Erkekler Şöyle Davranan Kadınları Kaybettiğinde Pişman Olur
Bir erkek seni kaybettiğinde aslında seni özlemiyor. Acı geliyor, biliyorum arkadaşlar. Ama sonuna kadar okuduğunuzda anlayacaksınız. O adam seni değil, senin yanındayken olduğu kendini özlüyor. O yüzden ilişkide yaratacağımız etki bunun üzerine olmalı. Belki senin yanında daha sakin, daha sağlam, daha iyi bir versiyonu ortaya çıkıyor. Ve bunu başka hiçbir partnerde bulamayacak. Bu bir taktik değil.
Bir erkeğin hayatındaki ışık ne demek?
Birinci dinamik, belki de bu konunun en önemli noktalarından biri. Bazı ışıklar vardır, altında herkes daha iyi görünür. Bir kafeye girersin, aynada kendine bakarsın ve "Bugün iyiyim, iyi görünüyorum" dersin. Eve gelirsin, banyo aynasına bakarsın. Aynı yüze bakıyorsun, başka bir yüze değil. Ama bambaşka görüyorsun. Bazen kendini daha çirkin, bazen daha güzel görüyorsun. Değişen sen değilsin, değişen ışık. Ama insan bunu fark etmez. İyi ışık altında "Ben iyiyim" der, payı kendine verir. Kötü ışığa düşünce de "Bugün kötü görünüyorum" der. Işığı hiç hesaba katmıyoruz arkadaşlar. Çünkü ışık görünmez bir güç gibi. Sadece senin daha iyi ya da daha kötü görünmeni sağlıyor.
Ne demek istiyorum? Bazı kadınlar bir erkeğin hayatında tam olarak bu ışıktır. Onun yanındayken adam belki daha sakindir, daha sağlamdır, daha güçlüdür, belki daha az savunmadadır. Daha iyi tamamlandığını hissediyordur. Yani adamın kendini sevdiği bir versiyonu vardır. Ama bunu bugüne kadar sana mal etmemiştir. Payı hep kendine vermiştir. "İşte ben böyle iyi bir adamım" diye düşünür. Seni de tıpkı ışık gibi hiç hesaba katmamış olabilir. Çünkü sen tıpkı bir ışık gibi görünmez bir biçimde işlemişsindir. İşte o kadın olmanın sırrı bu. Görünmez bir ışık gibi, adamın senin yanında parlamasını, iyi hissetmesini sağlayan bir güç.
Sen gittikten sonra başka aynalara bakar, başka kafelere gider, başka kadınlarla çıkar ama her karede biraz daha donuktur. Sebebini de koyamaz. "Bu kadında bir şey eksik" der. Çıktığı başka biri için de "Bir şey eksik, bununla olmadı" der. Eksik olan aslında kadınlar değil. Eksik olan, ona kendini sevdiği o yüzü gösteren ışık. Erkeğin doldurulamayan boşluğu burada başlıyor arkadaşlar. Senin yokluğundan çok, kendi iyi halinin yokluğunu özlüyor. Senin kattığın değeri özleyen erkekler de vardır elbette. Ama özetle, sana geri dönmesini sağlayan nokta o ışık.
Onun ışığı olmak onu sırtında taşımak mı demek?
Burada önemli bir ayrım var. "Sen onun ışığı ol, onu aydınlat, ona kendini iyi hissettir" demiyorum. Demek istediğim tam tersi. Sen birinin pili olmak için ilişkiye başlamıyorsun. Birini sırtında taşıyan biri de değilsin. Arada çok fark var. Sen kendi ışığını yakan bir kadınsın. O da kendi ışığını yakan bir adam. O ışıkta birileri ısınmak isterse buyursun ama sen onları ısıtmak için yanmıyorsun. Kendin için yanıyorsun. Ama sen ışıldarken o ortamdaki kişi de ışıldıyor. Fark bu. Birini taşımak tükenmektir, ikincisi bir duruştur. Bunu hayatında doğal olarak başarmış, sindirmiş, içselleştirmiş insanlar özleniyor.
Takılmacı ilişkileri kastetmiyorum. "Bazen geliyor, bazen gidiyor, onu nasıl kalıcı olarak geri döndürürüm?" diye soran arkadaşlar, ilişki zaten takılmacı bir zemin üzerine kurulmuş, romantik bir şekilde başlamamış. Takılmacı olan ilişki takılmacı kalır. Burada anlattığım şey takılmacı olmayan ilişkiler için.
İnsan ikili ilişkilerde yeni bir kendini bulur. Kadın da erkek de kaliteli bir ilişkide daha önce görmediği bir yüzüyle tanışır. Bir süre sonra partnerini elbette özlersin ama partnerinden çok o zamanki halini özlersin. Çünkü o kapağı açan başka bir kadın ya da başka bir erkek hayatında olmamıştır. Kadınlar için anlatıyorum ama bu erkekler için de geçerli. Birinci dinamik bu arkadaşlar. Sen ışık mısın, değil misin? Buna bir bak. Ama onu aydınlatmak için çabalamak değil. Önce kendi ışığını yakıyor musun? Bu çok önemli.
Erkek neden senin yanında maskesini indirir?
Adım adım çözümlere geçeceğim ama önce dinamikleri anlıyoruz. İkinci dinamik şu: Güçlü görünme inancı erkeklerde kadınlardan daha fazla. Eril enerjisi yüksek kadınlarda da güçlü görünme çabası var ama erkeklerde daha fazla. Arkadaşları arasında, ailesine karşı "Ben hallederim, çözeriz" adamı olmak. Türk aile yapısında da genelde bu vardır. Sürekli bir versiyonunu sahneye çıkarır. Erkekler çoğu zaman pozitif bir maske takar ve bu maske adamı yorar. Adam senin yanında ne kadar az maskeye ihtiyaç duyuyorsa o kadar iyidir.
Bazı kadınların yanında o maske düşer. İlk defa biri onu parlatmadan, abartmadan olduğu gibi görür ve yine de kalır. İşte o an bazı adamlar nefes alır. İçten içe "Burada numara yapmama gerek yok" der. Bunu sana "Maskemi çıkardım" diye kelimelerle söylemez ama hisseder. Sen gidince ne olur? O maskeyi artık çıkaramaz. Hayatın içinde sürekli o sahnedeyken senin yanında nefes alıyordu. O kadın, nefes aldığı kadındır. "Niye bu kadar yorgunum? Hayatım yolunda gidiyor oysa. Her şey iyi ama bir şey eksik" der. O bir şey, maskeyi indirdiği andır.
Bu hizmetçisi olmak değil. İnsan hizmeti kolay unutabilir. Ama senin duruşunu, yanında nasıl hissettiğini kolay kolay unutamaz. Yanında rahat, pozitif, iyi hissettiği birini kolay kolay unutamazsın. Bunu ben söylemiyorum, araştırmalar söylüyor. İnsan duygularla hatırlar. Duygular kalıcı belleğe yerleşir. Bilgi öğrenmede de böyledir. Bu yüzden yanında iyi hisseden adam kalır. Yoksa niye senin yanında dursun, niye seni özlesin?
Onu değiştirmeye çalışmakla ona inanmak arasındaki fark ne?
Dürüstçe karşı çıkmak sürekli eleştirmek değil. Bu bir "onu adam etme projesi" de değil. Aradaki fark ne biliyor musun arkadaşım? Sen ona, kendi değerlerine sadık kalmasını isteyerek karşı çıkıyorsun, onu değiştirmek için değil. Erkekler değiştirilmeye karşıdır. "Şöyle olmalısın, böyle olmanı istiyorum, benim istediğim gibi olmalısın" diye bir erkeği dönüştürmeye çabalamaktan çok, "Sen bundan daha iyi birisin" duygusunu aşılamak çok daha önemli. "Bunu yapmıyorsun, şunu yapmıyorsun" mesajı veren ifadeler, davranışlar değil. "Sen bundan çok daha iyi bir yapıdasın." Bunu anlatabilmek çok önemli. Nasıl anlatacağınızı birazdan pratik maddelerle söyleyeceğim. Biliyorsunuz, meseleye bütünsel bakıyoruz, önce anlamaya çalışıyoruz.
Bir de şu çok önemli: birlikte saçmalayabilmek, birlikte gülebilmek. Maskeyi çıkarması, adamın seninle birlikte saçmalayabilmesi demek. Burada erkeklere yönelik anlatıyoruz ama kadınlar için de geçerli. Yalnız erkekler bunu daha çok unutamıyor. Burada anlattıklarım erkekler için yaptığınız bir hizmet ya da onların gözüne girmek için yaptığınız bir şey değil. Bu adamların genel olarak nasıl düşündüğünü anlatıyorum. İlk defa okuyan arkadaşlarımız "Nedir bu erkek yanlısı açıklamalar?" demesin. Erkek yanlısı olmakla alakası yok, tamamen insan psikolojisinin doğasıyla ilgili. Kadının da paylaşım yapabildiği, iletişim kurabildiği adam hoşuna gider, bunu unutamaz. Cömert adam, küçük hesaplara takılmayan adam hoşuna gider.
Kadınlar hangi iki hataya düşüyor?
Esas pratiklere geliyoruz. Peki bunu pratikte yapan kadınlar neyi farklı yapıyor? Önce iki yanlışı söyleyeyim. Benim gördüğüm kadarıyla çoğu kadın bu ikisinden birine düşebiliyor ve bu ilişkiyi bitiriyor.
Birincisi iğneleme. Yargılayan, küçük gören, karşısındaki ne yaparsa yapsın bir eksik bulan. "O da bir şey mi, herkes yapıyor. Şunu da yapamadın zaten. Çok yavaş yapıyorsun." Laf sokma, açık arama. Bu kadının yanında erkek kendini sürekli sınavda hisseder ve insan sınavda hissettiği yerden kaçar. Bu kadın gidince de çok üzülmezler. İnsan iğnenin battığı yer iyileşince daha mutlu olur, "Oh be, rahatladım" der. Bu erkek için de geçerli tabii, o da iğnelemesin. Niye iğnelensin ki? Bu bir ilişki hatası. İğneleyeceğin yerde iletişim dilini öğrenmek çok daha önemli. İğneyi batırmak yerine taşı pamuğa sarıp bir hediye gibi önüne koymak. Bu zor bir şey. Açıkça söylemek gerekirse adam gizlice aşağılandığı, eksik hissettirildiği yerde durmak istemiyor. Benim de çok geçmişte bakışıyla ya da tarzıyla aşağılama yapan ilişkilerim olmuştu. Hafızamda öyle bir iz bırakmadı. Bazı şeyleri hatırlamıyorum bile. Biz hatırlanan olmayı kastediyoruz. O yüzden incitmemek önemli. Birincisine "iğne" diyelim, aklınızda kalsın.
İkincisi bunun tersi de değil. Her şeye "Aa, harikasın, sen bir tanesin" deyip durmadan övmek. O zaman egoyu gereksiz yere şişirirsin. Hiçbir şeyi eleştirmeyen biri iyi niyetli görünür ama bir sorun var. Ne biliyor musun? Dediğin her şey ucuzlaşır. Her şeye evet diyen birinin eveti artık hiçbir şey ifade etmez. Hayırın da bir hükmü olması lazım. Bir süre sonra övgünün önemi kalmaz, bir bedeli yoktur. Karşı tarafı da ilişkiyi de büyütmez. Bu kadın gidince adam üzülmez, çünkü boş, ucuz övgüyü her yerde bulur. İğne kaçırır, şeker ucuzlaştırır. Aklınızda böyle kalsın. İkisi de seni ilişkide unutulur kılar.
Sıcak dürüstlük nasıl yapılır?
Ortada bir yer var ve asıl güçlü olan o: sıcak dürüstlük. Gerçeği söyleyen, hem sıcak kalan hem de kırıp dökmeyen. Bunu yapabilmek için küçük bir şeyi gör ama büyütme. Adam küçük bir incelik düşünmüştür, diyelim bir gofret almıştır ya da doğru bir karar vermiştir. Sen bunu gerçekten görürsün ve gerçekçi bir karşılık verirsin: "Bunu düşünmen hoşuma gitti. Nüansların farkındasın." Abartma yok. "Sen bir dahisin" değil, o zaman aşağılamış gibi olursun. Ama görmezden gelme de yok. Çünkü görmezden gelmek de bir tür iğnedir, sessiz olanı. Adam yanında iyi bir şey yapmanın bir karşılığı olduğunu hissetmeli. Senin tepkin gerçek olduğu için bir değeri olur.
İkinci nokta: Eleştireceksen eleştirini adamın davranışına yönelt, kimliğine değil. Eleştireceksin elbette. Ama nereye yönelttiğin ve nasıl söylediğin her şeyi değiştirir. "Bunu söyleme şeklin beni çok üzdü" demek adama bir kapı bırakır. "Sen zaten hep böylesin, düşüncesizsin, kaba bir adamsın" demek kimliğine saldırır ve adamı savunmaya iter. Birincisinde adam düzeltir, ikincisinde savunur. Sonra senden uzaklaşır arkadaşım. Ama kimliğe değil davranışa yöneltirsen bir değişim ihtimali vardır. "Değişmiyor, hayatta anlamıyor, ben neler yaptım" noktasındaysan, o senin için doğru bir aday olmayabilir.
Üçüncü nokta: Onu övme, onun etkisini göster. Bu çok ince bir şey. "Çok iyi bir adamsın, süper bir adamsın" bir yargıdır, not vermektir. Hem tepeden bakarsın hem de boş övgüye kaymış olursun. Onun yerine sende bıraktığı etkiyi söylemek daha iyi: "Bugün seninle harika hissettim." Fark şu: Birincisi onu değerlendiriyor, puan veriyor. İkincisi ona sana ne yaptığını gösteriyor. İyi bir şey yaptığında bu tekniği kullan. Bir erkeğin unutamayacağı şey, bir kadını gerçekten iyi hissettirebildiğini fark etmesidir.
Mutsuzken tolere etmek neden seni özlenmez yapar?
Adam seni mutlu ettiğinde mutlu oluyor. Mutsuz ettiğinde de mutsuz ettiğini hissetmeli. Seni mutsuz etmesine rağmen kendinden ödün vererek, birçok şeyi tolere ederek bu ilişkide kaldıysan, sen ilişkide kalmanın ötesinde bu ilişkiye tutunmuşsun demektir. Tutunduğun bir yerde varlığın olmaz. Varlığı olmayan birini de insan özlemez. O zaman seçimlerini sorgulaman gerekiyor arkadaşım. Sonuç olarak adamın, yaptığı küçük bir şeyin bile iz bıraktığını hissetmesi ona iyi gelir. Ama adam sana kötü davranıyorsa ve sen kendi sınırlarını, taleplerini, ihtiyaçlarını ifade etmiyorsan, bu ilişkiyi tolere eden bir konumdaysan, o zaman farklı dinamikler söz konusu ve farklı şeyler yapmak gerekir.
Dördüncü pratik: Memnuniyetini esirgeme ama cümlelerini ucuzlatma da. Sıcaklığını her şeye dağıtırsan şeker olur. Doğrusu, gerçek bir şey olduğunda gerçekten göstermek, olmadığında zorlamamak. Ama duygunu bir şekilde hissettir. Böyle olduğunda memnuniyetin karşılığı olan bir şeye dönüşür. Hak edildiğinde gelen ama otomatik olmayan. Karşı taraf bunu hak etmek için motive olur. Yanında iyi olmak ister, zorladığın için değil. Senin gerçek tepkin her zaman daha değerlidir. Memnuniyetini göstermek karşı tarafı bir sonraki sefer için daha çok motive eder. Buna dikkat edin ama ucuzlatmadan.
Bunların hiçbiri neden taktik değil?
Hepsinin altındaki ayrımı net söyleyeyim, çünkü bunu kaçırırsan her şey ters dönmeye başlar. Bunların hiçbiri bir teknik ya da taktik değil. "Adamı bağlamak için ara sıra onay ver, ara sıra geri çek" oyunu değil bu. Bunu bir kaldıraç gibi kullanırsan bir erkek sıcaklığının sahteliğini anlar ve hiçbir işe yaramaz. Sıcak dürüstlük bir taktik değildir. Sen hem dürüst hem sıcak olduğun için böylesin, onu elde tutmak için değil. Biz gerçek ve evrensel değerleri modellemeye çalışıyoruz. Bir performans göstermek zorunda değilsin. Performans göstermek zorunda kaldığında sıkıntı olur. Kimse için kılıf değiştirmiyorsun.
Erkeğin senin yokluğunu dolduramamasının asıl sebebi ne?
Size bir soru sorayım: Bunların hepsinin ortak paydası ne? Hiçbiri ona ne yaptığınla ilgili değil. Hepsi kim olduğunla ilgili arkadaşım. Bir erkeğin senin yokluğunu dolduramamasının sebebi ona uyguladığın bir taktik değildir. Sessiz kalman, geç yazman, kıskandırman, başkalarıyla konuşman. Bunların hiçbiri değil. Tek sebep, sen yanındayken ona yeni bir hava yaratacak kadar kendisiyle mutlu bir kadın olman. Ve bunu onun için yapmadın, kendin için yapıyorsun. Mutsuzsan ve bir şeyi onun için tolere ediyorsan, bu da bir yanlış. Rahatsızlığını ifade et ama parçalamadan, yıkmadan.
Pişman edilmeye çalışılan, rahatsız hissettirilen adam geri gelmez. Sadece eski rahatına dönmeye çalışır. Bu pişmanlık değil, alışkanlıktır ya da ihtiyaçtır arkadaşım. O da gerçek bir ilişki değildir. Asıl mesele onun geri gelmesi değil. Asıl mesele senin kendinden vazgeçmeyen, "Giden gitsin" diyebilen bir kadın olman. Asıl doldurulamayacak boşluk, senin kendin için açtığın alan. O da o alanda olduğunda bunu kaybetmek istemez. Kendini erkeğe göre değil, hayat için, kendin için doğru değerler ve davranışlarla geliştirdiğinde, insan iyi olanı zaten kaybetmek istemez.
Bu yazı içinde bir şeyleri kıpırdattıysa o hissi bir yere not et. Çünkü bu bilgiyi unutursun ama o hissi unutmazsın. O da senin için kalıcı hale gelebilir arkadaşım. Kendinize iyi bakın.
Bu konuyu daha detaylı dinlemek istersen videosunu buradan izleyebilirsin.
