Akıllı Kadınlar Belirsizlikte Bırakanı Şöyle Pişman Ediyor
Seni belirsiz bırakmasının belli nedenleri var diye düşünüyorsun ya, ben de sana diyorum ki bilerek yapıyor. Bu iddiayı sonuna kadar okuduğunda sadece kanıtlamakla kalmayacağım güzel arkadaşım. Aynı zamanda üç hamleden bahsedeceğim. Böyle bir durumda ne yapacağın konusunda senin için çok önemli bir yol haritası olacak.
Adı konmamış ilişki nedir?
Son beş altı yıldır görüştüğüm kişilerden istisnasız en sık duyduğum cümle şu: "İlişkim var ama ilişkim var mı yok mu anlamıyorum." Yeni bir kavram gibi gözüküyor ama aslında yeni değil. Situationship deniyor, umarım doğru söylemişimdir. Tam anlamı ilişkinin adını koymamak. Adı konmamış ilişki diye geçiyor. Ne sevgilisin ne de arkadaşı. Etrafa "Biz görüşüyoruz" diyorsun.
Bizim zamanımızda, böyle deyince kendimi biraz dede gibi de hissettim, bir erkek bir kızdan hoşlandığında çıkma teklif ederdi. Arkadaşlarımız bile "Oğlum hoşlanıyorsan kıza çıkma teklif et" derdi. Çıkma teklif etme kültürü vardı. Erkekler ilişki konusunda kadına daha net gelirdi ve kadın seçerdi. Teklif kabul edildiğinde de erkek kadını etkilemek için elinden geleni yapardı. Bugün "Erkekler niye hesabı ödüyor?" tartışılıyor, böyle videolar da görüyorum. O zamanlar bir erkek kadını oyaladığında kadın onu bırakırdı, oyalanmayı tolere etmezdi. Şimdi daha da çok bağlanıyor. Şimdi erkekler net değil ve kadın seçim gücünü erkeğe bırakmış gibi.
Merak etmeyin arkadaşlar, sizi fabrika ayarlarınıza geri getirmeyi amaçlıyorum. En azından sen kendi fabrika ayarlarına dönebilirsin. Seni o masada bekleten, masaya oturmayan adamı masaya gelmeye ikna eden taraf olmayacağız arkadaşım. O masayla ne yapacağını okudukça anlayacaksın.
Belirsiz bırakan "hazır değilim" dediğinde ne oluyor?
Böyle bir belirsizlikle karşılaştığında karşındaki kişi ilk olarak ne yapmaya çalışır biliyor musun? Seni manipüle etmeye, kendi kazancı doğrultusunda yönlendirmeye çalışır. Bu yüzden yapacağın ilk şey manipülasyonun farkında olmak. Bu durum adamın ya da kadının hazır olmamasıyla ilgili değil.
Sana "Henüz bir ilişkiye hazır değilim" der mesela. "Geçmişte çok acı şeyler yaşadım, boşandım, henüz atlatamadım, bana biraz izin ver." Ya da "Çok yoğun bir dönemden geçiyorum, çok meşgulüm." İyi de o zaman senin ilişkiyle ne işin var? Kadının işleyen bir biyolojik saati de var. Erkeğin bir biyolojik zamanı yok ama kadının var arkadaşlar. Belli amaçları, belli umutları varsa kadının zamanı erkeğin zamanından daha önemlidir. O zaman o adama soruyorum: Ne işin var senin o kadınla? Hem yemeğim olsun hem de mümkünse masaya oturmayayım.
Bu ilişki neden bir deneme sürümüne benziyor?
Şimdi bu neye benziyor biliyor musun? Bu örneği anladığında bilinçaltın öyle etkilenecek ki inanılmaz derecede farkında olacaksın. Telefonumuza bir uygulama indiriyoruz ya. İlk başta "7 gün ücretsiz deneme" diyor. Hoşuma giderse 7 gün kullanıyorum, sonra premium özelliğini alıyorum. O da sana vaat veriyor zaten: sınırsız kullanım, reklamsız keyif. 7. günün sonunda da soruyor: "Süren bitiyor, abone olacak mısın?"
Şimdi düşün. O soru hiç gelmeseydi, deneme süresi hiç bitmeseydi, sen abone olur muydun? Neden abone olayım ki, hem de güzel bir fayda alıyorsam? Sen de adama deneme süresinin bittiğini söylemiyorsun. Adam neden sana abone olsun ki?
Situationship denilen şey tam olarak bu. Adam günlerce, hatta aylarca deneme sürümünde yaşıyor. İlgi var, yakınlık var, birliktelik oluyor, belki gelecek planları bile kulak arkası konuşuluyor ama bağlanmıyor. Doğru dürüst bir abonelik yok. En acısı da ne biliyor musun? Adam sana bağlanmamasına rağmen bu deneme süresini sen uzatıyorsun. Her "Boş ver, zamanla oturur" dediğinde süreye bir hafta daha ekliyorsun.
Hiçbir şey neden kendiliğinden değişmez?
Çalıştığım kişilere hep şunu söylerim arkadaşlar: Bir sistem öğretisi vardır. İşine yarayan durum devam ettiği müddetçe hiçbir sistem, hiçbir dinamik kendiliğinden değişmez. İlişkide de böyle, işte de böyle, her şeyde değişmez bir kuraldır. Değişim ancak bedel ödendiğinde başlar arkadaşım. Herkesin işine geliyorsa kimse adım atmaz. O yüzden rahatsızlık vermek gerekir.
Mevcut düzen ona ne veriyor? İlişkinin bütün güzel nimetlerinden yararlanıyor ama sorumluluğunu almıyorsa bu düzeni neden bozsun ki? Sen sormadıkça her şey tıkırında işler, sistem dengede olur. Ama bu sağlıksız bir dengedir arkadaşım. Senin acın da kimsenin umurunda olmaz. Sen bir ilişkin olup olmadığını bilmeden, ama ilişkinin içinde, bütün güzelliklerinden yararlanılırken acı çekersin. Çünkü acını ve duygularını fatura etmiyorsun, tolere ediyorsun.
Tolere etmek yapacağın en büyük hatalardan biri arkadaşım. Tolerans tabii ki güzeldir. İyi bir insansa, ilişki sağlıklı bir şekilde ilerliyorsa tolerans kapasitesi güzeldir. Ama bir şey senin aleyhine işliyorsa neden tolere ediyorsun? O yüzden bazı bakış açıları geliştirmemiz gerekiyor. Tüm dikkatinizi buraya verin, bu telkinleri birlikte içselleştirelim.
Neden kendini kandırmamalısın?
Birincisi, kendinizi kandırmayın arkadaşlar. Olmasını istediğin hale inanmayı bırak, olanı gör. Neden kendini kandırıyorsun biliyor musun? "Ama bana karşı hisleri var, bana karşı boş değil, hissediyorum." Muhtemelen vardır, az ya da çok. Ama sen bunu "Hisleri var" diyerek normalleştiriyorsun. Hislerinin olması seni seçtiği, kararlı olduğu anlamına gelmiyor ki. Seçmeye değer bulsa, hissi yüzde ellinin üstünde olsa seni seçer zaten. Seni seçmeye değer bulmuyor. Bununla yüzleş.
İnsan bir şeyi hem sevip hem de onun için parmağını kıpırdatmayabilir. Senin de yok mu böyle bir şey? Mesela sporu seviyorsundur, yapmak istiyorsundur ama o değer sende oluşmadıysa harekete geçmezsin. Karşındaki adam da öyle. Sen onun için değerli hale geldiğinde senin için gerçekten harekete geçer. Bir insanın gerçekten hissi varsa, değer veriyorsa harekete geçer.
"Gerçekten çok yoğun" da ayrı bir yalandır. Dünyanın en meşgul insanı bile istediği kişiye 30 saniyelik bir mesaj atar, bir arar, bir boşluk üretir. Bir erkek bir kadından çok etkilenmişse, dünyanın yükünü de taşıyor olsa araya bir zaman sıkıştırır, toplantı arasında mesaj atar. Sana zaman ayırmıyorsa sebep zamanının olmaması değil, senin önceliği olmaman. Bunu net görmen lazım, yoksa kendini kandırmaya devam edersin. İnsanlar vakti olduğunda değil, canı istediğine vakit ayırır. Sen onun hayatında bir karar olamadın demektir. Bununla erkenden yüzleşin arkadaşlar. Taktik araştırmayın. Aleyhine olan durumları tolere ederek adama konfor oluşturma. O konforun bir bedeli olması lazım.
Neden kopamıyorsun?
Peki neden bunu yapmaya devam ediyorsun arkadaşım? Hepiniz bu videoları izliyorsunuz, bir uyanış yaşamak istiyorsunuz, değil mi? Bunların çoğunu aslında seziyorsun. Anlattıklarım sana iyi geliyor, çünkü içten içe bildiğin ama tam bilinçli olarak ifade edemediğin şeyler. Eminim en yakın arkadaşın sana aynı hikayeyi anlatsa iki dakikada bir ilişki danışmanı gibi "Kızım adam seni oyalıyor, uyan" dersin, değil mi? Ama konu sen olunca göremiyorsun. Niye? Yeterince akıllı değil misin? Alakası yok, akıllısın, görüyorsun. Beynindeki çok eski bir mekanizma çalışıyor. Bu yüzden bocalıyorsun. Bunu bir spot ışığı gibi aydınlatalım. Farkına varırsan bu seni yönetmez.
Belirsizlik neden bağımlılık yapar?
Belirsizlik bir ödül gibi algılanır arkadaşlar. Kumarhaneler insanları nasıl bağımlı yapıyor biliyor musunuz? Slot makineleri her seferinde kazandırsa batarlar. Hiç kazandırmasa kimse oynamaz. Makine arada bir, özellikle ilk oynayana bir ödül veriyormuş. Ne zaman geleceği belli olmayan bir anda kazandırıyormuş. Bağımlı yapan şey ödülün kendisi değil, ödülün ne zaman geleceğini bilmemek. Sanırsın ki hep böyle gidecek. Ama o ödül en kritik anda gelir, seni devam ettirir, sonrasında yine gelmez. Psikolojide bunun bir adı var: aralıklı ödül. Bağımlılık yapan en güçlü kalıplardan biri.
Şimdi o adamı düşün, izleyen erkek arkadaşlar da o kadını düşünsün. Üç gün sessizlik, sonra bir mesaj. Esprili, tatlı, tam senlik güzel bir söz. İçinden "Keşke hep böyle olsa, aslında yapabiliyor" dersin ve ona tutunursun. Sonra yine o sis bulutu gelir. Sonra bir story beğenisi. Hoşuna gider, hatta o beğeniyi beklersin. Arkadaşlar, bu sizi bağımlı yapıyor. Story beğenisinden, "Kim bakmış?" takıntısından kurtulun. Bu çok önemli.
Bir doğum günü kutlaması yapar. Tam "Unuttum" dersin, tam "Koptum, bitiriyorum artık" dersin, bir gece ansızın yazar: "Seni özledim." Bu bir ilişki değil arkadaşım. Bu, başta dediğim slot makinesi gibi çalışan bir şey. Eskiden, çıkma teklif ettiğimiz zamanlarda kadının varlığı, ruhu, enerjisi, zamanı bir ödüldü. Şimdi bu adam sana bir slot makinesi gibi davranıyor. Sen de kolu çekmeye devam ediyorsun, çünkü beyninde bir beklenti var: "Bu sefer olacak."
Bunu sana kendini kötü hissedesin diye anlatmıyorum. Tam tersine, bu mekanizmayı çözmeden yapacağın hiçbir şey işe yaramaz. Hayatına yeni bir düzen getirmelisin. Zayıf olduğun için değil, mekanizmayı fark etmediğin için buradasın. Bu tarz ilişkiler bir kumarhane gibidir arkadaşım. Çıkmanın tek bir yolu var: Kazanacağın fikrinden vazgeçmelisin.
Kafanda dönen fragmana mı aşıksın?
İkincisi, kafanda fragman döndürmeye son ver. Fragmanı döndürdükçe birinci maddedeki kendini kandırma devam ediyor. Sen o adama mı aşıksın, yoksa onun olabileceği en iyi haline mi? O ödül geldiğinde "Demek ki yapabiliyormuş, beni güzel yerlere götürebiliyormuş, güzel sözler söyleyebiliyormuş" diyorsun ya. Bu hali kafanda döndürdükçe gerçek filmi unutursun, yine fragmanın peşinden gidersin. Dürüst ol. O iki güzel geceye, götürdüğü iki güzel yere, söylediği iki güzel söze kanıyorsunuz arkadaşlar.
O yüzden umut etme. "Umut iyi bir şey, sen niye umut etme diyorsun?" diyeceksin. Arkadaşım, umut güzel bir şeydir. Gerçekten sana yatırım yapan, ilişkide olan biriyle birlikte umut kurduğunda harikulade bir şeydir. Ama yanlış bir adamı doğru insan yapma umudu kuruyorsan, olmayacak bir şeyin olmuş hayalini yapıyorsan bu kendini kandırmaktır. Kusura bakma. Umut yerine yapabileceğin üç hamle var arkadaşım. Şimdi bunları söyleyeceğim.
Netlik cümlesi nasıl kurulur?
Birinci adım netlik cümlesi. Ondan netlik isteyeceksin. Kavga ortasında, bir tartışma anında, gece yarısı değil. Kafanızın tatlı ve neşeli olduğu bir anda da değil. Yüz yüze, gündüz gözüyle, sesini titretmeden, net, ciddi ve nötr bir şekilde sor: "Ben bir ilişki yaşamak istiyorum ve bunu seninle yaşamak isterim. Ama olmuyorsa hayatıma böyle devam etmek istemiyorum. Kendi hayatıma kendi istediğim gibi devam edeceğim. Sen ne istiyorsun?"
Bu kadar. Suçlama yok. "Sen bana şunu yaptın, niye aramıyorsun?" yok. Gözyaşı yok, trip yok, rest yok, drama yok. Bir yetişkinin, başka bir yetişkin olarak gördüğü birine sorduğu net, sakin bir soru.
Şimdi işin asıl kısmı geliyor. Susacaksın arkadaşım. Soruyu sorduktan sonra o boşluğu doldurma. En önemli nokta o sessizlik anı. "Tabii sana baskı yapmak istemem, seni zorlamak da istemem" deme sakın. Çünkü sen demesen bile karşındaki seni manipüle etmek için "Beni zorluyorsun, bana baskı yapıyorsun" diyebilir. Ne zorlaması, ne baskısı? Oyuna gelmeyin. "Sen nasıl istersen" diye geri adım da atma.
Adam şöyle de diyebilir: "Ben sana başından beri dürüst oldum. Şu an bir ilişkiye hazır değilim." Sen de "Bak, adam dürüst" diye buna tutunursun. Hayır, dürüst değil. Seni dürüstlükle manipüle ediyor. O sessizlik artık onun sorumluluğu, senin değil. Bırak o doldursun. Bir şey demek zorunda hissetme, manipülasyonuna da gelme. Diyeceğini de ve bırak. Bu ilişkinin duygusal yükünü belki aylardır sen taşıdın. Bırak artık o taşısın.
"Erdem, iyi de bu soruyu sorunca kaçarsa?" Güzel soru. Cevabı şu: Netlik sorusundan kaçan bir adam kaybedilmiş bir şey değildir. Sen bir şey kaybetmedin. Sadece onu artık ilişkide saymaktan vazgeçeceksin. Elinde ne olduğunu, ne olmadığını öğrenmek kayıp değildir. İşte netlik, belirsizliğe son verdin. Bazı arkadaşları görüyorum, ilişkide belirsizlik var ama bu belirsizliği kendileri devam ettiriyor. Sana belirsiz gelen birinde zaten ilişki yoktur ve bunu devam ettiren sensin arkadaşım.
Bu cümle neden bu kadar güçlü biliyor musun? Çünkü belirsizlik karanlıkta yaşar arkadaşım. Belirsizlikte hep manipülasyon vardır. Sen bu soruyla ışığı yakıyorsun. Işık yandığında herkes bütün kartlarını masaya koymak zorunda. Orada seni dürüstlükle etkilemeye çalışacak: "Ben dürüstüm, olmayacağını söylemiştim." Ama bu da bir manipülasyon ve sen artık bunu biliyorsun.
Cevabı nasıl dinlemelisin?
İkinci adım, cevabı kulağınla değil, gözünle ve gönlünle dinle arkadaşım. Cevabı doğru okumak çok önemli. Oyun ya burada bozulacak ya da kaldığı yerden devam edecek. Büyük ihtimalle sana net bir hayır demeyecek. Az önce dedim ya, dürüstlükle manipüle edecek. Hayır derse seni kaybeder, kaybederse de konfor biter.
Onun yerine şunlardan birini duyacaksın: "Bilmiyorum, şu an kafam çok dolu." "Sana söylemiştim, daha yapacaklarım var." "Etiketlere ne gerek var? Biz iyiyiz işte, andayız." "Beni biraz anlasan, beni hiç anlamıyorsun." Haklı beklentin yüzünden kendini suçlanırken bulursun. "İleride belki olur, şimdiden telaşlanmayalım." "Şimdi söz veremem, bak sana dürüst oluyorum."
Bunların hepsinin Türkçesi aynıdır: "Hayır, seninle ilişki istemiyorum." "Bilmiyorum", hayırın ağır çekimidir. "Hazır değilim", sana hazır değilim demektir. Başkasına, işine geldiğinde hazır. Bu yüzden bu cevapları kulağınla dinleme, gözünle ve gönlünle dinle. Tutarsızlığı göreceksin. Ne dediğine değil, ertesi hafta ne yaptığına bak. Bir şey söylemek çok kolay, yapmak çok zor arkadaşım.
O yüzden kendine bir süre koy. Ona değil, kendine, kendi saygın için. Bunu ilan etmeyeceksin. "Bir ayın var" diye ültimatom da vermeyeceksin, o yine oyunun içine dönmek olur. Bu süre onun ödevi değil, senin pusulan. İçinden "İki hafta süre veriyorum. Bu herifin davranışı değişmezse cevabımı almışım demektir" deyip yoluna bakacaksın. Ekmek kırıntılarına, breadcrumbing'e, ara ara gelen ödüllere de kanmayacaksın. Süre dolduğunda kendinle pazarlığa oturmak da yok: "Ama bu hafta işler iyi gitti, bak değişecek." Çünkü en tehlikeli yalanlar başkalarına söylediklerimiz değil, kendimize söylediklerimizdir.
Kapıyı nasıl kapatmalısın?
Üçüncü adım, kapıyı kapatmak arkadaşım. Daha da önemlisi, kapıyı kapattıktan sonra olacaklara hazır olmak. Cevap netleşmediyse, davranışı değişmediyse çekiliyorsun. "Son bir şey söyleyeceğim" mesajı yok. Veda mektubu yok. Story'ler üzerinden gönderme yok. Onun story'lerine bakmak da yok. Engellemene gerek yok ama bakmana da gerek yok. Tetiklenmemek için onun hikayelerini görmene gerek yok, çünkü bunlar da bağını devam ettirir.
Drama da bir bağdır. Kavga da bir ilgi biçimidir. O yüzden küsmüyorsun da. Küsmek de bir anlamda "Beni ikna et" davetidir. Sen bu aşamada bitiriyorsun. Bu arada "Arkadaş kalalım" teklifi en sinsi manipülasyonlardan biridir. Gelirse onu da söyleyeyim, o teklif çoğu zaman indirimli abonelik teklifi gibidir. Onu da almıyorsun arkadaşım.
Umarım bu yazı belirsizlikte nasıl dayanıklı ve sağlam bir duruş göstereceğin konusunda sana ışık olmuştur. Karşındaki ilişki yaşamaya niyetli de olabilir, olmayabilir de. İkisi de senin için kazançtır. Hayır da bir kazançtır arkadaşım. Saçma sapan bir belirsizlik içinde bir yıl daha yaşamazsın.
Bu konuyu daha detaylı dinlemek istersen videosunu buradan izleyebilirsin.
