Seni Seve Seve Kullanan Bir Erkek Şöyle Davranır: Doğru Adam Sanma, 72 Saat Kuralı
Güncelleme tarihi: 10 saat önce
Eskiden bir erkeğin karakterini anlamak daha kolaydı arkadaşlar. Kadınlarınki de. Kaba mı, saygılı mı, kibar mı? Üç dört günde çözüyordun. Çünkü insanlar daha maskesizdi. Şimdi daha kibarlar. Diğer insanlara iyi davranıyor, canlılara iyi davranıyor, sen de "Daha insandır" diye düşünüyorsun. Bunun bir test olduğunu o da biliyor. Karşı tarafın onu test ettiğinin farkında. Çıktığınız kişiler nasıl görüntü vermesi gerektiğini biliyor. Bu yüzden sana karakterini göstermiyor, karakterinin iyi bir halini oynuyor. Bir erkeğin sana söylediği cümlelere ve rol yaparken nasıl davrandığına değil, rol bozulduğunda karakterinin nasıl ortaya çıktığına bakmayı anlatmaya çalışacağım.
Sorun onun seni sevmesi mi, yanlış adamdan sevgi beklemen mi?
Bence ilişkilerde birçok kadın arkadaşımızın problemi o adamın seni sevmesi ya da sevmemesi değil. Adamın seni sevmesine, sevmemesine ya da başkasını sevmesine o kadar çok takılıyorsunuz ki asıl problem yanlış adamlardan sevgi bekliyor olmanız. Sevgi kapasitesi olmayan, seni anlamayan, yeterince tanımayan, hakkında yanlış hüküm veren insanlardan sevgi bekliyorsunuz. Sonra kendini daha çok bağlanan kişi olmuş halde buluyorsun.
Birçok kadın arkadaşım hala şunu soruyor: "Daha ne yapmalıyım ki beni daha çok sevsin?" O adamın seni sevip sevmemesi sadece senin ne yaptığınla ilgili değil arkadaşım. Adamın karakteriyle çok ilgili. Çoğu insanın kaçırdığı yer tam burası. Kadınlar ilişkiye girerken "Kim bu adam?" diye bakmıyor. "Bu adam bana nasıl hissettiriyor?" diye bakıyor. Yani karakteri değil, kimyayı seçiyorsunuz. Genelleme yapıyorum, alan alıyordur.
O anlık kimya çoğu zaman bir bağ değil, bir tetiklenme. Çoğu zaman da travma tetiklenmesi. Bu farkı ayırt edemezsen seni en çok etkileyen adam seni en çok yaralayan adam oluyor. Ya da kadın. O yüzden "Beni seviyor mu, sevmiyor mu?" diye anlamaya çalışmayı bırakın. Seven kişi zaten sana sevdiğini hissettirir. Seven kişi canını acıtmaz. Seni kullanacak adam da bunu hissettirir ama o illüzyonun içinde birçok arkadaşım bunu göremiyor. O yüzden seni sömürecek, kullanacak birini anlaman çok daha önemli. Bazen doğru adamı bulmak yanlış adamları daha erken tanımaktan geçiyor.
Şunu da çok görüyorum. "İyi aile çocuğu" diye övünülen bazı efendi erkekler kadınlara "Senin benden önce çok fazla ilişkin olmuş" gibi şeyler söylüyor. Oysa o erkekler bunun kıymetini bilmeli. Neden mi? Senden önce birçok ilişki deneyimi olmuş, yolu hatalı, yanlış adamlarla kesişmiş bir kadın senin değerini anlayacak kıvama gelmiş. Belki kafanda tasvir ettiğin o kadın senin değerini zaten anlayamayacak. Bir kadının bir adamın değerini gerçekten anlayabilmesi için yanlış adamları tanıması gerekiyor. Aynı şekilde bir erkeğin de bir kadını tanıması için yanlış kadınları tanıması gerekiyor. Beni okuyan erkek arkadaşlar da var, böyle şeylere takılmayın diye söylüyorum. Yoksa değerinizi asla anlamayan birini bulur ve keyifsiz bir ilişki yaşarsınız.
Ama devamlı yanlış adamı buluyorsanız, bazen balık suçlu değildir. İçinde bulunduğun su da kirli olabilir.
Haz bağımlılığı karakteri görmeni nasıl engelliyor?
Teknoloji, internet, yapay zeka, videolar... Teknoloji geliştikçe insanlar birbirine daha kolay ulaşmaya başladı. Bir taraftan da hazza daha fazla bağlanmaya başladılar ve bunu kontrol etmekte zorlanıyorlar. Teknoloji muazzam bir güç ama hazzın esiri oluyorsan, bu bir dopamin bağımlılığına dönüşüyorsa dengeni bozabilir. İnsanlar genel anlamda anlamaktan ziyade artık hazza odaklanmış durumda. Sosyal medyada da böyle, internette de böyle. "Bir şey bana iyi mi hissettiriyor, kötü mü?" Telefonların, aslında dopaminin bağımlısı olmuşuz. O yüzden dopamin diyeti çok önemli.
"Erdem, bunun kullanılmakla ne alakası var?" diye düşüneceksiniz. Haklısınız, hemen söylüyorum. Eskiden insanlar hazzın daha az esiriydi. Parkta yürümek, bir şeyler atıştırmak daha keyifli geliyordu, daha organik hisler veriyordu. Şimdi o kadar çok hazza alıştık ki bunu yönetmemiz gerekiyor. O yüzden kadınlar, sömürülmek de olsa, zorbalanmak da olsa, kullanılmak da olsa adamın karakterini anlamaya çalışmıyor. Onun yanında ne hissettiğine ya da onu düşünürken ne hissettiğine odaklanıyorsunuz. O adamı olduğu gibi değil, görmek istediğiniz gibi canlandırıyorsunuz. O yüzden onu düşündüğünüzde hep güzel hissediyorsunuz. Bu erkekler için de geçerli. Biri seni kullanıyorsa ilişkide seni en çok yanıltan şey bu oluyor. Zorbalanıyorsan, kullanılıyorsan, sömürülüyorsan bu zihnindeki bu yoldan dolayı oluyor.
Anı yaşamak seni nasıl yanıltabilir?
Anda olmak, anı yaşamak, mindfulness... Bunlar çok popüler kavramlar ve bazı erkekler bunları da kullanıyor. Eskiden de kullanırlardı. Anı yaşamak sana sürdürülebilir, kaliteli, organik bir ilişki vermiyorsa bazen iyi değildir. Örnek veriyorum, bir şekilde depresyona girmişsindir. Anı yaşamak seni depresyonda daha fazla tutar. Anı yaşamanın her zaman güzel bir şey olduğu kanısına nereden varıyorsunuz? Tabii ki hep "anı yaşa" videolarından. Adamlar da kadınları çok kolay manipüle edebiliyor: "Bırak bunları, anı yaşayalım, keyfimize bakalım." Bu manipülasyona geldiğinde zihnine yanlış tiplerin girmesine izin vermiş oluyorsun.
O baştaki kıvılcım, o yoğun çekim, aklına sürekli gelme hali. Bunların hiçbiri sevgi değil arkadaşım. Bunların hepsi biyolojinle, insan anatomisiyle, dürtüyle ilgili. Haz dürtüyü besliyor. Dürtüyle duyguyu ayırmak çok önemli. Bir adama çekiliyorsun ama süreçte sana kendini kötü hissettiriyor, belki seni hafife alıyor, belki seni zorbalıyor. Bu durumları niye önemsemiyorsun? Anı yaşa felsefesini burada neden kullanmıyorsun? Esas burada anı yaşamalısın ki gerçek hislerinin farkına varabilesin.
Biz zevkli vakitlerde anı yaşamak istiyoruz ama bize iyi hissettirmeyen zamanlarda o anı yaşamak istemiyoruz. O zaman nereye kayıyoruz? Haz bağımlılığına. "Bir şeyin bana her zaman iyi hissettirmesi, keyif vermesi lazım." Hayır, senin üzüntüye de ihtiyacın var. Dibe vurmaya da ihtiyacın var. O adam sana yazmadığında, mesaj atmadığında, aramadığında, kafandaki tasvire değil, sana yaşattığına bakmalısın. Orada anı yaşamalısın ki sana gerçekten iyi gelmediğini anlayabilesin.
Ayrıca çok yoğun hissetmen onun sana uygun olduğu anlamına gelmez. Sadece seni tetiklediği anlamına gelir. O yüzden ilk 30 gün çok kritik. Kimyanın, o dopaminin, o hazzın içine giriyorsun ve bir bakmışsın bağımlısı olmuşsun. Bırak bağlanmayı, bu süreçte çoğu arkadaşım adamı değil, hissini seçiyor.
"Seni çok önceden tanıyormuşum gibi" hissi ne anlama gelir?
İlişkilerde çok eskiden benim de çok yaşadığım bir şey vardı. Birçoğunuz yaşamış olabilir. Şu ifade size de tanıdık gelecek: "Seni çok önceden tanıyormuşum gibi bir his var içimde." Çoğu kişi buna "Ruh eşini buldun" diyor. Ben sana çok daha net bir şey söyleyeyim. Bu his çoğu zaman doğru kişiyi bulduğun anlamına gelmez. Hatta daha sıkıntılı bir durum. Tanıdık bir duyguyu bulduğun anlamına gelir. Ve tanıdık olan her zaman iyi olan, sağlıklı olan değildir.
O yüzden böyle bir duyguyu yaşadığında kendine sor: Bu bana neden tanıdık geliyor? Bu tanıdıklık bana iyi geliyor mu? Yoksa bildiğim bir yarayı tekrar mı açıyor? Bu duygunun tesirinde kalan birçok kişi karşısındakini kendine uygun sanıyor, ona uyumlanmaya başlıyor. Birisi çıkıyor ve manipülasyonlarına kolaylıkla bağlanıyorsun.
Bir adamı nasıl test edersin?
Birinin karakterini bir anda tanıyamazsın. Zamanla tanırsınız ama o zaman içinde bir test etme süreniz var. Adamı test edeceksin. Neye dikkat edeceksin? Karşındaki gerçekse seninle bir anda hızlı yakınlaşmaktan ziyade seni yavaş yavaş, yudum yudum tanımak ister. Manipülatör, daha makyavelist bir adam ise seni hızlıca bağlamaya çalışır. Bağlanmaz, bağlamaya çalışır. Arada çok önemli bir fark var.
Kendinize "Bu adam bana karşı ne hissediyor?" diye sormayın. Adam sana çok yoğun hissedecek zaten, ilgiyle, hoşlantıyla gelecek. Orada dürtüsel bir çıkarı vardır ve bu da doğal. Bir adamın sana din adamı gibi geleceğini söylemiyorum. Ama bu adam zaman içinde nasıl davranıyor? Buna dikkat etmen çok daha önemli. Bu hisse takılırsan seni yanıltır. Davranışlarındaki sürekliliği ölçmek için zaman tanırsan onu daha iyi tanımaya başlarsın. Bunun için kendi ulaşmak istediğin o hazzı erteleyebilmelisin.
72 saat kuralı nedir?
İstikrar ve süreklilik anahtar kelime. Kullanan karakterler istediklerini anında almak isterler ve bu yüzden istikrar ve süreklilik gösteremezler. Burada 72 saat kuralını uygulayabilirsiniz. Keyfine göre, çıkarına göre hareket eden adam bir gün yazar, ertesi gün ara verir, bir hafta sonra yine yazar. Keyfine göre yazan adam bir uzaktır, bir yakındır, dağınık yazar. Ama üç gün boyunca sana düzenli yazan bir adam görüyorsan, arka planda şunu anlıyoruz: Keyfine göre değil, belli bir disipline göre yazıyor. Doğru adamda ölçülü, tutarlı, istikrarlı bir iletişim görürsün.
Hayır dediğinde ne değişiyor?
Seni kullanan karakterleri anlamanın bir diğer yolu şu: Zaman içindeki sürekliliğe dikkat ederken, sınır koyduğunda, hayır dediğinde nasıl değiştiğine bak. Şöyle bir laf vardır: Herkes iyidir, herkes iyi niyetlidir, ta ki istediğini alamayana kadar. İstediğini alamadığında bir insan çirkinleşiyorsa, zorbalaşıyorsa, hırçınlaşıyorsa bu sana karakteriyle ilgili çok önemli bir bilgi verir. O ana kadar kapattığı şey onun yamasıdır. O yamayı sökmek istiyorsan, istediği anlarda sınır koyabilmelisin.
Çünkü sana ilgi duyarken, nazikken orada karakterini göremezsin. Yağmur yağar, sana şemsiye açar. Şarkı söyler, bir sürü soytarılık yapar, şakalar, espriler yapar. Bunların hepsi bir adamın etkilemek, ilgi çekmek için attığı taklalardır. Bir sevgi göstergesi ya da seninle ilgili özel bir şey değildir. Bunlar çıkarı için seni etkilemeye çalıştığı, gözüne girme davranışlarıdır. Asıl karakter sen onun akışını bozduğunda ortaya çıkar.
Basit ama çok net bir test veriyorum: Küçük bir şeyde hayır deyin. Müsait olsanız bile buluşma teklifini hemen kabul etmeyin. Bu bir taktik değil. Dışarıda buluşmak istediğini söyle. Adam seni evine çağırmak istediğinde, hele ilk ay içinde, ya da başka bir ortamda daha yakın olmak istediğinde reddet. Zaten bu teklif onun sana olan ilk niyetini gösteriyor. Adam şöyle diyebilir: "Sen hangi kafada yaşıyorsun? Cinsellik olmadan ilişki mi başlar? Eskide mi kaldın?" Bu gibi sözlerle seni manipüle etmesine izin verme. Ben yüzlerce kişi tanıdım. Birçok uzmanın artık böyle ilişkilerin kalmadığını söylediğini de biliyorum, bununla ilgili saçma sapan direktifler duyabilirsiniz. Ama kaliteli ilişkiler, adam akıllı beyefendi insanlar var arkadaşlarım.
Makyavelist bir adamın gerçek yüzünü orada göreceksin. Trip başlatır, bir anda soğuklaşır, iğneleyici konuşur, seni suçlu hissettirmeye çalışır. "Sana bu kadar şey yapıyorum, sen böyle davranıyorsun." Bu cümleleri duyuyorsan orada sevgi gelişme potansiyeli yok. Orada dürtüsel bir haz var. Bazıları bunu çok kibar yapar, direkt saldırmaz ama seni yavaş yavaş kendinden şüphe ettirir. "Mesafelisin" der. Devamlı sınırını aşmaya yönelik bir performans görürsün.
Dürüstlük nasıl manipülasyona dönüşür?
Çok dikkat edeceğiniz bir nokta daha var. Bu tarz erkeklerde manipülasyonların birincisi şudur: Adam evlidir, sana yaklaşır ve baştan konuşur. Başta çok dürüst bir hamle gibi gözükür. "Ben zaten evliyim. Bunu baştan kabul et." Sen de onu zihninde güzel bir çerçeveyle tasvir ettiysen bağlanmaya başlarsın. "En azından dürüst" dersin, etkilenirsin. Çünkü kadınlar dürüstlükten etkilenir. Adam dürüst falan değil. Dürüstlüğü seni manipüle etmek, baştan sıkıntı, arıza çıkmasın diye, seni bağlamak için kullanıyor. Gerçekten dürüst olan biri "Benden hoşlandığını anlıyorum ama ben bu ilişkiyi düşünemem, ilişki olmaz" der. Dürüstlük budur. "Bunu kabul edeceksen böyle davran" diyorsa dürüstlüğü manipülasyon için kullanıyor demektir.
Dürüstlüğün kullanıldığı ikinci nokta da şudur. Seni yedekte tutmak için der ki: "Şu an işime odaklanmam gerekiyor. Yoğun, sıkıntılı bir süreçteyim. Çok büyük hedeflerim, vizyonlarım var." Bir yandan "Bu adam başarılı olacak, potansiyeli var" diye etkilenirsin. Diğer yandan "Buna odaklanmam lazım, ilişkiye enerjim yok, mümkünse ilişki istemem" der. Bunu sana kabul ettirirse seni manipüle edip kullanmayı sürdürür. Bu iki dürüstlük hali çok manipülatif, sinsi taktiklerdir. Gerçekten dürüst bir adam "Benden enerji bekleme ama ilişkiyi de yan cebimde tut" demez. Kapısını kapatır, "Ben ilişkiye hazır değilim" der ve gider. Bir daha da ona ulaşamazsın.
Bu tarz çarpıtmaların farkına vardıkça, yanlış kişileri eledikçe, doğru ekosistemde doğru insanı bulma olasılığınız artacaktır. Bizim amacımız yanlışı doğru yapmak değil. Yanlışın bizi sevmesiyle de ilgilenmiyoruz.
Neden seçilmeye çalışmamalısın?
Tanıma sürecinde kendinizi ona beğendirmeye, yaranmaya çalışıyorsanız, reddedilmemek ya da onu kaybetmemek için tekliflerini kolaylaştırıyorsanız şunu bilin: Bazı adamların kafası maalesef hala ataerkil zihniyetten uzaklaşmış değil. Kadınları "evlenilecek kadın" ve "evlenilmeyecek kadın" diye ayırıyorlar. Oysa erkekler şunu anlamıyor: Partnerinle eğlenemiyorsan evlendiğinde de mutlu olamayacaksın. Huzuru, mutluluğu içeride bulamayacak, hep arayışta olacaksın. Bu kadınlar için de geçerli. Evlendiğinde eğlenebiliyorsan, makbul olan budur. Bir kadının ya da adamın ilişki tecrübesi onunla ilgili bir etiket değil, senin değerini daha iyi anlayabilmesi için bir kaynaktır.
Bu kısmın özü şu: Seçilmeye çalışma. Çünkü seçilmeye çalıştığında bir de seçen olacaktır. Sen kendin ol, kendi seçimini yap, kendi özgür iradeni kullan.
Bu konuyu daha detaylı dinlemek istersen videosunu buradan izleyebilirsin.
