Sezgisi Yüksek Kadın Enerjiyi Okur: İstediğini Böyle Alır
Aramızda kalsın arkadaşlar, bugün çok önemli bir konu işleyeceğiz: sezgiler. Sezgi sizin süper gücünüz, özellikle kadınların süper gücü. Biz erkeklerin süper gücü değil ama geliştirebiliriz.
Neden bu konuyu seçtim biliyor musunuz? Mesajlarda, görüşmelerimde, hatta kendi çevremde çok sık duyduğum bir cümle var: "Erdem, aslında en başında bir tuhaflık olduğunu hissetmiştim. Bir şeylerin ters gittiğini anlamıştım ama konduramadım." Bu kelimenin altını çizin: konduramadım. "Abartıyorum sandım, kuruntu yapıyorum sandım." Tanıdık geliyor mu? "Gözlerinde bir tuhaflık vardı. İlk mesaj attığında içimde bir ürperti vardı. Garsona bağırdığı gün zaten anlamıştım." Ama ne yaptık? O hissi görmezden geldik. Neden? Belki adam yakışıklıydı, belki kariyeri çok iyiydi, belki o anda sana ilgi gösteriyordu.
Biriyle tanışıyorsun, midende bir sızı, bir kasılma oluyor. "Saçmalama, her şey iyi, her şey mükemmel" diyorsun. Ama sezgin yalan söylemiyor. "Bunda bir sıkıntı var, kaç" diye bağırıyor sana.
Sezgi mistik bir güç mü?
Lütfen sezgiyi falcılık, medyumculuk havasında düşünmeyin. Sihir gibi paketlenmiş bir sezgi anlayışı alırsanız en büyük hatayı yaparsınız. "İç sesini dinlemedin" denince o iç sesi sezgi sanırsın. Ama iç sesimiz her zaman sezgi değildir. İçimizde birçok ses vardır. Negatif, eleştirel, yargılayıcı bir ses olabilir. O yüzden travmalarınızı, korkularınızı, takıntılarınızı sezgiden ayırmanız çok önemli. Bu yazıdan sonra içinizde konuşan seslerden hangisinin gerçek sezginize ait olduğunu fark etmeye başlayacaksınız.
Çoğumuz sezgiyi filmlerdeki gibi sanıyoruz. Eskiden Örümcek Adam çizgi filmi vardı. "Sezgilerim burada kötü bir şey olduğunu söylüyor" derdi, bir ışık, bir yoğunluk belirirdi. Hayır arkadaşlar, hiç de öyle değil. Sezgi, senin beyninin ve bedeninin daha sen merhaba demeden yaptığı muazzam bir hesaplamadır.
Önyargı ile öngörü arasındaki fark ne?
Burada çok ince bir çizgi var. Sakın o hataya düşmeyin, ben eskiden çok düşüyordum: Önyargıyla öngörüyü karıştırmamak gerekiyor.
Önyargı ezbere konuşmaktır. Olumlu da olur, olumsuz da. "Sarışınlar şöyledir, esmerler böyledir, gözlüklüler böyledir" demek önyargıdır. Bir keresinde tatile gitmiştik. Şezlongda oturan, çilek yiyen bir kadın vardı. Yanımdaki arkadaşım "Şunun tipine baksana, ne kadar suratsız" gibi bir şey söyledi. Sonra kadın yanımıza geldi: "Çilek ister misiniz? Çok hevesle bakıyordunuz." Arkadaşım o anda çok utandı. İşte bu önyargı. "Tipini sevmedim, gıcık biri" dersin. Bu önyargıdır.
Sezgilerini geliştirmek için önyargıya değil öngörüye ihtiyacın var. Öngörü sezgidir. İki gün önce sinemadaydık. Afişe baktım, fragman zihnimde döndü, arkadaşımın zevklerini taradım. "Bu filmi sevmeyeceksin, gel vazgeçelim" dedim. Kaşlarını kaldırdı: "Erdem, önyargı yapıyorsun. Önyargı iyi değildir." Sonuç? Filmin yarısında fısıltıyla "Haklıymışsın, gelmemeliydik" dedi. Mesele haklı olmak değil, karşımdaki mutlu olsun yeter. Çıkışta ona dedim ki: "Bu önyargı değildi. Ben senin zevkini biliyorum, yönetmenin tarzını biliyorum, neye tahammül edemeyeceğini biliyorum." Onu tanıdığım için bu aslında bir öngörüydü.
İlişkide de böyle. Adını koyamadığın ama hissettiğin o şey kapını çaldığında "Ben önyargı yapıyorum, çocuğun günahını aldım" diye kendini susturma. Sezgin kapıyı çaldığında o kapıyı yüzüne kapatma. Aç ve sor: "Gel bakalım, ne gördün? Benim fark etmediğim neyi fark ettin?" Kafanda birini büyütürken bu sesi nasıl kıstığımızı kafanda birini büyütmek yazısında konuşmuştuk.
Bilinçdışın birkaç saniyede neyi yakalıyor?
NLP eğitimlerinde sezgiyle ilgili çok önemli bir bilgi öğrenmiştik. Bilinçdışımız karşımızdaki insanla ilk saniyelerde milyonlarca veriyi işliyor. Şu anda bile bu satırları okurken çevrendeki seslerden, ışıktan, duruşundan binlerce veri alıyorsun. Ama bilinçli zihnin, yani mantıklı tarafın, bunların hepsini işleyemez. Bilinç çok yavaştır.
Hemen bir test yapalım. Ayak tabanların. Şu an bu kelimeyi okuduğunda dikkatin ayak tabanlarına gitti, yere değişini hissetmeye başladın. Ondan önce hissetmiyordun. O veri hep bilinçdışındaydı, hep duyumsanıyordu. Dikkatin bir spot ışığı gibi oraya döndüğünde algılamaya başladın.
Malcolm Gladwell diyor ki beyin bir deneyimin çok küçük bir kesitinden, mesela üç saniyelik bir bakıştan, bütününe dair inanılmaz isabetli tespitler çıkarabiliyor. Evlilik terapisti John Gottman'ın laboratuvarındaki çalışmalar da bunu gösteriyor. Çiftleri bir odaya koyup tartışmalarını izliyorlar. Birkaç dakikalık, bazen sesi kısılmış videoları izleyen uzmanlar, o çiftin yıllar sonra boşanıp boşanmayacağını çok yüksek bir doğrulukla tahmin edebiliyor. Bu önyargı mı şimdi? Nasıl yapıyorlar? "Seni seviyorum" ya da "Beni üzüyorsun" cümlelerine bakarak mı? Hayır.
Size hep diyorum ya, kelimelere aldanmayın. Kelimeleri istediğin gibi kurabilirsin. Uzmanlar kelimelere bakmıyor. Adamın kadına bakarken yaptığı milisaniyelik göz devirmeye, kadının yukarıdan, beğenmeyen bakışına, tiksinme ifadesine, aşağılama dediğimiz zehirli beden diline bakıyorlar. Fotoğraflar da çok önemlidir. Bir çiftin ilk yıl, ikinci yıl, üçüncü yıl fotoğraflarına, ayrıldılarsa ayrılmadan önceki fotoğraflarına bakın. Mimiklerde o kadar fark var ki. Kendi fotoğraflarınıza bakın, göreceksiniz.
Yeni biriyle tanıştın, kahve içiyorsunuz. Adam gülümsüyor, iltifat ediyor: "Ne kadar özelsin, harika bir kadınsın." Mantıklı zihnin diyor ki "Vay be, ne kadar kibar, ne kadar ilgili." Yakışıklı, karizmatik, parası da var. Ama garsona sipariş verirken ses tonunda saniyenin çok kısa bir anında üstten bir tını var, bir aşağılama. Ya da sana bakarken gözlerinde bir anlık donuk, avcı, keskin bir bakış. Bunları kaçırıyor olabilir misin? Bilinçli aklın o sırada ayakkabısına, saatine, söylediği güzel söze odaklanmışken bunu çoğu zaman kaçırıyor. Ama bilinçdışın o kadar muhteşem ki o anı yakaladı.
Hemen zihnindeki dosyalar tarandı. O bakış belki seni inciten narsist bir eski sevgilinin, belki seni suistimal eden birinin bakışıyla eşleşti. "Tehlike geliyor" diyor. O anda donuklaşıyorsun, belki o andan kopuyorsun. Karnın ağrıyor, enseni, boynun geriliyor. Bedenin sana aslında "kaç" dedi. Sezgin o ayardaki bozukluğu fark etti ve sonucu sana bildirdi. "İçime doğdu" dediğin şey, bilinçdışının milyonlarca veriyi işleme kapasitesidir. O yüzden o hissi küçümseme. O his senin en sadık koruyucun olacak. Bu tür bakışların ve tavırların neyi anlattığını seni kullanan erkek nasıl davranır yazısında ayrıca anlatmıştım.
Halo etkisi sezgini nasıl susturur?
Madem bu kadar zeki bir sistemimiz var, neden hâlâ arızayı, hatalı tipleri görmüyoruz?
Zihnimiz iki türlü çalışıyor. Bilinçdışı zihin hızlı, sezgisel, duygusal. Bilinçli zihin yavaş ve mantıklı. Bilinçdışı zihin halo etkisinin tuzağına düşüyor. Halo etkisi şu: Bir insanın tek bir olumlu özelliğini gördüğünde zihin otomatik olarak bütün özelliklerinin olumlu olduğunu varsayıyor. Adam çok yakışıklı, çok zengin ya da toplumda statüsü yüksek. Bilinçdışın diyor ki "Bu adam kesin güvenilirdir, sadıktır, iyi kalplidir, harika bir baba olur." Bir çocuğa bakıyor, kedi seviyor, "Aa, çok iyi baba olur" diyorsun. İyi kalpli olduğuna, iyi baba olacağına dair hiçbir kanıt yok. Ama beynin boşlukları güzelliklerle dolduruyor. Neyi görmek istiyorsan onu görüyorsun. Buzdağının göremediğin kısmını beynin o andaki parlak ambalajla tamamlıyor.
Senaryoya dönelim. Adam yakışıklı, halo etkisi devrede. Ama sana sadece kendisinin güldüğü saygısız bir şaka yaptı. Ya da mesajına on saat sonra cevap verdi. İçinde bir taraf "cız" etti. Bu duyguyu hepimiz biliriz. Bir rahatsızlık sezdin. Sezginin iç konuşması başlar: "Bu adam sana saygısızlık yaptı. Bu şaka hoş değildi. Bu kadar geç dönmesi iyi değil."
Ama mantıklı zihnin olayı normalleştirmeye çalışır: "Abartma canım. Çok yoğun çalışıyor, çok meşgul. Baksana ne kadar başarılı. Böyle insanların stresi çok olur. Belki yorgundu. Belki espri anlayışı farklı. Ben de çok alınganım." Gördünüz mü, nasıl güzelleştiriyorum, nasıl paketliyorum? Beyin sezgiyi bastırmak için yaratıcı bahaneler üretti. Kırmızı lambayı pembeye boyadı. İşimize nasıl geliyorsa öyle yorumluyoruz. Ben de zamanında çok böyle yorumladım.
O an çıkarım için ürettiğim bahaneler, sezgimi dinlemediğim için, uzun vadede çıkarımı tehlikeye sokar. Seninkini de sokar. Kadınların en çok düştüğü tuzak budur. İçinizdeki o rahatsız edici hissi mantıklı sebeplerle, anlayışlı olmakla, alttan almakla örtbas etmeyin. Anlayışlı olmak ayrı bir şey. Yanlış hissettiren bir şey yanlıştır. Bastırma, aç. "Neden böyle hissettim?" diye sor.
Mantığın sürekli "Ama o çok iyi biri. Ama benimle hayal kuruyor. Ama beni seviyor" diyorsa sezgini susturmaya çalışıyor olabilirsin. Gerçek sezgi "ama" demez. Gerçek sezgi nettir: "Burada bir tehlike var." Ve bunu bedeninde hissettirir. Boğazında bir his, içinde bir ürperti olur, donuklaşırsın. Gerçekten sevip sevmediğini sözlerden değil davranışlardan okumayı seven erkek nasıl davranır yazısında konuşmuştuk.
Kadın sezgisi bir şehir efsanesi mi?
Kadınların beyninde gerçekten farklı bir donanım mı var? Erkekler alınmasın ama bilim "evet, farklı bir donanımınız var" diyor. Nörolojik araştırmalar, kadın beyninde sağ ve sol yarımküreyi birbirine bağlayan corpus callosum denen köprünün sinir lifleri açısından erkeklere göre daha yoğun olduğunu gösteriyor. Bu arada müzik aleti çalmak, resim yapmak, sağ ve sol eli birlikte kullanmak gibi erken yaşta sanatla uğraşmak da bu bağlantıyı artırıyor ve dolaylı olarak sezgiyi geliştiriyor olabilir.
Bu yüzden kadınlar bir ortamdaki havayı, söylenmeyen sözleri, bedenlerdeki minik değişimleri erkeklerden çok daha hızlı ve detaylı algılayabiliyor. Tarihsel olarak da bakım veren, empati kuran rolü üstlendikleri için bu kaslar daha fazla gelişmiş. Bebeği ağladığında annenin onun aç mı, uykusuz mu, gazlı mı olduğunu hissetmesi tesadüf değil. Bu bir hayatta kalma donanımı. Anne çocuğunun ihtiyacını gözlerinden anlıyor. Bırak, adam 40 yaşına geliyor, anne yine anlıyor.
O hissettiğin şeyler senin hassaslığın, duygusallığın ya da zayıflığın değil. Senin biyolojik süper gücün olabilir. Toplum sana "Çok duygusalsın, çok takıyorsun, çok didikliyorsun, mantıklı ol" diyerek bu gücü elinden almaya, seni sadece eril alana çekmeye çalışmış olabilir. Ama senin gücün o ince detayları fark etmende ve fark ettiğini bastırmamanda. O yüzden "Acaba uyduruyor muyum?" diye kendine şüpheyle yaklaşmayı bırak.
Sistem tıkır tıkır çalışmaya hazır. Ama küçük bir "ama" var. Zihnimizdeki günlük gürültü, kaygılar, "O ne dedi, bu ne yaptı" sesleri bu ince sinyali duymamızı engelliyor. Cızırtılı bir radyo frekansı gibi düşünün. Bu cızırtıyı temizlemek için sezgi kasını spor salonunda ağırlık kaldırır gibi güçlendirmemiz gerekiyor.
Bu his travma mı, sezgi mi?
Sezgini netleştirecek en kritik soru bu. "Hissediyorum ama bu geçmişteki korkularım mı? Eski sevgilim beni aldattığı için mi şüpheleniyorum?" İnsanların en çok karıştırdığı yer burası. Travma, korku ve sezgi birbirine çok benzer ama ayırt edilebilir. Kaybetme korkundan, geçmiş travmalarından kurtuldukça sezgin de netleşir, berraklaşır.
Korkular ve travmalar genelde genelleyicidir. Paniklidir, hareketlidir ve geçmişe dönüktür. En önemli ayrım bu. "Bütün erkekler aldatır, bu da kesin aldatacak. Mesajıma geç döndü, kesin başkasıyla." Bedenin tepkisi panik ve çaresizliktir. Korkarsın, zihnin sürekli kurgu yapar, senaryo yazar. Bu duygunun nereden geldiğine baktığında geçmişte de aynı duyguyu hissettiğini görürsün. Bu travmatiktir, korkularından gelir. Kaygının kökenini ilişkilerde kaybetme korkusu yazısında anlatmıştım.
Sezgideki gerçek uyarı ise sakindir, nettir ve o anla ilgilidir. "Şu an bu cümlesinde bir tutarsızlık var. Beden dilindeki şu mikro harekette bir yapmacıklık var. Bana gülerken gözleri ve mimikleri samimi gelmedi." Sezgi panik yapmaz, senaryo yazmaz. Sadece o anı gözlemler, durumu anında tespit eder ve sana o anda olanı gösterir.
İçindeki ses seni küçültüyor, korkutuyor, acele ettiriyorsa bu büyük ihtimalle senin korkmuş parçandır. Ama seni korumak için sakin bir uyarı veriyorsa, midende ya da bedeninin bir yerinde bir "dur" işareti ya da harekete geçme işareti veriyorsa bu sezgidir. Korku panik halindedir: "Şimdi ne yapıyor, ben ne yapacağım?" Bu sezgi değildir.
Gergin bir anda sezgini nasıl dinlersin?
Gergin bir anda uygulayabileceğin çok basit ama etkili bir tarama tekniği vereyim. Diyelim ki bir buluşmadasın, bir mesaj geldi ya da bir tartışmanın ortasındasın. İçine bir huzursuzluk düştü.
Birincisi, dur. Hemen tepki verme. Ani tepki sezginin değil refleksin hareketidir, tepkisellikle sezgiye ulaşamazsın. Hemen cevap yazma, hemen "Tamam canım" deme. Kendine "dur" de, o eylemi dondur. Tuvalete git, bir su iç ya da sadece on saniye sessiz kal. Zihnindeki kurgu seslerini kıs. Karşındakinin ne dediğini değil, ne yaptığını izle. Kelimelerle değil beden diliyle ilgileniyoruz. Çünkü beden duyguların görüntüsünü verir. Kelimelere odaklanırsan buzdağının görünmeyen kısmını kaçırırsın.
İkincisi, tara. Kendi bedenini tara. Şu an bedeninin neresinde bir sıkıntı var? Miden mi kasılıyor? Bir yerde gerilme mi var? Sessizleştin mi, enerjin mi düştü, nefesin mi sıkıştı? Bedenin sana "hayır" diyor mu? Bunu ilk olarak bağırsak bölgesinde hissedersin. Oraya ikinci beyin deniyor, orada da sinir ağları var. Karşındaki dünyanın en güzel cümlesini kurarken orada bir kasılma, bir şişlik başlıyorsa bir tehlike olabilir. Bedenin yalan söylemez.
Üçüncüsü, sorgula. Bu his nereden geliyor? Somut bir şey yakaladıysan, bir göz kaçırma, göz devirme, yukarıdan bakma, üst perdeden konuşma, bir tutarsızlık, işte bu sezgidir. Güven. O an mantığınla değil ilk hissinle hareket edebilirsin. Gitmen gerekiyorsa git. Kendini ayırman gerekiyorsa ayır. "Bunu sonra konuşalım" de, kendini o ortamdan çek. "Bu adam yanlış kişi" de ve mesafeyi koy. Mesafeyi nasıl koyacağını ilişkide sınır koymak yazısında anlatmıştım.
Sezgi ilişkilerde de işinizde de çok büyük bir yardımcınız. Susturulması gereken bir ses değil, dinlenmesi gereken bir bilgi olarak görün içinizdeki sezgiyi.
Bu konuyu daha detaylı dinlemek istersen videosunu buradan izleyebilirsin.
