak sana nasıl saygı kazandırır?
Ve son nokta: meydan okumak. Karşındaki kişiye gerektiğinde meydan okuyabilecek, onu kendisiyle yüzleştirebilecek kadar cesur olmalısın. Esas saygıyı burada kazanırsın. Ama saygısızlık yapmadan. Bizim toplumda çoğu zaman karşı tarafı eleştirdiğini sanarak şahsiyetine saygısızlık yapılıyor. Oysa karşı tarafı zekice eleştirebilirsin. Hem karşı tarafın egosunu ezmeyeceksin hem de kendi düşünceni söyleyeceksin.
Sözün özü: Beğenilmeyi değil, saygıyı hedefle. Beğenilmeyi hedeflersen karşı tarafa hep tabi olursun, edilgen olmaya başlarsın. Birilerine kendini beğendirmeye çalışan, kimseyi kırmaya cesaret edemeyen insanlar özünde beğenilmeye muhtaç kişilerdir.
Bu anlattıklarımın merkezinde ilişki var. Romantizmde de var, yakın ilişkilerde de var, iş hayatında da var. O yüzden kendine saygı duy. İnsanlar da sana saygı duysun ama fazla değil, o zaman da kibirli olursun.
Bu konuyu daha detaylı dinlemek istersen videosunu buradan izleyebilirsin.
