Ayrılık Sonrası Düşme, Yeniden Ayağa Kalk: Önce Kendine Güçlü Bir Duruşun Olsun
Ayrılıklarda ya da ayrışmalarda güçlü durabilmek çok önemli. Çoğu arkadaşım bazen güçlü duramayabiliyor. Ayrılığı sen mi istedin, o mu istedi? Bu baştan dinamiği değiştiren bir durum, çünkü duruş dediğimiz şey tam olarak burada değişiyor arkadaşlar.
Aranızda "Ben onsuz ne yaparım?" diyenler de var. Burada kimliğini kaybediyorsun, çok daha önemli bir şeyi kaybediyorsun. Onu bir parçan, onu kendin haline getirmişsin. Bu yüzden eski sevgiliyi özlüyorsunuz ve geçmişi yanlış hatırladıkça daha fazla özlüyorsunuz. Geçmişi seni ayağa kaldıracak şekilde değil, aşağı çekecek şekilde hatırlıyorsun. Yaptığı hareketleri o kadar büyütüyorsun ki belki yaptığı şey bir sevgi gösterisi bile değil ama sen onu sevgi göstergesi sanıyorsun. Böyle durumlarda güçlü duruşun en önemli üç psikolojik dinamiğinden bahsedeceğim.
Güçlü görünmek neden güçlü duruş değildir?
Bazen ilişkilerde araya bir ayrışma girer. Ayrışmanın sonu ayrılığa da gidebilir, tekrar birleşmeye de. Her ayrışma ayrılıkla sonuçlanacak değil, her ayrılık da bir bitiş değil arkadaşım.
Çoğu insanın kafasında şu var: "Güçlü görüneceğim, sessiz kalacağım, umursamıyormuş gibi yapacağım." Arkadaşım, bu bir duruş değil, bir rol. Rol yaptığın yerde bedenin rahatlamaz, zihnin sakinleşmez, gönlün de toparlanmaz. Gerçek duruş karşı tarafa mesaj vermek için yapılan bir davranış biçimi değildir, bir tepki değildir. Tepki verdiğin her an bir mesaj verirsin. Mesela hemen engellersen bu bir mesajdır. Gerçek duruş ne biliyor musun? Zihninin, duygunun ve bedeninin güçlü ve dengeli bir şekilde durabilmesidir.
Sana net söyleyeyim: Ayrılığın sonunda yapılan davranışların yüzde 80'i karşı tarafın zihnini etkilemek için yapılan bir çabaya dönüşmüş durumda. "Karşı tarafın dikkatini nasıl çekerim?" Bu videolarda bakıyorum, insanlar kendine dönmek yerine, "Bu adamı ya da bu kadını neden parçam yaptım, o gidince ben neden yok oluyorum?" diye sorgulamak yerine "Onu nasıl kazanırım? İlişkiyi tekrar nasıl yaşarım? Beni nasıl tekrar sever?" çabasına giriyor. "Yazmayayım da merak etsin. Bir story atayım da görsün. Sessiz kalayım da pişman olsun." Arkadaşlarım, bunların hiçbiri güçlü duruş değil. Bunlar senin kontrol kayıpların.
Ayrılık kararını taşıyabilecek misin?
Güçlü duruşunuz şu sorularla gelecek: "Ben bu kararı neden aldım? Bu kararın duygusal yükünü taşıyabilecek miyim?" Taşıyamayacağın bir kararı almak seni güçlü yapmaz. Her zaman bir sonraki adımını düşüneceksin.
Tecrübeli kadınlarda bugüne kadar şunu görüyorum, kendi hayatımda, ilişkilerimde de geçmişte hep böyle yaşadım: İlişkiyi bitirecekse önce kendini hazırlıyor. Bir iki ay "Onsuz yapabilecek duruma gelebilecek miyim?" diye kendini hazırlıyor. İyiyse fişi ondan sonra çekiyor. Bir ayrılık kararı düşünüyorsanız önce "Hazır mıyım?" diye düşünün. Hazırlıklı olmak çok önemli. Bazı arkadaşlar, genelde gençler, bunu hesap edemeyebiliyor. Ama diyelim ki ayrıldın, yine kıyamet değil. Hazırlıklı hale nasıl gelirsin, bunun formüllerini de vereceğim.
Taktik mi, duruş mu?
Burada kritik bir ayrım yapmamız gerekiyor arkadaşım. Güçlü duruş diye gösterilen bazı şeyler aslında taktik. Mesela mesaj atmamaya direnip her dakika telefonu kontrol etmek. Mesaj atmamaya çabalıyorsun ama mesaj atmama halini kabullenmemişsin. Story atıp görmüş mü diye bakmak, story'ne kalp koymuş mu diye düşünmek. Bunları düşünüyorsan orada duruş sergileyemiyorsun. Çünkü ona karşı bir duruş sergileyebilmen için önce kendine karşı saygıyla bir duruşun olması gerekiyor.
Arkadaşlarına "Sence ne düşünüyor?" diye sormak da öyle. Arkadaşın senin deneyimini yaşamadı. Arkadaşlarınız her zaman doğruyu bilmeyebilir, belki o konuda yeterince deneyimi yoktur, belki yanlış biliyordur. Bu da seni yanlış yönlendirebilir. Eşyaları bahane edip teması sürdürmek de öyle: "Benim eşyalarım sendeydi, alayım mı?"
Bu saydıklarımı yaptığında güçlü görünürsün ama içeride sana şunu söyler: "Ben bu ayrılığı taşımakta zorlanıyorum." Bir tarafın mesaj atmak, tekrar aramak istiyor. Temas kurmuyorsun ama kendini zorla tutuyorsun. Sessiz kalıyorsun ama içten içe fırtınalar yaşıyorsun.
Onun ne düşündüğünü düşünmeyi bırakabilmelisin. Diyelim ki dayanamadın, mesaj attın. "Bu mesajla beni şöyle düşündü" diye düşünmeyi artık bırakman gerekiyor. Kendini ortaya koyabilmek için kendi gerçeklerine dönebilmelisin. Gerçekten bir duruş sergilemek istiyorsan dışarıya karşı değil, içeriye, kendine karşı bir şeyler yapmalısın. Güçlü duruş "Bak bırakıyorum, gör bakalım ne hale geleceksin, bak geri geleceksin" diye intikam planları yapmak değildir. "Ben kendimden kopmadım" diyerek varoluşunu hayatında yaşayabilmektir. Gösterebilmek demiyorum. Göstermek için çabalarsan yine onun için bir şey yaparsın. Göstermek için çabaladığınız her şey karşı taraf için yaptığınız bir şeydir. Kendi varoluşun için yaptığın ve yaşadığın her şey ise kendin içindir. Ayrılıkta ne yapıyorsan onun için değil, kendini düşünerek, kendin için yapmalısın.
Sen ayrıldıysan güç nedir?
Kimin ayrıldığı çok önemli. Sen mi ayrıldın, o mu ayrıldı? Bu iki durum aynı davranışla yönetilmez arkadaşım. Mesele sadece kontrolün kimde olduğu değil. Bu ayrılığın sorumluluğunu gerçekten alabildin mi?
Sen ayrıldıysan güç nedir biliyor musun? Geri dönüp kapıyı tekrar açmamaktır. Sen ayrıldıysan, güçlü gibi durup sonra boyun eğip "Sana dayanamadım" dediysen orada savaşı kaybettin. İlişki bir savaş değil ama o anda bir psikolojik savaş var sonuçta.
Ayrılık kararını alan kim olursa olsun dışarıdan daha güçlü görünür. Ama içeride her zaman "Acaba yanlış bir karar mı verdim?" riski vardır. Bu yüzden ilişkilerde, özellikle danışmanlıklarda her zaman sloganım şudur: Seni en mutlu yapacak seçimi seçmek değil, sana keşkeyi en az yaşatacak seçimi yapabilmek. Pişmanlığı en az olacak seçenek hangisi? Bazen üç seçenek vardır ve üçü de seni çok mutlu etmeyecektir. Ama biri belki bir ay sonra, belki bir yıl sonra sana en az keşkeyi yaşatacaktır. Bunu bulmak çok daha önemlidir.
Ayrılık kararını sen verdiysen, tekrar birleşmeyi müzakereye açmadan önce profesyonelce yaklaşmanız çok önemli. Güçlü davranmak için duygusal boşluklarınızı yakalayın. Çünkü yalnızlık hissettiğiniz anlarda kafanda geri dönme senaryoları üretmeye başlarsın: "Ne olacak ki? Bir mesaj atsam." Belki o sırada adam da sana yazıyordur, değil mi? Çoğu zaman beynin seni ikna etmek için o bahaneyi üretir: "Bir konuşup kapatsam mı? Son bir kez netleştirelim, tam açıklayamadık, tam olmadı." Onun seninle konuşmak istememesi, soğuk hareketleri, sözsüz sinyalleri en büyük ve en net cevaptır. Bir kez daha konuşup netleştirmek için kendini ikna etmene gerek yok. En çok yaptığınız hatalardan biri bu.
"Ayrıldık, benim hakkımda şimdi ne düşünüyor?" Karşı tarafın duygusuyla zihnini meşgul etmeyi bırakmadıkça bu düşünce her şeyi bükecek. Net bir cümle söylemek istiyorum arkadaşım: Bir insanın gücü ayrılığı başlatmasında değil, ayrılığı sürdürebilmesinde saklı. Sürdürebilmek de ona hazır olmakta saklı. Ayrılık kararını sen verdiysen güçlü duruş budur: Bu duruşu sürdürebilirsen güçlü olursun.
O ayrıldıysa nasıl güçlü durursun?
O ayrıldıysa dinamik farklı. Bazen sudan çıkmış balık gibi oluruz. Karşımızdaki ayrıldığında bir anda kendini kimsesiz hissedersin. Özellikle çok bağlandıysan "Ben şimdi ne yapacağım?" dersin. İlk aşama şok aşamasıdır. Bu şoku sadece böyle kayıplarda değil, ölüm kayıplarında, hastalıklarda da yaşarız. İnsan inanmak istemez, öyle bir duruma bir türlü ikna olamazsın. Sonra yaptıkların, yaptığın fedakârlıklar aklına gelir: "O benim gibi değilmiş." Bunların hepsi gücü karşı tarafa devretmektir. Belli ki karşı taraf bu ilişkiye ve sana, senin verdiğin anlamı vermedi.
Bu noktadan sonra o ayrıldıysa devamlı açıklama istemek: "Neden? Neden böyle davrandın?" Açıklama istedikçe adam seni ikna etmeye çalışabiliyor. Bunlar çok insani şeyler ama işine yarayacak, hayatına denge getirecek şeyler değil arkadaşım. Senden ayrılan taraf senden daha ileride gibi görünebilir. Sen ise o anda şoktasın, belirsizsin: "Bir daha denesek mi? Nerede yanlış yaptım? Ben daha çok uğraşırım. Lütfen hatamı söyle." Bunlar hep duruşunu bozacak hamleler.
Burada güçlü duruş, kendini savunmayı bırakmaktır arkadaşım. Karşı taraf seni anlamayacak noktaya geldiyse ne kadar savunursan savun anlatamayacaksın. Burada ihtiyacın olan şey sabır ve sessizlik. Ama bu bir taktik için değil, bir koruma refleksi olmalı. Onu geri getirmek için susmak ya da sana geri gelsin diye susmaya çabalamak değil. Kendini daha fazla dağıtmamak için kendinle daha fazla konuşmak, kendinde daha fazla derinleşmek.
Ayrılıkta en büyük kriz neden kimlik kaybıdır?
Bazılarınız şu mentaliteye giriyor: "Ben onsuz ne yapacağım şimdi?" Bir ayrılıkta ya da bir soğuklukta en tehlikeli şey nedir biliyor musun? Kimliklerinizi unutmanız. Yaşayacağın en büyük kriz yalnızlık değil, seni sen yapan kimliklerini unutman.
Çünkü çoğu insan "Ben onu çok seviyorum" sanıyor. Ama çoğu zaman yaşanan şey şu: "Ben kendimi onun olduğu halimle tanıyorum." İlişki bittiğinde bu, sanki onunla var olmuşsun gibi bir hisse dönüşüyor. Sonra "Ben şimdi kimim?" diyorsun. "Ben onsuz ne yaparım?" cümlesi buradan geliyor. Kimlik kaybı. Sen onsuz da vardın ama zihin bunu hatırlamıyor.
Çok net söyleyeyim: Sen onunla var olmadın. Düşün, ilişki 2 yıl mı sürdü, 3 yıl mı, 3 ay mı, bir ay mı? Ondan önce ne yapıyordun? Sadece onunla mutlu olduysan demek ki kendinle mutlu olmayı henüz öğrenmedin. "Onunla tanışmadan önce bir hayatım, bir ritmim, bir benliğim, kimliklerim vardı." Belki öğrenen bir kimliğin, belki spor yapan, belki sanatla uğraşan bir kimliğin vardı. Ama ayrılıktan sonra zihin bunu hatırlamıyor. Neden? Çünkü hepsini bıraktın, sevgili kimliğini aldın ve onu kendi karakterin sandın.
Sevgili kimliği bugün var, yarın yok arkadaşlar. Eş kimliği de bugün var, yarın olmayabilir. Evlendin diye adamın seninle ya da senin onunla boşanmayacağının bir garantisi yok. Taşıdığınız şey korku arkadaşlar. Hayatta insan evlenir de boşanır da, sevgilisi olur ayrılır da. Bunu olağan dışı bir durum olarak algılamamak için karşı tarafın varlığıyla kendi benliğinizi özdeşleştirmemeniz lazım. Bu çok önemli.
Yoksa gelecekle ilgili felaket senaryoları yazarsınız: "Ben onsuz yapamam. O benim her şeyim." Sen kendinin her şeyi olmayı öğrenmelisin. "Kimse beni böyle sevemez. Bir daha asla bağ kuramam. O beni çok sevdi." Nereden biliyorsun?
Nezaket mi, sevgi mi?
Görüştüğüm kişilerde, çevremde, çalışmalarımda şunu görüyorum: "Kimse beni böyle sevemez, o beni çok sevdi" diye anlatılan şeylerin çoğu sevgi göstergesi değil, insani nezaket davranışları. İnsancıl davranışlar. Birinin sana kötü davranmaması onu sevgi gösteren biri yapmaz. Nezaketli davranışlar sevgi göstergesi değil, insanlık göstergesidir. Adam üşüme diye sana ceketini veriyordur. Bu bir nezaket davranışıdır, sen sevgi göstergesi sanırsın. Oysa bunu her erkek, üşüyen herhangi birine yapabilir.
"Benimle sabaha kadar konuştu. Kimseye ayırmadığı vaktini bana ayırdı." Olayı ütopik bir hale getiriyorsunuz. Bazı arkadaşlarımız çok büyütüp kendi kendine bir hayal kurup onun etkisi altına giriyor. Arkadaşım, bu dürtüsel bir davranıştır. Adam seni kaybetmemek için, dürtüsel çekimle, seni daha çok etkilemek için sabaha kadar da konuşur, bir sonraki sabaha kadar da konuşur. Bu bir sevgi göstergesi değildir. Birçok kadın bunu sevgi göstergesi sanıyor. Bu yüzden geçmişi hatırladığında bu anıları hatırlıyorsunuz. İyi anılar diye kodladığınız anılar. Evet, iyi anılar ama nezaketli anılar. "Hep yanımdaydı." Burada bir ayrım yapmanız gerekiyor: Bu nezaket mi, yoksa sevgi mi? Sevgi de olabilir, onu da anlatacağım. Çünkü zihin burada çok yanılır.
Konuştuğum kişilere şunu sorarım: "Sana sevildiğini hissettiren davranışları sayar mısın?" Gelen cevapların yüzde 70'i çok da tatmin edici değildir. İnsanların cevapları hep birbirinin aynısıdır: "Beni dinlerdi, ilgilenirdi, çok kibardı." Ben seni sevmesiyle ilgili davranışları soruyorum. "Zor zamanlarda o gün hemen koşturup gelmişti." Arkadaşım, biraz insansa bunları yapabilmesi lazım. Bunların büyük çoğunluğu sevgi davranışı değil, onun insancıl bir insan olduğuna dair argümanlar. Böyle davranması seninle değil, onunla ilgili. Bu onu özel yapmaz, seni özel yaptığı anlamına da gelmez.
Çoğu kişi kendi kendine gelin güvey oluyor: "Beni seviyordu." Kendi kendini manipüle ediyor. Birinin sizi manipüle etmesini bırakın, güçlü bir duruş için kendi kendinizi manipüle etmeye son vermelisiniz. Bu onu insan yapar. "Bunu herkes yapmaz" yanılgısına düşme. Sen yapanlarını tanımamış olabilirsin.
Gerçek sevgide şunlar olur: Zaman ayırır ve sürekli ayırır. İlişkinin sorumluluğunu alır. Seni ikincil, üçüncül, dördüncül plana koymaz. Seni bir eş olarak yalnız hissettirmez. Yalnız hissettirmez diyorum. İlişkiye zamanını ve enerjisini, emeğini verir. Senin hayatının sorumluluğunu alır demiyorum, ilişkinin sorumluluğunu alır. Ama sana vakit ayırmıyor, "işte şu, işte bu" diyorsa kusura bakma, bunlar sevgi davranışı değil.
Bir davranış sana iyi hissettiriyor diye sevgi olacak değil. Adamın yanında olmak sana iyi geliyor diye bu sevgi değil. Seni toksikleştirmiyorsa, verimsizleştirmiyorsa ve seni partner olarak seçiyorsa, işte bu sevginin bir göstergesidir. O yüzden arkadaşlarım, geçmişi romantize etmeyin. Sevgi sandığınız nezaket ya da insancıl davranışlara bakmak, duruşunuzu en çok kaybettiren noktalardan biri olabilir. Geçmişi elbette hatırlayacaksınız. Tartışmalarda sizi eleştirdiği, aşağıladığı, eksilttiği anları ne küçültün ne büyütün, olduğu gibi görün.
Ayrılık sonrası nasıl güçlü durursun?
"Erdem, buraya kadar anlattıklarından sonra ben nasıl kendim gibi güçlü durabilirim?" diye soracak olursan şunu söyleyebilirim arkadaşım.
Birinci nokta: Uyaranı kesmek. Teması kesmek anlamında söylemiyorum, olay teması kesmek değil. Bu kişinin story'lerini, mesajlarını bir uyaran gibi düşün. Telefon, sosyal medya ya da ortak alanlar beynini, zihnini, onunla ilgili anıları tetikliyor. Bunlar duygularına ulaşıyor ve içinde seni zayıflatan duygular varsa seni zayıflatıyor. Bu çevreyi düzenlemekle ilgili. Doğal olarak çevreni bu şekilde kısıtlayabilirsin. Demek istediğim "temas yok" diye kendini zorlaman değil. Mesele uyaranı kesmek: "Bu beni tetikliyor. Bu duygularla bağlantım beni etkilemeyene kadar uyaranı kesiyorum. Çünkü bu kararı verdim, duruş sergileyeceğim."
İkinci nokta: Anlam aramayı bırakmak ve bedeni toplamak. Bu çok önemli arkadaşım. "Neden?" sorusunu çok sorarsınız. Sorgula ama bir aşamadan sonra kabul aşamasına geçmen çok önemli. Çünkü kabul aşamasına geçmeden yukarı çıkamazsın. "Bu niye benim başıma geldi?" değil. "Bu bu yüzden oldu, şu şu yüzden oldu. Tamam." Artık "Nasıl?" sorusunu sor: "Bu durumu nasıl aşarım?" Ona vurmayı da bırak. "Görüyor musun, pisliğin tekiydi, emeklerim boşuna gitti" demek de yerinde saymana neden olur. Kabullenmek senin huzurun olacak.
Üçüncü nokta, belki buraya kadar söylediklerimin en önemlisi: Kim olduğunu yeniden hatırlamak. Bu kişi sana kimliğini vermedi. Senin varlığını, senin kim olduğunu bu kişi oluşturmadı. İlişkinin ve sevgili kimliğinin dışında senin bir varlığın vardı, öyle değil mi? Lütfen şunu sor: "Ben bu ilişkiden önce kimdim? Hangi kimliklerim vardı?" Ve bu sorunun cevabını uzun uzun yaz. Birisi size soğuduğunda, sizden ayrıştığında, ayrıldığında, bitirdiğinde kendiniz için yapacağınız en önemli şey kim olduğunuzu yeniden hatırlamak. Sen onunla var olmadın. İçindeki cevherle hep var oldun. Onu tekrar hatırlamalı, onu tekrar açmalısın arkadaşım.
Bu konuyu daha detaylı dinlemek istersen videosunu buradan izleyebilirsin.
